kulağımın dibinde (aynı odadayız zira, ne konuşsa, üç aşağı beş yukarı kulağımın dibine denk geliyor)
"benim için valid değil bu inform, kesinlikle acceptable değil" diyor.
hay eşekler kovalasın seni.
valid-->geçerli
inform-->bilgi
acceptable-->kabul edilebir
gayet günlük, kesinlikle teknik olmayan bu kelimeleri aklına mı getiremiyor da (yuh!) ingilizcesini seçiyor,
türkçesi dururken ingilizcesini kullanmak vurgu yapar mı sanıyor (kimmiş bunun türkçe öğretmeni acaba)
ya da ne halt zannediyor bilemiyorum ama,
benim cidden sinirimi bozuyor.
özenti midir, kompleks midir, bi nedir bu?
ayh!!!! bi git yaaaa!!!!
2 Mart 2009 Pazartesi
hu huuu
yaa, birileri Mart'ın geldiğini hatırlatabilir mi?
kar yağıyor dışarda.
hem de öyle "aman iyi, kar yağarken hava yumuşar" modunda değil.
resmen hırsından yağıyor, o derece soğuk.
sıkıldım.
kıştan, soğuktan, krizden, griden.....
apartmanın sadece 1 günlük kaldığı söylenen gazından
yanmayan kaloriferinden
üşümekten...
hadi amaaaa..
mart geldi.
baharın kendisi değilse bile kokusu gelsin artık lütfen!
kar yağıyor dışarda.
hem de öyle "aman iyi, kar yağarken hava yumuşar" modunda değil.
resmen hırsından yağıyor, o derece soğuk.
sıkıldım.
kıştan, soğuktan, krizden, griden.....
apartmanın sadece 1 günlük kaldığı söylenen gazından
yanmayan kaloriferinden
üşümekten...
hadi amaaaa..
mart geldi.
baharın kendisi değilse bile kokusu gelsin artık lütfen!
27 Şubat 2009 Cuma
çorap
aceleylen çıkıyoruz evden.
her 10 çıkışın en az onunda(!) olduğu gibi 8) sel kabanı ve ayakkabıyı giymiş beni bekliyor kapıda.
hazırım demiştim ama son bi aynaya bakıyorum.
ana!
fark ettim çorap giymemişim.
koştum yatak odasına.
annemin geçen verdiği çoraplar ortada
aldım elime, telefon da oradaymış, onu da aldım.
kapıda dikilen sel'e uzattım telefonla çorabın tekini tutsun diye
çantamı alıp yere koydum antrede
kendim de yere oturdum ki çoraplarımı ve botlarımı giyeyim.
bir çorabı giydim.
diğerini istedim (çorabı niye verdin derseniz: ne bileyim, elimde kalmış, telefonla beraber onu da tuturmuşum eline. yok canım, temiz çorap, ilk giyiyorum)
-ver çorabı?
-=)))
-ya ne gülüyon versene?
-çorabının üstünde sıpaydırmen yazıyo farkında mısın?
-hee olabilir, örümcekadam resmi var zaten
-çocuk çorabı bu?
-noolmuş! tam oluyo ayağıma?
-erkek çocuk çorabı mı alıyorsun kendine =))))
-ya ne alakası var, annem almış verdi geçen gün.
-annen sana sıpaydır men çorabı mı almış, hahahha, "anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı" =)))) puhahahahaa....
dalga geçti benle.
manyak!
üstünde durmadım, acele acele çıktık evden.
ama bunla bitti mi,
yoooo.
öğlene doğru aramış beni
-iyi günner. sizi reklam şirketinden arıyorum. sıpaydırmen çoraplarının reklam kampanyasında kullanmak üzere ayacıklarınıza ihtiyaç var.
ayacık!!!
-parada anlaşırsak kabul ederim, maddi menfaatim ne olacak dedim.
beni ikna edecek bir teklifte bulunamadı.
tersleyip kapattım telefonu.
açıklıyorum.
ayaklarım 36 numara.
nooolmuş!!!!!!
hayır ne olmuş annem ucuz bulup da üstünde örümcek adam resmi olan bi soket çorap aldıysa!
kot giymişim, altına postal giymişim.
içinde sıpaydır yazsa ne olur, barbi yazsa ne olur!!
