çocuk tam 21.5 yaşında.
cin olma yolunda adam çarpma antremanlarıyla meşgul
dünyalar güzeli, esprili, hayat dolu, pür neşe annesi ölüp gittiğinde 5 yaşındaydı.
annesini asla hak etmemiş babası, çok kısa süre sonra evlendiğinde de henüz okula başlamıştı.
baba yalancı..
baba bencil.
babada yanlış çok.
çocukluk dönemi zor geçti.
annesini kaybettiği aynı kazada ölen dedesinin de ardından iyice yalnız, mutsuz ve kaza sebebiyle fiziksel anlamda da sakat kalan anneannesi sahip çıkmak için uğraştı ona, ona sebep hayatta kaldı.
üvey annenin alakalı anne pozları çok kısa sürdü.
baba umursamadı
çocuk huzursuz ve fakat arkasında bir anneanne olduğu bilinciyle nispeten güven hissederek büyüdü.
baba amerikaya gitti bir süre sonra üvey anneyle.
çocuk bırakıldı anneannede, başka bir şehirde.
liseye başlarken, amerikaya gitti o da.
5 sene oradaydı.
anneanne maddi manevi arkasında durabilmek için her şeyi yaptı.
her şeyi.
yeter ki o iyi olsundu.
kısmetsiz, kadersiz çocukcağız, kızının emanetiydi.
aile olarak biz, hep yanında olmaya çalıştık.
bi tek babam, her zaman şüpheyle baktı söylediklerine.
ben, annem, kardeşim hep onun tarafıydık.
ona hep bunu hissettirdik.
sen özelsini, sen değerlisini, sen bizim ailemizin parçasısını söyledik durduk her yanlışında.
detaylar uzun...
üniversiteye devam ederken-ettiğini söylerken- döndü geldi türkiyeye, ananenin yanına.
ondan sonra arkası kesilmedi sorunların.
tekrar gidecekti vize alamadı
okula para yolladı kaydı yeniledi
yeniledi okula gidemedi
gidemedi parayı kurtaramadı
yeşil kart yılan hikayesi oldu
kesinleşen işler suya düştü
suları eşek içti, dağa kaçtı
dağlar yandı bitti kül oldu..
güya!
kısmetsizliğine şanssızlığına ağladı
yer geldi onunla beraber söylendik
yeri geldi "allahallaaaah"dedik
yeri geldi o iş öyle olmaz dedik.
her bişeyin yeri geldi, yeri geldikçe hep söyledik.
pişmiş tavuk oldum dedi, çıkar yol aradık.
"ailemiz" içinde olduğunu ispata çalıştık.
hep ama hep "iyi insanlar" gördü bize baktıkça.
şimdi:
cin olmadan adam çarpma peşindeki bu delikanlı, anneanneyi sadece kasa olarak gördüğü ve kullandığı yetmiyormuş gibi, milyon tanesi fos çıkan yeni iş fikri sebebiyle para lazım olduğundan, kadını tehdit etmiş oturduğu evi satıp, mirastan düşen payı kendine versin diye.
şeytan yürüdü beynime!
doğduğundan beri tanıdığım, sevdiğim, sonraları sevmeye çaba sarfettiğim bu çocuğu,
kadersiz bulduğum, yanlışlarını haklı bulmaya çalıştığım bu çocuğu,
abla, arkadaş, dost olmaya çalıştığım bu çocuğu,
karşısında duranlara karşı yanına geçtiğim bu çocuğu.....
bi temiz dövmek istiyorum.
gördüğüm her yanlışa rağmen,
yanlışlarını haklı sebeplere dayandırıp, düzeleceğine inanarak destek olmaya;
ve belki bu yüzden onun tarafından saf salak iyi niyetli göründüğümü bilsem de sevgi vermeye devam ettiğim bu çocuğa, hiç görmediği yüzümü göstermek istiyorum.
sanırım sonunda tüm hırsımı, meydanı boş buldum zanneden, gemi azıya alan bu gerizekalı bebeden çıkartıcam!
kalbimin en özel köşesinde sonsuza dek kalacak olan güzel annesi ve tarifsiz sevmiş olduğum dedesinin ruhları hiç kusura bakmasın!
