günün "şimdi"sini yazmak üzere huzurunuzda bulunuyorum muhterem kariler.
kızlardan biri geldi "efkarım birikti durmaz içimde" diye bi şarkı vardı neşe karaböcek miydi neydi, sabır taşı mıydı, dilek ağacı mıydı neydi dedi.
hemmencik internet araştırmamızı yapıp bulduk:
neşe değil gülden karaböcek imiş.
dilek taşı.
bildiniz mi
hah işte onu dinleyip, acıklı bir bakışla yutkunuyorum.
yok şarkıya hisleniyor olduğumdan değil de,
boğazım acıyo.
zavallı bünyem tişortla terlerken, ertesi gün palto ile üşümeye dayanamadı galiba.
sel de hasta zaten.
onun da boğazı gidik.
birbirimizin ateşine bakıyoruz, bişey yok.
domuz momuz değiliz diyoruz.
iyiyiz.
birazdan çıkarım.
ay allah sizi inandırsın ev bir piiiiis, bir dağınıııık, bir kötüüüü...
dün kardeşle kısçeyi çağırdık yemeğe, evin rezaletine aldırmadan.
onlar gelmeden önce bulaşık makinasını çalıştırdığımız için de yemek bulaşıkları olduğu gibi ortada kaldı.
onlar gittikten sonra da, makinayı boşaltıp yerleştirmedik
oldu mu sana tezgah üstü çıfıt çarşısı, çingene çadırı
ne varsa ortada
yağlı mağlı bulaşıklar, tatlı kaseleri, meyve çöpleri üstüne sabahki kahvaltı tabakları, yetmedi sıcak şaraptan çıkmış pörsük elmalar, portakallar, sağa sola serpilmiş kabul tarçınlar....
bööööğğkkk....
bi de utanmadan yazdım ya, yuh olsun bana.
ay neyse, işte eve gidince daha bismillah ayakkabıyı çıkartıp mutfağa girişmemiz lazım.
öfff...
ya da dur, ben üstümü başımı değişip, makyajımı falan temizleyene kadar sel halletsin o işleri.
evet evet bu iyi fikir 8)))
oldu o zaman 8)
02 Aralık 2009 Çarşamba
2aralık1derelik
başlığın saçmalığına takılmayın.
diyeceklerini belli bir başlık altında toplayabileceğine inancı olmayan şahsımın bari tarih atayım diyerek girişmekle beraber, anında cıvıttığının kanıtı, ve hatta bunu açıklama çabasını bile nihayete erdiremeyecek kadar saçmaladığımın ispatıdır şu manasız cümle. (hı?)
söyleyecek lafım yok, yazacak takatim yok yine de bi yazma çabası, bi gevezelik isteği. 8(
dur o zaman şeyi diyim bari:
bayramda antalyaya gittik biz.
daha doğrusu arife günü aniden antalyaya kaçtık biz.
önceden planlamamıştık.
zaten paramız yoktu.
gel gör ki sel kişisi gerginlikten yarılmış durumda.
dedi ki "benzin param var, kaçalım!"
canıma minnet.
çerçey kokusu burnumda tütmüş zaten.
annem-babam-fundam orda zaten.
sel'in cümle sülalesi burda zaten
ben kaçmıyım kim kaçsın.
sağolasıca koca kişisi de kaçalım diyinceeee
attık çantaya 2pantolon 2kazak
yola!
gece 4 falandı eve ulaştığımız.
çaldık kapıyı, her şeyden habersiz uykuda olan ev halkının kulağına kulağına!
meraklı, temkinli, hayırdır'lı bakışlarla açıldı kapı.
aman bir şenlik bir şenlik.
e sevindiler tabi, çok şahane rol yapmıyorlardıysa 8)
o değil de,
yav zarıl zarıl kapı çaldık, açıldı, bağrış çağrış gürültü kahkaha falan...
kapıya en yakın odada yatan anneannemin ruhu duymadı be!
nasıl uyumaktır o yarebbim, gece yarısı 1 saat bağrıştık evde de, kadınceğiz ancak bayram sabahı şaşırdı bize. 8))
neyse işte,
öpüş koklaş faslı sonrası yattık 1-2 saat uyuduk.
oy çerçeyyyiiiiiimm oy kuzuuuuuum, oy datlıııııım, kediler padişahının kızı prensesiiiiimm...
bizim odamızda uyuyormuş meğer.