çok komikmiş de, çok hoşuna gitmiş de, çok gülmüş de, ayacıkmış da....
akşam alışveriş merkezine götürüp kendim için havalı çoraplar aldırmaz mıyım ben şimdi buna?
peh!!!
her 10 çıkışın en az onunda(!) olduğu gibi 8) sel kabanı ve ayakkabıyı giymiş beni bekliyor kapıda.
hazırım demiştim ama son bi aynaya bakıyorum.
ana!
fark ettim çorap giymemişim.
koştum yatak odasına.
annemin geçen verdiği çoraplar ortada
aldım elime, telefon da oradaymış, onu da aldım.
kapıda dikilen sel'e uzattım telefonla çorabın tekini tutsun diye
çantamı alıp yere koydum antrede
kendim de yere oturdum ki çoraplarımı ve botlarımı giyeyim.
bir çorabı giydim.
diğerini istedim (çorabı niye verdin derseniz: ne bileyim, elimde kalmış, telefonla beraber onu da tuturmuşum eline. yok canım, temiz çorap, ilk giyiyorum)
-ver çorabı?
-=)))
-ya ne gülüyon versene?
-çorabının üstünde sıpaydırmen yazıyo farkında mısın?
-hee olabilir, örümcekadam resmi var zaten
-çocuk çorabı bu?
-noolmuş! tam oluyo ayağıma?
-erkek çocuk çorabı mı alıyorsun kendine =))))
-ya ne alakası var, annem almış verdi geçen gün.
-annen sana sıpaydır men çorabı mı almış, hahahha, "anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı" =)))) puhahahahaa....
dalga geçti benle.
manyak!
üstünde durmadım, acele acele çıktık evden.
ama bunla bitti mi,
yoooo.
öğlene doğru aramış beni
-iyi günner. sizi reklam şirketinden arıyorum. sıpaydırmen çoraplarının reklam kampanyasında kullanmak üzere ayacıklarınıza ihtiyaç var.
ayacık!!!
-parada anlaşırsak kabul ederim, maddi menfaatim ne olacak dedim.
beni ikna edecek bir teklifte bulunamadı.
tersleyip kapattım telefonu.
açıklıyorum.
ayaklarım 36 numara.
nooolmuş!!!!!!
hayır ne olmuş annem ucuz bulup da üstünde örümcek adam resmi olan bi soket çorap aldıysa!
kot giymişim, altına postal giymişim.
içinde sıpaydır yazsa ne olur, barbi yazsa ne olur!!
çok komikmiş de, çok hoşuna gitmiş de, çok gülmüş de, ayacıkmış da....
akşam alışveriş merkezine götürüp kendim için havalı çoraplar aldırmaz mıyım ben şimdi buna?
peh!!!
26 Şubat 2009 Perşembe
etekten kolye yaptım!!
öyle sanıyorum ki (en azından öyle ümit ediyorum) menapoza girmeme henüz yıllar var.
deryabaykal programı seyretmeme işim engel
hobi dergileri de alıp okumam
annem falan da öyle kafayı çizmiş, nevresimden ayakkabı diken, patlak ampülden tuvalet kağıtlığı yapan biri değil. (tövbe yarabbim, verdiğim örneklere bak!)
ama,
dün akşam etekten kolye yaptım ben
allahım aklıma mukayyet ol.
hayır niye diyeceksin.
e seviyordum ben o eteğin kumaşını, rengini, dokusunu falan.
ama etek olarak da giymiyorum.
ama ne verebiliyorum, ne atabiliyorum.
hah dedim, yelek yapayım bunu. (ilk fikir makul gördüğünüz gibi, sonradan şuur kaybı oluyor.)
fikir güzel de,
ben dikiş bilmem.
biçiş hiç bilmem.
evdeki kot yeleği eteğin üstüne koyup tek yanını çizdim.
kestim.
hah! bi güven geldi üstüme.
aynı parçayı yana koydum, onu da kestim.
kestim de,
bi bakayım ki ne göreyim.
biri kumaşın ön tarafı, biri arka tarafı.
hay şeytan!!!
etek dediğin de tesettür eteği değil ki, kestiğin parçağı at, yenisini kes!
gitti boşa güzelim etek.
e ne yapaciz.
dur bari kolye yapayım dedim.
makası, iğne ipliği alıp geçtim tv karşısına.
kesiyorum, büzüyorum, dikiyorum.
bi dolu yuvarlak birikti yanımda.
sel sordu:
napıyorsun.
ters ters bakıp "oynuyorum!" dedim.
bi daha soramadı.
sonraaaa...