24 Şubat 2009 Salı
23 Şubat 2009 Pazartesi
hafta sonu raporu vereyim
cuma pek gıcıktım, malum.
eve gittik öf, pöf.
bunalım takılmak niyetindeyim.
hayatıma girip muhtemel zengin koca adaylarımı bertaraf eden sel'e de gıcığım.
o da farkında.
ama pek olmadı.
kardiş geldi.
az buçuk biliyor durumu.
konuşalım, dertleşelim, iyi gelir diye çıkmış gelmiş.
bişeyler yedik önce
kardiş de rakı alıp gelmiş ki, faydası olsun sakinleşmeye.
şahsım pek rakı insanı olmadığımdan, eşlik etmek için başka bişeyler içtim önce.
baktım içtikçe bi dertlenme azalması oluyor.
rakıyla devam edeyim dedim.
ettim.
e tabi olmadı.
ayıptır söylemesi ööğğkkk...önce gidip içtiklerimin bir kısmını döktüm.
sonra da yatıp uyudum.
sabah bi kalktık ki ankara anKARa olmuş.
bizde kalan kardiş kalktı, bi eğitimi varmış ona gitti.
sel işe gitti.
zavallı şahsım ise sürünüyorum.
yok valla sadece içtim diye değil,
sanırım birgün önceden üşüttüm de biraz.
zira o gıcık gün boyunca defalarca dışarı çıkıp telefonla konuşmuştum, üstümde bi ince gömlekle.
hastayım!
ama nasıl fenayım.
ama fena olmam nasıl fena bişey!!
zira akşama kardiş ve nişanlısı beraberlerinde kızcağızın abisi ve yengesiyle beraber yemeğe gelecek.
insanlar ilk defa evimize gelecekler.
rakı-balık muhabbetine.
rakı diyince midem bulanıyor benimse.
allahtan anne-baba desteği var.
yoksa vallahi bitmiştim.
babam türlü çeşit balık almış, tam hazırlamış hepsini pişirmeye uygun.
unu bile doldurmuş kavanoza getirmiş.
annem mezelerin hepsini yapmış.
hazırlamış, tabaklara koyup süslemesine kadar yaptı.
salataları hazırlamış, getirmiş.
yemek takımını dolaptan çıkarttı, yıkadı temizledi,
sofrayı bile annemle hazırladık, çoğunu annem.
ben gidip iki defa kustum, mızıldadım, üfleyip, püfledim.
ama annem her bi şeyi hazır etti.
oldu bitti herşey.
akşam geldiler saat 19 da.
allahtan çok tatlı, samimi, hoş sohbet insanlar.
toplasan beraber 3. yemeğimiz (biri onların annesinde, biri annemlerde olmak üzere) ama uzun zamandır dostmuşuz gibi.
oturduk sofraya saat 19:30 gibi.
kalktık saat 03:00 de
valla!
8 saat.
erkek milleti rakıyla,
kadın milleti de nar şarabıyla ittirirken balığı, bir sohbet, muhabbet.
(ben sadece 1.5 yudum şarap alabildim ağzıma. suyla eşlik ettim onlara)
saat 03:00 de kalkıp çıktılar.
ben zaten nane molla durumdaydım.
gıda maddelerini dolaba kaldırıp,
masayı öylece bırakıp yattım.
pazar saat 11 gibi kalkıp önce ortalığı topladık.
topladık dediysem çoğunu sel halletti aslında.
ben çıraklık yaptım.
sonra kahvaltı mahvaltı.
biraz alışveriş.
annemin getirdiği bi dolu şey vardı,
götürmek için gittik annemlere.
akşamdan kalan bi sürü ekmek vardı, aşağıda kuru ağaç dallarına taktık, kuşlar yesin diye.
kediler için mama
köpekler için balık artıkları uygun yere.
su ihtiyaçları için bir kap su.
sonraaaa,
bir arkadaşımın istediği, sipariş ettiği bir yelek vardı.
kolaycacık bişey, kendim için yapmıştım da, o da beğenmiş, istemişti.
onu yapmam gerekiyordu.
annem ve babam yardım ettiler, bitirdik.
ona da yetiştiler yani.