öpmelere doyamadım, oyyşş. bak vallaha da ağzım sulandı şimdi ha!
valla bütün bayram oturduk desem yeridir.
her gün gittik sel ile beraber deniz kıyısına, attık kendimizi bi sallanan koltuğa, artık çaydır kahvedir, koladır, biradır allah ne verdiyse...
açtık kitabımızı.
güneşe oramızı buramızı vere vere okuduk saatlerce.
aman bi güzel oldu bi güzel oldu.
üüffff....
(ses efekti yanlış verilmedi, güzel bişey anlatırken de üfff denir gayet normal.)
sonracığıma....
ay yazasım yok yaaaa..
valla bak.
bu yani.
gittik, şaşırttık, güneşlendik, yedik içtik, okuduk.
uzatamıycam kaçtım ben.
içim sıkılıyor zaten burda.
hadi.
gelirim yine.
diyeceklerini belli bir başlık altında toplayabileceğine inancı olmayan şahsımın bari tarih atayım diyerek girişmekle beraber, anında cıvıttığının kanıtı, ve hatta bunu açıklama çabasını bile nihayete erdiremeyecek kadar saçmaladığımın ispatıdır şu manasız cümle. (hı?)
söyleyecek lafım yok, yazacak takatim yok yine de bi yazma çabası, bi gevezelik isteği. 8(
dur o zaman şeyi diyim bari:
bayramda antalyaya gittik biz.
daha doğrusu arife günü aniden antalyaya kaçtık biz.
önceden planlamamıştık.
zaten paramız yoktu.
gel gör ki sel kişisi gerginlikten yarılmış durumda.
dedi ki "benzin param var, kaçalım!"
canıma minnet.
çerçey kokusu burnumda tütmüş zaten.
annem-babam-fundam orda zaten.
sel'in cümle sülalesi burda zaten
ben kaçmıyım kim kaçsın.
sağolasıca koca kişisi de kaçalım diyinceeee
attık çantaya 2pantolon 2kazak
yola!
gece 4 falandı eve ulaştığımız.
çaldık kapıyı, her şeyden habersiz uykuda olan ev halkının kulağına kulağına!
meraklı, temkinli, hayırdır'lı bakışlarla açıldı kapı.
aman bir şenlik bir şenlik.
e sevindiler tabi, çok şahane rol yapmıyorlardıysa 8)
o değil de,
yav zarıl zarıl kapı çaldık, açıldı, bağrış çağrış gürültü kahkaha falan...
kapıya en yakın odada yatan anneannemin ruhu duymadı be!
nasıl uyumaktır o yarebbim, gece yarısı 1 saat bağrıştık evde de, kadınceğiz ancak bayram sabahı şaşırdı bize. 8))
neyse işte,
öpüş koklaş faslı sonrası yattık 1-2 saat uyuduk.
oy çerçeyyyiiiiiimm oy kuzuuuuuum, oy datlıııııım, kediler padişahının kızı prensesiiiiimm...
bizim odamızda uyuyormuş meğer.
öpmelere doyamadım, oyyşş. bak vallaha da ağzım sulandı şimdi ha!
valla bütün bayram oturduk desem yeridir.
her gün gittik sel ile beraber deniz kıyısına, attık kendimizi bi sallanan koltuğa, artık çaydır kahvedir, koladır, biradır allah ne verdiyse...
açtık kitabımızı.
güneşe oramızı buramızı vere vere okuduk saatlerce.
aman bi güzel oldu bi güzel oldu.
üüffff....
(ses efekti yanlış verilmedi, güzel bişey anlatırken de üfff denir gayet normal.)
sonracığıma....
ay yazasım yok yaaaa..
valla bak.
bu yani.
gittik, şaşırttık, güneşlendik, yedik içtik, okuduk.
uzatamıycam kaçtım ben.
içim sıkılıyor zaten burda.
hadi.
gelirim yine.