"boncuk" yapmaktan sıkılıp, ipe dizmeye karar verdim.
ipi iğneye geçirip, hepsinin ortasından batırıp üstü üste sıraladım.
al sana kolye!
işim bittiğinde sel bi cesaret konuştu:
etekten kolye mi yaptın yani!!?
NE VAR!!!
hayır ne var yani, bunalmış, sıkılmış olamaz mıyım.
etekten kolye yapmak suç mu?
sabah anneme yazdım, haklı olarak anlamadı kadıncağız.
resim çekip yolladım.
hazır resim çekmişken dedim, siz de bakın da görün bu bunalık (kelime doğru yazıldı. bulanık değil, bunalmış manasında bunalık) saklambacınız nelerle uğraşıyor.
deryabaykal programı seyretmeme işim engel
hobi dergileri de alıp okumam
annem falan da öyle kafayı çizmiş, nevresimden ayakkabı diken, patlak ampülden tuvalet kağıtlığı yapan biri değil. (tövbe yarabbim, verdiğim örneklere bak!)
ama,
dün akşam etekten kolye yaptım ben
allahım aklıma mukayyet ol.
hayır niye diyeceksin.
e seviyordum ben o eteğin kumaşını, rengini, dokusunu falan.
ama etek olarak da giymiyorum.
ama ne verebiliyorum, ne atabiliyorum.
hah dedim, yelek yapayım bunu. (ilk fikir makul gördüğünüz gibi, sonradan şuur kaybı oluyor.)
fikir güzel de,
ben dikiş bilmem.
biçiş hiç bilmem.
evdeki kot yeleği eteğin üstüne koyup tek yanını çizdim.
kestim.
hah! bi güven geldi üstüme.
aynı parçayı yana koydum, onu da kestim.
kestim de,
bi bakayım ki ne göreyim.
biri kumaşın ön tarafı, biri arka tarafı.
hay şeytan!!!
etek dediğin de tesettür eteği değil ki, kestiğin parçağı at, yenisini kes!
gitti boşa güzelim etek.
e ne yapaciz.
dur bari kolye yapayım dedim.
makası, iğne ipliği alıp geçtim tv karşısına.
kesiyorum, büzüyorum, dikiyorum.
bi dolu yuvarlak birikti yanımda.
sel sordu:
napıyorsun.
ters ters bakıp "oynuyorum!" dedim.
bi daha soramadı.
sonraaaa...
"boncuk" yapmaktan sıkılıp, ipe dizmeye karar verdim.
ipi iğneye geçirip, hepsinin ortasından batırıp üstü üste sıraladım.
al sana kolye!
işim bittiğinde sel bi cesaret konuştu:
etekten kolye mi yaptın yani!!?
NE VAR!!!
hayır ne var yani, bunalmış, sıkılmış olamaz mıyım.
etekten kolye yapmak suç mu?
sabah anneme yazdım, haklı olarak anlamadı kadıncağız.
resim çekip yolladım.
hazır resim çekmişken dedim, siz de bakın da görün bu bunalık (kelime doğru yazıldı. bulanık değil, bunalmış manasında bunalık) saklambacınız nelerle uğraşıyor.
25 Şubat 2009 Çarşamba
nasıl yorumlasam, neye yorsam?
bazı yorumları yapmak kolay tabi.
etrafta üç beş kişiye sorsan ,en azından fikri olana rastlarsın.
gugılı açar yorumdu, tabirdi, faldı bişeylere bakar, "hıııı" dersin.