8)
akşam yemeği için eve döndük.
biraz ev işi, toparlama faslı.
tv-battaniye
bitirdik günü işte.
bu sabah da kalkıp geldim yine yeni bir haftaya başlamak üzere işe.
iyi bir hafta olsun dilerim.
not: ara vere vere yazdım bi saattir. darma dağınık. yazıdan bişey anlamayanlar kendine kusur bulmasın. ben bi dağınık yazdım bugün galiba. ama dönüp baştan okuyup düzeltecek halim de yok valla 8)
eve gittik öf, pöf.
bunalım takılmak niyetindeyim.
hayatıma girip muhtemel zengin koca adaylarımı bertaraf eden sel'e de gıcığım.
o da farkında.
ama pek olmadı.
kardiş geldi.
az buçuk biliyor durumu.
konuşalım, dertleşelim, iyi gelir diye çıkmış gelmiş.
bişeyler yedik önce
kardiş de rakı alıp gelmiş ki, faydası olsun sakinleşmeye.
şahsım pek rakı insanı olmadığımdan, eşlik etmek için başka bişeyler içtim önce.
baktım içtikçe bi dertlenme azalması oluyor.
rakıyla devam edeyim dedim.
ettim.
e tabi olmadı.
ayıptır söylemesi ööğğkkk...önce gidip içtiklerimin bir kısmını döktüm.
sonra da yatıp uyudum.
sabah bi kalktık ki ankara anKARa olmuş.
bizde kalan kardiş kalktı, bi eğitimi varmış ona gitti.
sel işe gitti.
zavallı şahsım ise sürünüyorum.
yok valla sadece içtim diye değil,
sanırım birgün önceden üşüttüm de biraz.
zira o gıcık gün boyunca defalarca dışarı çıkıp telefonla konuşmuştum, üstümde bi ince gömlekle.
hastayım!
ama nasıl fenayım.
ama fena olmam nasıl fena bişey!!
zira akşama kardiş ve nişanlısı beraberlerinde kızcağızın abisi ve yengesiyle beraber yemeğe gelecek.
insanlar ilk defa evimize gelecekler.
rakı-balık muhabbetine.
rakı diyince midem bulanıyor benimse.
allahtan anne-baba desteği var.
yoksa vallahi bitmiştim.
babam türlü çeşit balık almış, tam hazırlamış hepsini pişirmeye uygun.
unu bile doldurmuş kavanoza getirmiş.
annem mezelerin hepsini yapmış.
hazırlamış, tabaklara koyup süslemesine kadar yaptı.
salataları hazırlamış, getirmiş.
yemek takımını dolaptan çıkarttı, yıkadı temizledi,
sofrayı bile annemle hazırladık, çoğunu annem.
ben gidip iki defa kustum, mızıldadım, üfleyip, püfledim.
ama annem her bi şeyi hazır etti.
oldu bitti herşey.
akşam geldiler saat 19 da.
allahtan çok tatlı, samimi, hoş sohbet insanlar.
toplasan beraber 3. yemeğimiz (biri onların annesinde, biri annemlerde olmak üzere) ama uzun zamandır dostmuşuz gibi.
oturduk sofraya saat 19:30 gibi.
kalktık saat 03:00 de
valla!
8 saat.
erkek milleti rakıyla,
kadın milleti de nar şarabıyla ittirirken balığı, bir sohbet, muhabbet.