26 Kasım 2009 Perşembe
yazarınız yazılarına teee öbür haftaya kadar ara vermiştir
valla hiiiç ekran-klavye ikilisiyle haşır neşir olasım yok.
zaten bugün de yarım gün diye bi boşvermişlik, bi tatil havası, bi cuma modu içersindeyim.
hadi saat 13:00 olsun da gideyim isteğindeyim.
amaaaaa
elbet gitmeden bi kase taze öpücük (sınırlı sayıda)
bi kase çikolata (sınırsız sayıda)
bi şişe lavanta kolonyası (e bi şişe işte)
yeteri kadar da etiketlenmiş sarılıp sarmalama kucağı (etiketlenmiş zira rasgele gelip uğrayanlarla sarmaş dolaş olmayayım fuzuli) bırakıyorum.
muhattapları kendini bilir.
bayramınızı samimiyetle kutluyorum.
bayram psikolojisi içersinde geçsin dilerim şu 4 gün.
salıya görüşürüz inşallah
amin.
8)
zaten bugün de yarım gün diye bi boşvermişlik, bi tatil havası, bi cuma modu içersindeyim.
hadi saat 13:00 olsun da gideyim isteğindeyim.
amaaaaa
elbet gitmeden bi kase taze öpücük (sınırlı sayıda)
bi kase çikolata (sınırsız sayıda)
bi şişe lavanta kolonyası (e bi şişe işte)
yeteri kadar da etiketlenmiş sarılıp sarmalama kucağı (etiketlenmiş zira rasgele gelip uğrayanlarla sarmaş dolaş olmayayım fuzuli) bırakıyorum.
muhattapları kendini bilir.
bayramınızı samimiyetle kutluyorum.
bayram psikolojisi içersinde geçsin dilerim şu 4 gün.
salıya görüşürüz inşallah
amin.
8)
25 Kasım 2009 Çarşamba
iş-güç-kedi-hava-bayram-tatlı
dünkü yazımda dile getirdiğim ve "eeehh.. yakarım ulen bu şirketi" minvalindeki hislerim değişmiş değil.
bu mevzuda görüşmek ve yer yer köpürmek, yer yer "e ama canım kardeşim" kıvamında sitem etmek üzere dün ayarlamış olduğumuz, bugün tarihli öğle yemeği ve kurultay ise, bahtsız saklanbacınızın bir bahtsızlık örneği olarak bayram sonuna ertelenmiş durumda. zira katılımcılardan biri aniden ortaya çıkan bir ailevi durumu sebebiyle şirketi terk etmek zorunda kaldı erken saatte.
"çok üzgünüm, yarın öğlen yapsak olur mu" teklifi ise kabul görmedi çünkü e yarın zaten arife anacım, gideciz öğlen, ne durayım burda.
neysss..
bu ka bekleyen şahsım 3-5 gün daha bekler.
öğlen tatilimi madem boşa çıkardım, e madem de hava günlük güneşlik, madem kitabım da var, e ne duraydım, helva yapsaydım ya.
gittim yaydım kendimi bi yere, kitap okudum. işime faydası olmadıysa da bana oldu.
geri geldim şirkete.
sel'i aramak için dışarı, kapının önüne çıktım. kedoş yan cenahındaki tüm tüyleri paçama sıvamak suretiyle bir geçiş gerçekleştirdi, yetinmedi, döndü bir daha süründü. e aferim, kadir kıymet bilen bi kedi demek ki.
neden mi kadir kıymet?
e ben söylemedim di mi?
pazar günü sel 2-3 saat uğraşıp, kesip, biçip, delip, çakıp, testereler, vidalar, matkaplar, yalıtım malzemeleri.. falan uğraşıp ona bi kulübe yaptı.
kedi kulubesi mi olurmuş deyip geçmeyin, baya konut oldu.
bak yan tarafta resmini gördüğünüz, neredeyse masa boyunda, üst üste 3 kedinin ayakta durabileceği yükseklikte bir kulübe yaptı. bir kedi değil, 5 kedi + ortancalarından bir köpek güzelce yaşar içinde 8)
malum kış geliyor. bu kedoşcuk da artık şirketin demirbaşı bi kedicik. sokak kedisi desen değil, ama ev kedisi konforuna da sahip değil. yazın mutlu mesut yaşar, çimenlerde göbek ısıtırken, kışın soğukta büzüşüp, bi karton kutunun, içine konan bi eski kazağın falan üstüne uyumaya çalışıyordu.