"rüyamda bulut gördüm neye yorsam" kolay bi soru.
"falımda at çıktı" da öyle.
"burç yorumlarımda kısmet görünüyor" da eyvallah.
da,
"pizzamdan paket lastiği çıktı, tam ortadan ikiye bölünmüş"ün yorumu ne ki?
öğlen kitapla zaman geçirince, pek aç da değildim, yemeği az önce yedim.
bir yerden ayıptır söylemesi vejeteryan pizza istedim.
geldi.
aldım çatalı bıçağı....
3. dilimde bu çıktı!
yorumlamaya faydası olur diye ayrıntı atlamıyım:
yarısı 3. dilimde, yarısı 4. dilimde çıktı.
şimdi:
rüyada lastik görmek iki yüzlü bir kişiyle tanışacağınıza, onunla bir iş yapmaya kalkıştığınızda büyük zarar edeceğinize yorumlanırmış. (eh. pizzadan çıkınca da zarar etmiş oluyorsun. nispeten doğru)
falda lastik çıkması ise giriştiğin bir işte sonuç almanın uzayacağına falan delalet olabilir.
ama,
pizzadan lastik çıkmasını nasıl yorumlasam a dostlar!
"ordadan sipariş vermeye devam edersen tez zamanda sağlık sorunu yaşayacaksın" olabilir mi acaba?
not: lastiği çıkartıp kalanını da yedim ha! iğrenç miyim açık konuşun!
etrafta üç beş kişiye sorsan ,en azından fikri olana rastlarsın.
gugılı açar yorumdu, tabirdi, faldı bişeylere bakar, "hıııı" dersin.
"rüyamda bulut gördüm neye yorsam" kolay bi soru.
"falımda at çıktı" da öyle.
"burç yorumlarımda kısmet görünüyor" da eyvallah.
da,
"pizzamdan paket lastiği çıktı, tam ortadan ikiye bölünmüş"ün yorumu ne ki?
öğlen kitapla zaman geçirince, pek aç da değildim, yemeği az önce yedim.
bir yerden ayıptır söylemesi vejeteryan pizza istedim.
geldi.
aldım çatalı bıçağı....
3. dilimde bu çıktı!
yorumlamaya faydası olur diye ayrıntı atlamıyım:
yarısı 3. dilimde, yarısı 4. dilimde çıktı.
şimdi:
rüyada lastik görmek iki yüzlü bir kişiyle tanışacağınıza, onunla bir iş yapmaya kalkıştığınızda büyük zarar edeceğinize yorumlanırmış. (eh. pizzadan çıkınca da zarar etmiş oluyorsun. nispeten doğru)
falda lastik çıkması ise giriştiğin bir işte sonuç almanın uzayacağına falan delalet olabilir.
ama,
pizzadan lastik çıkmasını nasıl yorumlasam a dostlar!
"ordadan sipariş vermeye devam edersen tez zamanda sağlık sorunu yaşayacaksın" olabilir mi acaba?
not: lastiği çıkartıp kalanını da yedim ha! iğrenç miyim açık konuşun!
24 Şubat 2009 Salı
ne yapmalı bilmiyorum!
çocuk tam 21.5 yaşında.
cin olma yolunda adam çarpma antremanlarıyla meşgul
dünyalar güzeli, esprili, hayat dolu, pür neşe annesi ölüp gittiğinde 5 yaşındaydı.
annesini asla hak etmemiş babası, çok kısa süre sonra evlendiğinde de henüz okula başlamıştı.
baba yalancı..
baba bencil.
babada yanlış çok.
çocukluk dönemi zor geçti.
annesini kaybettiği aynı kazada ölen dedesinin de ardından iyice yalnız, mutsuz ve kaza sebebiyle fiziksel anlamda da sakat kalan anneannesi sahip çıkmak için uğraştı ona, ona sebep hayatta kaldı.
üvey annenin alakalı anne pozları çok kısa sürdü.
baba umursamadı
çocuk huzursuz ve fakat arkasında bir anneanne olduğu bilinciyle nispeten güven hissederek büyüdü.
baba amerikaya gitti bir süre sonra üvey anneyle.