(ben sadece 1.5 yudum şarap alabildim ağzıma. suyla eşlik ettim onlara)
saat 03:00 de kalkıp çıktılar.
ben zaten nane molla durumdaydım.
gıda maddelerini dolaba kaldırıp,
masayı öylece bırakıp yattım.
pazar saat 11 gibi kalkıp önce ortalığı topladık.
topladık dediysem çoğunu sel halletti aslında.
ben çıraklık yaptım.
sonra kahvaltı mahvaltı.
biraz alışveriş.
annemin getirdiği bi dolu şey vardı,
götürmek için gittik annemlere.
akşamdan kalan bi sürü ekmek vardı, aşağıda kuru ağaç dallarına taktık, kuşlar yesin diye.
kediler için mama
köpekler için balık artıkları uygun yere.
su ihtiyaçları için bir kap su.
sonraaaa,
bir arkadaşımın istediği, sipariş ettiği bir yelek vardı.
kolaycacık bişey, kendim için yapmıştım da, o da beğenmiş, istemişti.
onu yapmam gerekiyordu.
annem ve babam yardım ettiler, bitirdik.
ona da yetiştiler yani.
8)
akşam yemeği için eve döndük.
biraz ev işi, toparlama faslı.
tv-battaniye
bitirdik günü işte.
bu sabah da kalkıp geldim yine yeni bir haftaya başlamak üzere işe.
iyi bir hafta olsun dilerim.
not: ara vere vere yazdım bi saattir. darma dağınık. yazıdan bişey anlamayanlar kendine kusur bulmasın. ben bi dağınık yazdım bugün galiba. ama dönüp baştan okuyup düzeltecek halim de yok valla 8)
20 Şubat 2009 Cuma
şu an
zengin koca avcısı olan tüm kadınları gayet iyi anlıyor ve zekalarından, doğrularından, tecrübelerinden dolayı hepsine hayranlık duyuyorum.
onlardan biri olmuş olmayı becerememiş olan kendimi ise herhangi bir söz söyleyecek kadar bile muhattap almıyorum.
en küçümser ifadeyle bakıp aynadaki aksime "müstehak sana" demek geliyor içimden.
tedavisi mümkün olmayan bir gerizekalı olduğumu ise aha da buradan, tüm dostlarıma duyuruyorum.
sen bu kafayla devam et
hayat dediğin şey harcadıkça yeniden başlayabileceğin bir oyun çünkü!!!!
onlardan biri olmuş olmayı becerememiş olan kendimi ise herhangi bir söz söyleyecek kadar bile muhattap almıyorum.
en küçümser ifadeyle bakıp aynadaki aksime "müstehak sana" demek geliyor içimden.
tedavisi mümkün olmayan bir gerizekalı olduğumu ise aha da buradan, tüm dostlarıma duyuruyorum.
sen bu kafayla devam et
hayat dediğin şey harcadıkça yeniden başlayabileceğin bir oyun çünkü!!!!
gugıldan fal tuttum
pek çok şey için kullandığımız gugılı bu kez de fal tutmak için kullanmış bulunuyorum canım okuyucu (aaallah, sen insanı boş bırakıp da can sıkıntısıyla sınama yarabbim!!)
açtım gugılı.
girdim görsel aramaya.
yazdım adımı ve soyadımı tırnak içinde.
bastım görsellerde ara tuşuna.
8))))
şimdi itiraf ediyorum, kendi sonucumu aldıktan ve memnun olduktan sonra tanıdığım birkaç kişiyle daha denedim bunu.
bazısının suret kitabından edinilmiş bir resmi çıktı ilk resim olarak
kiminde manzara resmi
kiminde isim benzerliği olan bir başka kişinin resmi çıktı.
grafik bi çizimler çıkan oldu.
anlamlı anlamsız bi dolu şey döktü gugıl.
kiminde birkaç sayfa, kiminde tek resim.
şimdi gelelim beni gülümseten sonuca:
bi kere hiiiiç bi yerde resmim çıkmadı.
esasında şaşırdım.
benim yüz sureti kitabındaki resmimi ciddiye almamış gugıl.
sevindim.
adımı duyan bilen herkesin gugıla sorup suratıma bakmasını istemezdim.
ama çıkan resim ayrıca gülümsetti beni.
altında "anka kuşu" yazan bu resmi görünce dedim ki:
ne hoş!
(oturaklı esaslı bi laf söyledim mi zannettin yoksa. yok yav, ne hoş dedim sadece)
ama bi bakın,
adını yazıp da bunu görmek hoş değil mi 8)

açtım gugılı.
girdim görsel aramaya.
yazdım adımı ve soyadımı tırnak içinde.
bastım görsellerde ara tuşuna.