söyledim sel'e. şuna yağmurdan sudan soğuktan etkilenmeyecek bi şey yapsak diye. hah işte, o da şahane malzemeler almış geldi.
su geçirmez OSB ahşap denen bi malzemeden kulübenin dışını yaptı, fombort denen yalıtım malzemesiyle de içini kapladı. mis gibi sıcak bi yuva oldu kediciğe. getirdik pazar günü şirkete, koyduk. kedicik mutlu. artık bu doğurur da valla 8))
ay neyse yaa.. amma uzattım, ne diyordum.
ha sel'le konuştum işte. stres, mtres.. valla bu adam stresten, sıkıntıdan, gerginlikten ve endişeden ölmezse (allah muhafaza), bi insan bunlardan ölmüyor demektir. daha fazlası zor olur çünkü.
o değil de,
bayram da geliyor.
telefonu, kapıyı, hatta akşamları ışığı falan kapatıp oturasım var. ne bi yere gidesim, ne birine tatlı ikram edesim, ne de bayramlık giyesim var. bayramlık mı.. hahahhaaa. diye gülünmesin rica ederim. bayramda bayramlık giyilsin! haaa ben giymem o ayrı!
huzurlarınızdan ayrılmadan evvel, bir bayram datlısı tarifi de vermek suretiyle ağızlarımız tatlansın temennisine katkıda bulunmak istedim. ben yaptım hemencik, çok güzel oldu valla.
şöyle ki:
marketten bi tahin helvası alınır.
afiyetle yenir 8)))
hahhaaaa.. yok yav şaka şaka... daha zahmetli bişey.
marketten helvayı aldınız mı, bunu bi ufalıyormuşsunuz, artık çatal matal.
sonracığıma içine bir portakal suyu sık.
sıktın mı.
portakalın kabuğunu da rendele.
baktın zor oluyor, ulen önce kabuğu rendeleyeydim keşke diyorsun,
bi daha sefere öyle yap 8)
kabuğu rendeledin, suyu da sıktın, bunu da karıştırdın mı?
koy bunları tek kişilik fırın kaplarına (tek kişilik kabım yok diyorsan, vazgeçme, normal bi kaba koy. ehemniyetli olan kap değil, içi zaten. kabı yemiyeceksin)
at anacım onları fırına.
bekle ha, unutup gitme, 10 dakkada oluyor zaten.
beyle köpür köpür, kabarık bişey fokurduyor.
çek al fırından.
cazibeye kapılıp da kaşığı daldırma ama hemen
bak tat memeciklerini yakarsın, günlerce geçmez sızısı, söylemedi deme.
az bi bekle ılısın.
yi sonra.
ay pek güzel oldu kııızzzzz.....
8))))
muhtelif konulardan derlediğimiz bugünkü yazımızı da sonlandırken,
sabah sürmüş olmama rağmen, üzerine far da sürdüğüm için (evet ruj üstü far. noolmuş!) hala dirayetli biçimde mevcudiyetini koruyan kırmızı rujumla öperim.
8)
24 Kasım 2009 Salı
bi başlık yok. burundan soluma sesi efekti bulamadım zira.
bak sinirleniyorum ama.
ve sinirlenmiş bi saklambaç, gerçekten yıkıcı, yıpratıcıdır.
inanmayan sel'e sorsun.
ve ben şimdi sinirlendim.
bu şirketin kifayetsiz yönetim denemelerinden,
her bir sürecin acıklı gelişiminden,
kör tuttuğunu öper tarzı yaklaşımlardan daraldım artık.
kulağımda çalıp duran en huzurlusundan klasik müzik terapisi bile zerre fayda sağlamadığına göre,
gerçekten kızdım artık.
tekrar ediyorum:
sinirlenmiş bir saklambaç yorganı, evi bırak mahalleyi yakar.
biline!
not: hayır sen bilsen, ben bilsem, sel bilse ne olacak, bilmesi gerekene söylesene saklanbacım mı dediniz.
dur söyliycem de, alıştırma yapıyorum ayna karşısında 8)
ve sinirlenmiş bi saklambaç, gerçekten yıkıcı, yıpratıcıdır.
inanmayan sel'e sorsun.