çocuk bırakıldı anneannede, başka bir şehirde.
liseye başlarken, amerikaya gitti o da.
5 sene oradaydı.
anneanne maddi manevi arkasında durabilmek için her şeyi yaptı.
her şeyi.
yeter ki o iyi olsundu.
kısmetsiz, kadersiz çocukcağız, kızının emanetiydi.
aile olarak biz, hep yanında olmaya çalıştık.
bi tek babam, her zaman şüpheyle baktı söylediklerine.
ben, annem, kardeşim hep onun tarafıydık.
ona hep bunu hissettirdik.
sen özelsini, sen değerlisini, sen bizim ailemizin parçasısını söyledik durduk her yanlışında.
detaylar uzun...
üniversiteye devam ederken-ettiğini söylerken- döndü geldi türkiyeye, ananenin yanına.
ondan sonra arkası kesilmedi sorunların.
tekrar gidecekti vize alamadı
okula para yolladı kaydı yeniledi
yeniledi okula gidemedi
gidemedi parayı kurtaramadı
yeşil kart yılan hikayesi oldu
kesinleşen işler suya düştü
suları eşek içti, dağa kaçtı
dağlar yandı bitti kül oldu..
güya!
kısmetsizliğine şanssızlığına ağladı
yer geldi onunla beraber söylendik
yeri geldi "allahallaaaah"dedik
yeri geldi o iş öyle olmaz dedik.
her bişeyin yeri geldi, yeri geldikçe hep söyledik.
pişmiş tavuk oldum dedi, çıkar yol aradık.
"ailemiz" içinde olduğunu ispata çalıştık.
hep ama hep "iyi insanlar" gördü bize baktıkça.
şimdi:
cin olmadan adam çarpma peşindeki bu delikanlı, anneanneyi sadece kasa olarak gördüğü ve kullandığı yetmiyormuş gibi, milyon tanesi fos çıkan yeni iş fikri sebebiyle para lazım olduğundan, kadını tehdit etmiş oturduğu evi satıp, mirastan düşen payı kendine versin diye.
şeytan yürüdü beynime!
doğduğundan beri tanıdığım, sevdiğim, sonraları sevmeye çaba sarfettiğim bu çocuğu,
kadersiz bulduğum, yanlışlarını haklı bulmaya çalıştığım bu çocuğu,
abla, arkadaş, dost olmaya çalıştığım bu çocuğu,
karşısında duranlara karşı yanına geçtiğim bu çocuğu.....
bi temiz dövmek istiyorum.
gördüğüm her yanlışa rağmen,
yanlışlarını haklı sebeplere dayandırıp, düzeleceğine inanarak destek olmaya;
ve belki bu yüzden onun tarafından saf salak iyi niyetli göründüğümü bilsem de sevgi vermeye devam ettiğim bu çocuğa, hiç görmediği yüzümü göstermek istiyorum.
sanırım sonunda tüm hırsımı, meydanı boş buldum zanneden, gemi azıya alan bu gerizekalı bebeden çıkartıcam!
kalbimin en özel köşesinde sonsuza dek kalacak olan güzel annesi ve tarifsiz sevmiş olduğum dedesinin ruhları hiç kusura bakmasın!
cin olma yolunda adam çarpma antremanlarıyla meşgul
dünyalar güzeli, esprili, hayat dolu, pür neşe annesi ölüp gittiğinde 5 yaşındaydı.
annesini asla hak etmemiş babası, çok kısa süre sonra evlendiğinde de henüz okula başlamıştı.
baba yalancı..
baba bencil.
babada yanlış çok.
çocukluk dönemi zor geçti.
annesini kaybettiği aynı kazada ölen dedesinin de ardından iyice yalnız, mutsuz ve kaza sebebiyle fiziksel anlamda da sakat kalan anneannesi sahip çıkmak için uğraştı ona, ona sebep hayatta kaldı.
üvey annenin alakalı anne pozları çok kısa sürdü.
baba umursamadı
çocuk huzursuz ve fakat arkasında bir anneanne olduğu bilinciyle nispeten güven hissederek büyüdü.
baba amerikaya gitti bir süre sonra üvey anneyle.