8))))
şimdi itiraf ediyorum, kendi sonucumu aldıktan ve memnun olduktan sonra tanıdığım birkaç kişiyle daha denedim bunu.
bazısının suret kitabından edinilmiş bir resmi çıktı ilk resim olarak
kiminde manzara resmi
kiminde isim benzerliği olan bir başka kişinin resmi çıktı.
grafik bi çizimler çıkan oldu.
anlamlı anlamsız bi dolu şey döktü gugıl.
kiminde birkaç sayfa, kiminde tek resim.
şimdi gelelim beni gülümseten sonuca:
bi kere hiiiiç bi yerde resmim çıkmadı.
esasında şaşırdım.
benim yüz sureti kitabındaki resmimi ciddiye almamış gugıl.
sevindim.
adımı duyan bilen herkesin gugıla sorup suratıma bakmasını istemezdim.
ama çıkan resim ayrıca gülümsetti beni.
altında "anka kuşu" yazan bu resmi görünce dedim ki:
ne hoş!
(oturaklı esaslı bi laf söyledim mi zannettin yoksa. yok yav, ne hoş dedim sadece)
ama bi bakın,
adını yazıp da bunu görmek hoş değil mi 8)

sağolasın gugılcan. tebessüm etmeye ihtiyacım var valla.
19 Şubat 2009 Perşembe
özgürlük?
saat 10 gibi telefonum çaldı.
kardişin nişanlısı arıyor.
benim kardişi merak etmiş. sizde mi acaba? dedi.
yooo dedim.
bi türlü ulaşamıyorum, açılmıyo telefonu dedi.
"aikido vardı bugün, girerken konuştuk, çıkışta eve gidicem demişti. 8 gibi bitiyor çalışma. eve de gitmemiş de...."
allah allaaahhh dedim. hiç saat 10'lara kalmaz çalışma gerçekten. haftada 3-4 gün gidiyor. hiç bu saate kaldığı olmadı.
birbirimizin merakını arttırmış olarak kapattık telefonu.
e nerde bu çocuk dedim Sel'e
bitmemiştir çalışma dedi.
saat 10 neredeyse, bu saate hiç kalmaz ki dedim.
istersen gidip bakalım dedi.
kafamda senaryo şu şekilde:
bizimki çalışmadan çıktı
gelirken trafikte biriyle dalaştı
muhtemel ki siniri geçmedi.
ya sağa çekip arabadan indi
ya -adam gittiyse- onu takip etmeye başladı.
telefonu arabada bıraktı indi arabadan.
artık gerisi allah muhafaza.
değil araba, önde içi eşkiya dolu kamyonet olsa, bizimkinin göz dönünce yapacağı bu.
bi nevi salak-gerizekalı yani... (hayır öz kardeşim, canımdan öte allah biliyor, ama deli)
neyse, bendeki senaryo bu.
endişeliyim.
bikaç kez de ben aradım açılmadı telefon.
15 dakika sonra duydum kardişin sesini
-aloooo
-hah! ay merak ettik de nerdesin?
-ya aikidodayım çıkıcam az sonra ararım.
telefonu kapatmadan hemen sordum kızceğizle konuşup konuşmadığını.
konuştum konuştum dedi.
oh rahatım.
iki dakika sonra kızceğiz aradı.
ikimiz de rahatız.
ay sormayın aklıma ne senaryolar geldi dedi.
valla ben yolda biriyle biririne girdi diye düşündüm dedim.
aynı şeyleri düşünmüşüz tam olarak 8))
senaryomuzu birbirimizin ağzından alıp tamamlayarak gülüp kapattık telefonu.
10-15 dakika sonra kardiş aradı.
-e olm merak ettik yaa!
-sonraki derse de kaldım bugün.
-e ama hiç kalmıyordun, kızceğiz de meraklanmış.
-ya ona da sinirlendim zaten. telefonumda 28 arama var!!! ulan bi iki saat habersiz kalamıycam mı ben demek ki!!! 2 saat ya, bu mu yani, her adımı haber etcez demek ki!!!!