ve ben şimdi sinirlendim.
bu şirketin kifayetsiz yönetim denemelerinden,
her bir sürecin acıklı gelişiminden,
kör tuttuğunu öper tarzı yaklaşımlardan daraldım artık.
kulağımda çalıp duran en huzurlusundan klasik müzik terapisi bile zerre fayda sağlamadığına göre,
gerçekten kızdım artık.
tekrar ediyorum:
sinirlenmiş bir saklambaç yorganı, evi bırak mahalleyi yakar.
biline!
not: hayır sen bilsen, ben bilsem, sel bilse ne olacak, bilmesi gerekene söylesene saklanbacım mı dediniz.
dur söyliycem de, alıştırma yapıyorum ayna karşısında 8)
20 Kasım 2009 Cuma
çıkamadım içinden.
Öyle biri olmadım.
İlgiyle izliyorum o yüzden.
bi arkadaşımın doğumgünü yarın.
Samimi olduğum, sevdiğim de biri kendisi.
Doğum gününü bilmemek ihtimalim yoktu zaten, belli aralıklarla sürekli hatırlattığı için ama, not da almıştım ajandama.
Yarın görüşmeyeceğimiz için bugün verdim hediyesini.
Memnuniyetle kabul etti.
Sabah uyandığından beri kendini doğum günü kutlamalarına hazırladığı öyle belli ki.
İlk iş mail attı şirket halkına.
Ben pastamı çilekli çikolatalı istiyorum diye.
Paraların kimde toplanması gerektiğini de belirledi.
İyi ki doğdum modunda bir mail işte, esprili, neşeli
Sonra herkese maili okuyup okumadığını, eğlenip eğlenmediğini, sevip sevmediğini sormaya başladı.
neşeli bir mail olduğu için, ne kadar yaratıcı, ne kadar komik, ne kadar farklı bir insan olduğunun vurgulanması beklediği.
Bir başka grup elinde hediye paketiyle geldi.
Zira belki sadece kutlayıp geçecek bir grup insana, yaklaşık 1 ay öncesinden, ne hediye istediğini, hangi çantayı, kazağı beğendiğini, mağazasına kadar bildirmişti.
Kolaylık mıydı, zorlama mı bilemem.
Hiç yapmadım ki.
Daha paketi açmadan biliyordu hediyeyi. Ona göre giyinmiş zaten 8)
Öyle neşeli, öyle şen şakrak ki.
Kendimi düşündüm.
Bildim bileli kutlanır doğum günüm.
Ailem, arkadaşlarım vs tarafından.
Ama özellikle iş yerinde bunun bir tören halini almaması için resmen uğraştım.
Hiç sevmedim ben birleşip pasta alan insanların mecburi bulduğum gülümsemelerle alkışlamalarını.
Yaptırmadım.
Doğmakla, kutlanacak çok büyük bi başarı gösterdiğimi düşünmedim ki.
Bi neşeye gark olmadım hiç, olamadım.
Onu izliyorum şimdi.
Herkesi arayıp haber veriyor, hem süper yaratıcı kendi doğum günü pastasını organize etme fikrini ve yazdığı maili, (çok beğendiği için insanları arayıp yazdığı maili okuyor)
Hem sipariş verdiği hediyelerinin geldiğini.
Bi başkasına sen de öğle yemeği organize et ama şu restorana değil, buraya giderim bile dedi.
8)
Kişilik meselesi bu, farkındayım ve ilgiyle izliyorum.
İyi bir insan kendisi.
Bilemiyorum belki bazı kompleksleri vardır.
Zira hiç beceremediği halde, becerdiğini düşündüğü şeylerle
Sahip olduğunu sandığı özelliklerle
Hatta kocasıyla bile övünmeyi seviyor.
E ama mutlu mu, mutlu!
Bazı şeyleri o kadar sıklıkla tekrarlıyor ki kendine ve etrafındakilere, öyle bir imaj oluşturuyor.
Bir yanılsama, bir ilüzyon.
Ama mutlu!
Kendime bakıyorum.
3 kelimeyi bir araya getirmek beni yazar yapmıyor
Birilerini çok güldürmek komedyen yapmıyor
Giyinirken uyuma dikkat etmek moda danışmanı, birkaç fikir uygulamak yaratıcı yapmıyor.