çocuk bırakıldı anneannede, başka bir şehirde.
liseye başlarken, amerikaya gitti o da.
5 sene oradaydı.
anneanne maddi manevi arkasında durabilmek için her şeyi yaptı.
her şeyi.
yeter ki o iyi olsundu.
kısmetsiz, kadersiz çocukcağız, kızının emanetiydi.
aile olarak biz, hep yanında olmaya çalıştık.
bi tek babam, her zaman şüpheyle baktı söylediklerine.
ben, annem, kardeşim hep onun tarafıydık.
ona hep bunu hissettirdik.
sen özelsini, sen değerlisini, sen bizim ailemizin parçasısını söyledik durduk her yanlışında.
detaylar uzun...
üniversiteye devam ederken-ettiğini söylerken- döndü geldi türkiyeye, ananenin yanına.
ondan sonra arkası kesilmedi sorunların.
tekrar gidecekti vize alamadı
okula para yolladı kaydı yeniledi
yeniledi okula gidemedi
gidemedi parayı kurtaramadı
yeşil kart yılan hikayesi oldu
kesinleşen işler suya düştü
suları eşek içti, dağa kaçtı
dağlar yandı bitti kül oldu..
güya!
kısmetsizliğine şanssızlığına ağladı
yer geldi onunla beraber söylendik
yeri geldi "allahallaaaah"dedik
yeri geldi o iş öyle olmaz dedik.
her bişeyin yeri geldi, yeri geldikçe hep söyledik.
pişmiş tavuk oldum dedi, çıkar yol aradık.
"ailemiz" içinde olduğunu ispata çalıştık.
hep ama hep "iyi insanlar" gördü bize baktıkça.
şimdi:
cin olmadan adam çarpma peşindeki bu delikanlı, anneanneyi sadece kasa olarak gördüğü ve kullandığı yetmiyormuş gibi, milyon tanesi fos çıkan yeni iş fikri sebebiyle para lazım olduğundan, kadını tehdit etmiş oturduğu evi satıp, mirastan düşen payı kendine versin diye.
şeytan yürüdü beynime!
doğduğundan beri tanıdığım, sevdiğim, sonraları sevmeye çaba sarfettiğim bu çocuğu,
kadersiz bulduğum, yanlışlarını haklı bulmaya çalıştığım bu çocuğu,
abla, arkadaş, dost olmaya çalıştığım bu çocuğu,
karşısında duranlara karşı yanına geçtiğim bu çocuğu.....
bi temiz dövmek istiyorum.
gördüğüm her yanlışa rağmen,
yanlışlarını haklı sebeplere dayandırıp, düzeleceğine inanarak destek olmaya;
ve belki bu yüzden onun tarafından saf salak iyi niyetli göründüğümü bilsem de sevgi vermeye devam ettiğim bu çocuğa, hiç görmediği yüzümü göstermek istiyorum.
sanırım sonunda tüm hırsımı, meydanı boş buldum zanneden, gemi azıya alan bu gerizekalı bebeden çıkartıcam!
kalbimin en özel köşesinde sonsuza dek kalacak olan güzel annesi ve tarifsiz sevmiş olduğum dedesinin ruhları hiç kusura bakmasın!
23 Şubat 2009 Pazartesi
hafta sonu raporu vereyim
cuma pek gıcıktım, malum.
eve gittik öf, pöf.
bunalım takılmak niyetindeyim.
hayatıma girip muhtemel zengin koca adaylarımı bertaraf eden sel'e de gıcığım.
o da farkında.
ama pek olmadı.
kardiş geldi.
az buçuk biliyor durumu.
konuşalım, dertleşelim, iyi gelir diye çıkmış gelmiş.
bişeyler yedik önce
kardiş de rakı alıp gelmiş ki, faydası olsun sakinleşmeye.