-e hık mık ama..
-bu ne yaa! alışık değilim ben! bu mudur yani. 2 saat konuşamayınca alarma mı geçirilir!!!
kardiş kızmış, uzatmadım.
-kız haklı ama falan diye bişeyler geveledim, tamam uzatmayalım konuşuruz dedi, kapattık.
kişinin tam bağımsızlığı, sevdikleri ve sevenleri olduğu sürece belli bir noktada kalmak zorunda işte.
kılına zarar gelse kalbi yarılacak insanlar varsa etrafında, değil 2 saat, 10 dakika haber alamayınca bile alarma geçer birileri.
kardiş mevzuyu nişanlı olmasına bağladı gibi, ben de çaktırmadım ama, olay kız arkadaş, sevgili, eş olayı değil ki.
o 28 aramanın bir kısmı da bendim 10-15 dakika içinde 8)))
kardişin nişanlısı arıyor.
benim kardişi merak etmiş. sizde mi acaba? dedi.
yooo dedim.
bi türlü ulaşamıyorum, açılmıyo telefonu dedi.
"aikido vardı bugün, girerken konuştuk, çıkışta eve gidicem demişti. 8 gibi bitiyor çalışma. eve de gitmemiş de...."
allah allaaahhh dedim. hiç saat 10'lara kalmaz çalışma gerçekten. haftada 3-4 gün gidiyor. hiç bu saate kaldığı olmadı.
birbirimizin merakını arttırmış olarak kapattık telefonu.
e nerde bu çocuk dedim Sel'e
bitmemiştir çalışma dedi.
saat 10 neredeyse, bu saate hiç kalmaz ki dedim.
istersen gidip bakalım dedi.
kafamda senaryo şu şekilde:
bizimki çalışmadan çıktı
gelirken trafikte biriyle dalaştı
muhtemel ki siniri geçmedi.
ya sağa çekip arabadan indi
ya -adam gittiyse- onu takip etmeye başladı.
telefonu arabada bıraktı indi arabadan.
artık gerisi allah muhafaza.
değil araba, önde içi eşkiya dolu kamyonet olsa, bizimkinin göz dönünce yapacağı bu.
bi nevi salak-gerizekalı yani... (hayır öz kardeşim, canımdan öte allah biliyor, ama deli)
neyse, bendeki senaryo bu.
endişeliyim.
bikaç kez de ben aradım açılmadı telefon.
15 dakika sonra duydum kardişin sesini
-aloooo
-hah! ay merak ettik de nerdesin?
-ya aikidodayım çıkıcam az sonra ararım.
telefonu kapatmadan hemen sordum kızceğizle konuşup konuşmadığını.
konuştum konuştum dedi.
oh rahatım.
iki dakika sonra kızceğiz aradı.
ikimiz de rahatız.
ay sormayın aklıma ne senaryolar geldi dedi.
valla ben yolda biriyle biririne girdi diye düşündüm dedim.
aynı şeyleri düşünmüşüz tam olarak 8))
senaryomuzu birbirimizin ağzından alıp tamamlayarak gülüp kapattık telefonu.
10-15 dakika sonra kardiş aradı.
-e olm merak ettik yaa!
-sonraki derse de kaldım bugün.
-e ama hiç kalmıyordun, kızceğiz de meraklanmış.
-ya ona da sinirlendim zaten. telefonumda 28 arama var!!! ulan bi iki saat habersiz kalamıycam mı ben demek ki!!! 2 saat ya, bu mu yani, her adımı haber etcez demek ki!!!!
-e hık mık ama..
-bu ne yaa! alışık değilim ben! bu mudur yani. 2 saat konuşamayınca alarma mı geçirilir!!!
kardiş kızmış, uzatmadım.