Makyaj yapabilmek çok becerikli yapmadığı gibi, doğru bir şey düşünmek de dahi yapmıyor.
Ne kadar farklıyız.
Ve aslında iyi ki de farklıyız.
Bak görüyorum işte, böyle kadınlar var.
Olduğuyla gurur duyan, kendini dev aynasında gören, gösteren, bunu kutlayan ve kutlatan.
Bense kendimle yetinemiyorum bile daha.
Taşmayı bırak,
Dolduğumu bile düşünmüyorum hala.
Doğmuşsam – benim becerim değil
Okumuşsam – öyleyim, başka seçeneğim yok
Biliyorsam – öğretmişler
Güzelsem – bu bi başarı değil
Komiksem – ben değil olanlar komik
İyiysem – olması gereken bu
Bu böyle gider.
Arkadaşımı görünce “ben kendimi sevmiyor muyum” diye düşündüm.
Düşündüm.
Yooo.. seviyorum.
Bak vallaha, gerçekten seviyorum. 8)
İyi şeyler hak ettiğimi de biliyorum.
Sanırım tek fark, kendim bilmek yetiyor bana.
Kendi kendimi kutlayabilirsem ne ala.
Duyurmak değil derdim.
İkna olmak.
Kendi onayıma ihtiyacım var.
Kendi gözüme girmeye çalışıyorum.
Böyle düşününce de “o zaman en çok kendimi mi önemsiyorum” diye sordum.
Başkalarının fikrinden çok benimki,
Başkalarının onayından çok benimki,
Başkalarının takdirinden çok benimki mi önemli olan.
Çıkamadım içinden.
Kendini ne kadar önemsiyor diye düşündüğüm birisi
Kendini benim kendimi önemsediğim kadar önemsemiyor da o yüzden mi sürekli başkalarına anlatmaya ihtiyaç duyuyor fikrine kapılmama neden oldu.
Dedim ya, çıkamadım içinden.
İlgiyle izliyorum o yüzden.
bi arkadaşımın doğumgünü yarın.
Samimi olduğum, sevdiğim de biri kendisi.
Doğum gününü bilmemek ihtimalim yoktu zaten, belli aralıklarla sürekli hatırlattığı için ama, not da almıştım ajandama.
Yarın görüşmeyeceğimiz için bugün verdim hediyesini.
Memnuniyetle kabul etti.
Sabah uyandığından beri kendini doğum günü kutlamalarına hazırladığı öyle belli ki.
İlk iş mail attı şirket halkına.
Ben pastamı çilekli çikolatalı istiyorum diye.
Paraların kimde toplanması gerektiğini de belirledi.
İyi ki doğdum modunda bir mail işte, esprili, neşeli
Sonra herkese maili okuyup okumadığını, eğlenip eğlenmediğini, sevip sevmediğini sormaya başladı.
neşeli bir mail olduğu için, ne kadar yaratıcı, ne kadar komik, ne kadar farklı bir insan olduğunun vurgulanması beklediği.
Bir başka grup elinde hediye paketiyle geldi.
Zira belki sadece kutlayıp geçecek bir grup insana, yaklaşık 1 ay öncesinden, ne hediye istediğini, hangi çantayı, kazağı beğendiğini, mağazasına kadar bildirmişti.
Kolaylık mıydı, zorlama mı bilemem.
Hiç yapmadım ki.
Daha paketi açmadan biliyordu hediyeyi. Ona göre giyinmiş zaten 8)
Öyle neşeli, öyle şen şakrak ki.
Kendimi düşündüm.
Bildim bileli kutlanır doğum günüm.
Ailem, arkadaşlarım vs tarafından.
Ama özellikle iş yerinde bunun bir tören halini almaması için resmen uğraştım.
Hiç sevmedim ben birleşip pasta alan insanların mecburi bulduğum gülümsemelerle alkışlamalarını.
Yaptırmadım.
Doğmakla, kutlanacak çok büyük bi başarı gösterdiğimi düşünmedim ki.
Bi neşeye gark olmadım hiç, olamadım.
Onu izliyorum şimdi.