şahsım pek rakı insanı olmadığımdan, eşlik etmek için başka bişeyler içtim önce.
baktım içtikçe bi dertlenme azalması oluyor.
rakıyla devam edeyim dedim.
ettim.
e tabi olmadı.
ayıptır söylemesi ööğğkkk...önce gidip içtiklerimin bir kısmını döktüm.
sonra da yatıp uyudum.
sabah bi kalktık ki ankara anKARa olmuş.
bizde kalan kardiş kalktı, bi eğitimi varmış ona gitti.
sel işe gitti.
zavallı şahsım ise sürünüyorum.
yok valla sadece içtim diye değil,
sanırım birgün önceden üşüttüm de biraz.
zira o gıcık gün boyunca defalarca dışarı çıkıp telefonla konuşmuştum, üstümde bi ince gömlekle.
hastayım!
ama nasıl fenayım.
ama fena olmam nasıl fena bişey!!
zira akşama kardiş ve nişanlısı beraberlerinde kızcağızın abisi ve yengesiyle beraber yemeğe gelecek.
insanlar ilk defa evimize gelecekler.
rakı-balık muhabbetine.
rakı diyince midem bulanıyor benimse.
allahtan anne-baba desteği var.
yoksa vallahi bitmiştim.
babam türlü çeşit balık almış, tam hazırlamış hepsini pişirmeye uygun.
unu bile doldurmuş kavanoza getirmiş.
annem mezelerin hepsini yapmış.
hazırlamış, tabaklara koyup süslemesine kadar yaptı.
salataları hazırlamış, getirmiş.
yemek takımını dolaptan çıkarttı, yıkadı temizledi,
sofrayı bile annemle hazırladık, çoğunu annem.
ben gidip iki defa kustum, mızıldadım, üfleyip, püfledim.
ama annem her bi şeyi hazır etti.
oldu bitti herşey.
akşam geldiler saat 19 da.
allahtan çok tatlı, samimi, hoş sohbet insanlar.
toplasan beraber 3. yemeğimiz (biri onların annesinde, biri annemlerde olmak üzere) ama uzun zamandır dostmuşuz gibi.
oturduk sofraya saat 19:30 gibi.
kalktık saat 03:00 de
valla!
8 saat.
erkek milleti rakıyla,
kadın milleti de nar şarabıyla ittirirken balığı, bir sohbet, muhabbet.
(ben sadece 1.5 yudum şarap alabildim ağzıma. suyla eşlik ettim onlara)
saat 03:00 de kalkıp çıktılar.
ben zaten nane molla durumdaydım.
gıda maddelerini dolaba kaldırıp,
masayı öylece bırakıp yattım.
pazar saat 11 gibi kalkıp önce ortalığı topladık.
topladık dediysem çoğunu sel halletti aslında.
ben çıraklık yaptım.
sonra kahvaltı mahvaltı.
biraz alışveriş.
annemin getirdiği bi dolu şey vardı,
götürmek için gittik annemlere.
akşamdan kalan bi sürü ekmek vardı, aşağıda kuru ağaç dallarına taktık, kuşlar yesin diye.
kediler için mama
köpekler için balık artıkları uygun yere.
su ihtiyaçları için bir kap su.
sonraaaa,
bir arkadaşımın istediği, sipariş ettiği bir yelek vardı.
kolaycacık bişey, kendim için yapmıştım da, o da beğenmiş, istemişti.
onu yapmam gerekiyordu.
annem ve babam yardım ettiler, bitirdik.
ona da yetiştiler yani.
8)
akşam yemeği için eve döndük.
biraz ev işi, toparlama faslı.
tv-battaniye
bitirdik günü işte.
bu sabah da kalkıp geldim yine yeni bir haftaya başlamak üzere işe.
iyi bir hafta olsun dilerim.
not: ara vere vere yazdım bi saattir. darma dağınık. yazıdan bişey anlamayanlar kendine kusur bulmasın. ben bi dağınık yazdım bugün galiba. ama dönüp baştan okuyup düzeltecek halim de yok valla 8)
eve gittik öf, pöf.
bunalım takılmak niyetindeyim.
hayatıma girip muhtemel zengin koca adaylarımı bertaraf eden sel'e de gıcığım.
o da farkında.
ama pek olmadı.
kardiş geldi.
az buçuk biliyor durumu.
konuşalım, dertleşelim, iyi gelir diye çıkmış gelmiş.
bişeyler yedik önce
kardiş de rakı alıp gelmiş ki, faydası olsun sakinleşmeye.