-kız haklı ama falan diye bişeyler geveledim, tamam uzatmayalım konuşuruz dedi, kapattık.
kişinin tam bağımsızlığı, sevdikleri ve sevenleri olduğu sürece belli bir noktada kalmak zorunda işte.
kılına zarar gelse kalbi yarılacak insanlar varsa etrafında, değil 2 saat, 10 dakika haber alamayınca bile alarma geçer birileri.
kardiş mevzuyu nişanlı olmasına bağladı gibi, ben de çaktırmadım ama, olay kız arkadaş, sevgili, eş olayı değil ki.
o 28 aramanın bir kısmı da bendim 10-15 dakika içinde 8)))
17 Şubat 2009 Salı
teğet mi kiriş mi? yoksa özneye değil yükleme mi bakmalı?
geçeni diyorum?
bize geçen yani, teğet mi, kiriş mi?
demeci veren malum kişilerin matematik profesörü olmaması, kimi geometri terimlerinin kullanımında hayata düşmelerine sebep olabilir. anlarım.
ama hatanın tekrarı, yanlışta ısrar, karşındakini gerizekalı yerine koymaktır ki, bunu sinirlenmeden kabul etmek mümkün değil.
ben ve benim gibi maaşlı çalışan kişilerin, belki emeklilerin, ancak ona buna zırt pırt gelen zam ve hayat pahalılığı gibi etkenlerle farkına vardığımız ve sinirlenip söylenmemize neden olan "küresel kriz" aslında tam göbeğimizden kiriş olarak geçti ve içerde kaldı!
sel kocası maaşlı bir çalışan değil.
kendi işini yapıyor.
sektör de inşaat sektörü.
dairenin göbeği yani.
kirişin battığı noktalardan biri.
geçenlerde canı çok sıkkındı.
esasında epey uzun süredir sıkkın.
giderleri sabit olduğu halde, gelirleri tamamen durmuş durumda.
onun kadar sakin kalmayı becerebilen, pozitif düşünen, olumlu bakan, çabadan vazgeçmeyen biri için bile fazla kötü herşey.
dolayısıyla uzun süredir keyfi yok.
geçen akşam yine yoktu.
"bilmemkim abi" dedi,
intihar etmiş.
nasıl yani, kim dedim.
falanca şirketin sahibi dedi.
zamanında, binasını yaptırırkendi, tanışmış, çalışmıştık.
oturup yemek yemişliğimiz, çay kahve içip muhabbet etmişliğimiz var.
tekstil işi yapıyordu, çok da güçlü bir firmaydı.
milyonlarca borcu varmış.
iki tabancayı, iki yandan şakağına dayamış, çekmiş tetiği!
kaç ay oldu, bir başka tekstilci ve bir de özel okul sahibinin daha intihar ettiğini okuduk, borçlarının altından kalkamayınca.
firmalar batıyor.
binlerce insanın işten çıkartılması bile yetmiyor batan firmayı bataktan kurtarmaya.
çok büyük şirketler batıyor.
kaçından haberdarız kendi dünyamızda.
kriz, adı var, kendi yok bir kelime değil.
reel sektör, aldığı her solukta hissediyor krizin kötü kokan nefesini ensesinde.
ben işten çıkartılmadığım sürece, ay başında alacağım parayı bilerek çalışıyor ve harcamalarımı ona göre planlayabiliyorum.
sel öyle değil.
koca bir ay boyunca tek bir iş bile yapamadığında, ama giderleri katlanarak artmaya devam ettiğinde, bir zaman oturup konuştuğu, yiyip içtiği birinin altından kalkamadığı borçları yüzünden bu dünyayı ve ailesini bırakıp gittiğini öğrendiğinde, kesinleşmiş gibi görünen işlerin iptal olduğu haberi geldiğinde, değil önünü görmek, içinde bulunduğu anı bile doğru göremediğinde, kimle konuşsa felaket haberi alıp, nereye baksa "kiriş" gördüğünde....
akşam haberlerinde "hamdolsun"lu bir cümle duymak onu hasta ediyor.
yollarımız aylardır bozuk.
ankara'da nereyi kapatıp, nereyi açtıkları, nerde ne kazı yapılıp, nereye ne geçit yapılacağı belli değil.
yol dediğimiz şey -en azından benim güzergahımda- düzleştirilmeye çalışılmış zemin anlamına gelir oldu.
bir çukura, bir kapağa, bir yükseltiye çarpmadan gidebilmek mümkün değil.
gerizekalı bir yöneticisi olan, saçma sapan idare edilen bir apartmanda oturuyoruz.