Herkesi arayıp haber veriyor, hem süper yaratıcı kendi doğum günü pastasını organize etme fikrini ve yazdığı maili, (çok beğendiği için insanları arayıp yazdığı maili okuyor)
Hem sipariş verdiği hediyelerinin geldiğini.
Bi başkasına sen de öğle yemeği organize et ama şu restorana değil, buraya giderim bile dedi.
8)
Kişilik meselesi bu, farkındayım ve ilgiyle izliyorum.
İyi bir insan kendisi.
Bilemiyorum belki bazı kompleksleri vardır.
Zira hiç beceremediği halde, becerdiğini düşündüğü şeylerle
Sahip olduğunu sandığı özelliklerle
Hatta kocasıyla bile övünmeyi seviyor.
E ama mutlu mu, mutlu!
Bazı şeyleri o kadar sıklıkla tekrarlıyor ki kendine ve etrafındakilere, öyle bir imaj oluşturuyor.
Bir yanılsama, bir ilüzyon.
Ama mutlu!
Kendime bakıyorum.
3 kelimeyi bir araya getirmek beni yazar yapmıyor
Birilerini çok güldürmek komedyen yapmıyor
Giyinirken uyuma dikkat etmek moda danışmanı, birkaç fikir uygulamak yaratıcı yapmıyor.
Makyaj yapabilmek çok becerikli yapmadığı gibi, doğru bir şey düşünmek de dahi yapmıyor.
Ne kadar farklıyız.
Ve aslında iyi ki de farklıyız.
Bak görüyorum işte, böyle kadınlar var.
Olduğuyla gurur duyan, kendini dev aynasında gören, gösteren, bunu kutlayan ve kutlatan.
Bense kendimle yetinemiyorum bile daha.
Taşmayı bırak,
Dolduğumu bile düşünmüyorum hala.
Doğmuşsam – benim becerim değil
Okumuşsam – öyleyim, başka seçeneğim yok
Biliyorsam – öğretmişler
Güzelsem – bu bi başarı değil
Komiksem – ben değil olanlar komik
İyiysem – olması gereken bu
Bu böyle gider.
Arkadaşımı görünce “ben kendimi sevmiyor muyum” diye düşündüm.
Düşündüm.
Yooo.. seviyorum.
Bak vallaha, gerçekten seviyorum. 8)
İyi şeyler hak ettiğimi de biliyorum.
Sanırım tek fark, kendim bilmek yetiyor bana.
Kendi kendimi kutlayabilirsem ne ala.
Duyurmak değil derdim.
İkna olmak.
Kendi onayıma ihtiyacım var.
Kendi gözüme girmeye çalışıyorum.
Böyle düşününce de “o zaman en çok kendimi mi önemsiyorum” diye sordum.
Başkalarının fikrinden çok benimki,
Başkalarının onayından çok benimki,
Başkalarının takdirinden çok benimki mi önemli olan.
Çıkamadım içinden.
Kendini ne kadar önemsiyor diye düşündüğüm birisi
Kendini benim kendimi önemsediğim kadar önemsemiyor da o yüzden mi sürekli başkalarına anlatmaya ihtiyaç duyuyor fikrine kapılmama neden oldu.
Dedim ya, çıkamadım içinden.
18 Kasım 2009 Çarşamba
istatistiksel mevzular
canım sıkılıyor.
kendimi eğlendirmek için bişeyler aradım, bulamadım.
bari oyalanacak bişeyler bulayım dedim.
sayısal ifade yolunu seçtim.
yani onu bunu sayıp yazayım bari dedim.
evet o kadar sıkılmış ve bunalmış durumdayım.
buyrun: (istemezseniz buyurmayın, ısrar edecek değilim)
*blogspota geçmeden önce, yani blogcuda yazdığım toplam yazı sayısı: 347, blogspotta yazdığım yazı: 126 (rahmetli blogcu daha mı kullanışlıymış acaba, ben mi tembelim ki yaşlanınca?)
*mevcut parmak sayısı: 20 (6 parmaklı insanlara hiç özenmediğimden bu sayı beni mutlu ediyor)
*ağzımdaki diş sayısı herhalde 38dir. (20likleri çıkartırsak, başka eksik dişim de olmadığına göre öyle olmalı. yoksa valla sayamıycam)
*evdeki koca sayısı:1 (ya ne olacağıdı?)