şahsım pek rakı insanı olmadığımdan, eşlik etmek için başka bişeyler içtim önce.
baktım içtikçe bi dertlenme azalması oluyor.
rakıyla devam edeyim dedim.
ettim.
e tabi olmadı.
ayıptır söylemesi ööğğkkk...önce gidip içtiklerimin bir kısmını döktüm.
sonra da yatıp uyudum.
sabah bi kalktık ki ankara anKARa olmuş.
bizde kalan kardiş kalktı, bi eğitimi varmış ona gitti.
sel işe gitti.
zavallı şahsım ise sürünüyorum.
yok valla sadece içtim diye değil,
sanırım birgün önceden üşüttüm de biraz.
zira o gıcık gün boyunca defalarca dışarı çıkıp telefonla konuşmuştum, üstümde bi ince gömlekle.
hastayım!
ama nasıl fenayım.
ama fena olmam nasıl fena bişey!!
zira akşama kardiş ve nişanlısı beraberlerinde kızcağızın abisi ve yengesiyle beraber yemeğe gelecek.
insanlar ilk defa evimize gelecekler.
rakı-balık muhabbetine.
rakı diyince midem bulanıyor benimse.
allahtan anne-baba desteği var.
yoksa vallahi bitmiştim.
babam türlü çeşit balık almış, tam hazırlamış hepsini pişirmeye uygun.
unu bile doldurmuş kavanoza getirmiş.
annem mezelerin hepsini yapmış.
hazırlamış, tabaklara koyup süslemesine kadar yaptı.
salataları hazırlamış, getirmiş.
yemek takımını dolaptan çıkarttı, yıkadı temizledi,
sofrayı bile annemle hazırladık, çoğunu annem.
ben gidip iki defa kustum, mızıldadım, üfleyip, püfledim.
ama annem her bi şeyi hazır etti.
oldu bitti herşey.
akşam geldiler saat 19 da.
allahtan çok tatlı, samimi, hoş sohbet insanlar.
toplasan beraber 3. yemeğimiz (biri onların annesinde, biri annemlerde olmak üzere) ama uzun zamandır dostmuşuz gibi.
oturduk sofraya saat 19:30 gibi.
kalktık saat 03:00 de
valla!
8 saat.
erkek milleti rakıyla,
kadın milleti de nar şarabıyla ittirirken balığı, bir sohbet, muhabbet.
(ben sadece 1.5 yudum şarap alabildim ağzıma. suyla eşlik ettim onlara)
saat 03:00 de kalkıp çıktılar.
ben zaten nane molla durumdaydım.
gıda maddelerini dolaba kaldırıp,
masayı öylece bırakıp yattım.
pazar saat 11 gibi kalkıp önce ortalığı topladık.
topladık dediysem çoğunu sel halletti aslında.
ben çıraklık yaptım.
sonra kahvaltı mahvaltı.
biraz alışveriş.
annemin getirdiği bi dolu şey vardı,
götürmek için gittik annemlere.
akşamdan kalan bi sürü ekmek vardı, aşağıda kuru ağaç dallarına taktık, kuşlar yesin diye.
kediler için mama
köpekler için balık artıkları uygun yere.
su ihtiyaçları için bir kap su.
sonraaaa,
bir arkadaşımın istediği, sipariş ettiği bir yelek vardı.
kolaycacık bişey, kendim için yapmıştım da, o da beğenmiş, istemişti.
onu yapmam gerekiyordu.
annem ve babam yardım ettiler, bitirdik.
ona da yetiştiler yani.
8)
akşam yemeği için eve döndük.
biraz ev işi, toparlama faslı.
tv-battaniye
bitirdik günü işte.
bu sabah da kalkıp geldim yine yeni bir haftaya başlamak üzere işe.
iyi bir hafta olsun dilerim.
not: ara vere vere yazdım bi saattir. darma dağınık. yazıdan bişey anlamayanlar kendine kusur bulmasın. ben bi dağınık yazdım bugün galiba. ama dönüp baştan okuyup düzeltecek halim de yok valla 8)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)