*evdeki çocuk sayısı: 1 (kendim bizzat çocuğum)
*evdeki kedi sayısı: malesef 0 (bööhüüüüü)
*şu anda okumakta olduğum kitap sayısı: 2 (bir evde, biri işte)
*sene başından beri okuduğum kitap sayısı: 21 (yazık!)
*yerden yüksekliğim: 6 karış 4 parmak (ölçüyü up uzun parmaklarıyla sel kişisinin aldığı kayıtlara geçsin!)
*kilom:47-49 arası değişiyor (evet günde 2 kilo yiyorum galiba)
*kafamdaki saç teli sayısı: her geçen gün azalmakta.
*cüzdanımdaki kredi kartı sayısı: 1 (neyime yetmiyor!)
*kredi kartı ile yapılan taksitli alışveriş yüzdesi: 0 (peşin alamıyacağım hiç bir şeyi almıyorum. takıntılıyım.)
*an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 4.5 (biri tam bozuk değil)
*çantamdaki ruj sayısı: 3 (hepsi farklı renk)
*acıyan batan sulanan göz sayısı: 2 (alnımın orta yerinde üçüncü göz daha açılmadı)
*şehir içinde bulunan 1 dereceden akraba sayısı: 0 (annemler antalyada, kardiş desen şehir dışında görevde. ailem türkiyenin dört bi yanında.. böhüüüü..)
*şu an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 5.5 (sinirim bozuldu)
*bu saçma sapan yazıdan siniri bozulması muhtemel okuyucu sayısı: bak allasen doğru söyleyin!
*yazının bitme ihtimali: yüzde yüz.
kendimi eğlendirmek için bişeyler aradım, bulamadım.
bari oyalanacak bişeyler bulayım dedim.
sayısal ifade yolunu seçtim.
yani onu bunu sayıp yazayım bari dedim.
evet o kadar sıkılmış ve bunalmış durumdayım.
buyrun: (istemezseniz buyurmayın, ısrar edecek değilim)
*blogspota geçmeden önce, yani blogcuda yazdığım toplam yazı sayısı: 347, blogspotta yazdığım yazı: 126 (rahmetli blogcu daha mı kullanışlıymış acaba, ben mi tembelim ki yaşlanınca?)
*mevcut parmak sayısı: 20 (6 parmaklı insanlara hiç özenmediğimden bu sayı beni mutlu ediyor)
*ağzımdaki diş sayısı herhalde 38dir. (20likleri çıkartırsak, başka eksik dişim de olmadığına göre öyle olmalı. yoksa valla sayamıycam)
*evdeki koca sayısı:1 (ya ne olacağıdı?)
*evdeki çocuk sayısı: 1 (kendim bizzat çocuğum)
*evdeki kedi sayısı: malesef 0 (bööhüüüüü)
*şu anda okumakta olduğum kitap sayısı: 2 (bir evde, biri işte)
*sene başından beri okuduğum kitap sayısı: 21 (yazık!)
*yerden yüksekliğim: 6 karış 4 parmak (ölçüyü up uzun parmaklarıyla sel kişisinin aldığı kayıtlara geçsin!)
*kilom:47-49 arası değişiyor (evet günde 2 kilo yiyorum galiba)
*kafamdaki saç teli sayısı: her geçen gün azalmakta.
*cüzdanımdaki kredi kartı sayısı: 1 (neyime yetmiyor!)
*kredi kartı ile yapılan taksitli alışveriş yüzdesi: 0 (peşin alamıyacağım hiç bir şeyi almıyorum. takıntılıyım.)
*an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 4.5 (biri tam bozuk değil)
*çantamdaki ruj sayısı: 3 (hepsi farklı renk)
*acıyan batan sulanan göz sayısı: 2 (alnımın orta yerinde üçüncü göz daha açılmadı)
*şehir içinde bulunan 1 dereceden akraba sayısı: 0 (annemler antalyada, kardiş desen şehir dışında görevde. ailem türkiyenin dört bi yanında.. böhüüüü..)
*şu an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 5.5 (sinirim bozuldu)
*bu saçma sapan yazıdan siniri bozulması muhtemel okuyucu sayısı: bak allasen doğru söyleyin!
*yazının bitme ihtimali: yüzde yüz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