24 dairenin yirmisi falan aynı ailenin.
ve kirada.
apartmanla ilgili giderlere para vermek istemedikleri için doğru dürüst hiçbirşey yapılmıyor.
10 gündür suyumuz yok.
bugün sıra geldi de, döşendi bizim evdeki borular ama su ne zaman gelir bilmiyorum.
elektrik aksamını da bozmuşlar.
asansörler çalışmıyor.
bunak apartman yöneticimiz 12 ay değişmeden verdiğimiz aidatın 350 lira olması gerektiğine karar vermiş. merkezi sistem ya!
ev 18 dereceydi yine.
ayda 350 liraya 18 derece ısınıyoruz.
gaz bitiyor, yetmiyor diyor.
apartman sakinleri ekstra para toplamayı kabul etmedi diye kapıcıdan 3000 lira borç almış.
"adam sen manyak mısın, benim adıma nasıl borç alıyorsun sen" cümlesini biraz daha kibar biçimde ilettik.
sırtındaki hırkasını çekiştirip
"yav ne yapayım üşüsün mü millet, olmaz ki" dedi
yapabileceklerini ve yapamayacaklarını anlatmaya imkan yok.
hiç bir şey anlamıyor.
ben haftada 3 kez dialize gidiyorum diye savunuyor kendini sen nasıl elalemden borç alıp, bana ödetmeye çalışırsın diye hesap sorulduğunda.
otoparka bakan tarafta oturan ikinci kat sakini polis memuru kadın, kuşlara yem verildiğinde, balkonunun önündeki ağaca kuş konuyor ve gürültü yapıyor (kuş ötüşü gürültü dediği) diye, kuşlara yem vermemizi istemediğini beyan etti.
sinirim ve sabrım konuşmayı kaldıramayacağından yüzüne birkaç saniye bakıp yürüdüm.
balkonu zaten demirli, dolayısıyla kuşlar balkonumu kirletiyor deme ihtimali yok, sesten rahatsız oluyormuş!
bizim apartmanın 2. katı, bizimle aynı taraf kiralık.
kirayı öğrenmek için aradım.
bana aidatın kışın 225, yazın 125 olduğu söylendi.
yaz kış aidat değişmediği gibi 2 yıl önce bile 125 diye rakam hiç vermedik biz.
rahaaat rahat söylenen yalandan sinirim zıpladı!
boru döşemeciler gelecek diye öğleden önce evdeydim bugün, tv izledim biraz.
salak saçma yöntemlerde insanlardan cin çıkaran bi adam ve ona inanıp güvenen insanlar vardı.
şifacı olduğunu iddia eden zat, karşındaki kadına birlikte olmayı bile önerebilecek kadar yüzsüzken, bunun şifa edinmek için, şeytana vermek gereken bir rüşvet olduğunu söyleyecek kadar da yaratıcıydı!
tırnaklarımı yedim biraz.
üstelik oje de vardı 8(
sel beklediği bir işin daha ertelendiğini söyledi.
suları akmayan, asansörü bozulmuş olan, 18 derece anca ısınan güney cephe evimiz için
dialize gidip gelen yöneticinin iyi niyeti sebebiyle 350 lira aidat vermemiz gerekirken,
kedilere su ve mama, kuşlara ekmek vermek için ise
arabasını asla ait olduğu daire numarasına tahsis edilmiş park yerine bırakmayı öğrenemeyen komşularımızın keyfini beklemeliyiz!
yoruldum, yorulduk!
ama dinlenebilmek için huzura ve paraya ihtiyacımız var.
ikisi de kolay değil bu günlerde.
bana hiç cin girmedi.
cinci hocalardan medet ummadım.
ama
bu ülkenin içine ciddi ciddi cin girdiği ortada.
eğer çıkartabilmek için,
akıl sağlığı normal insanlar gibi yaşamamızı sağlayabilmek için
cinci hoca gerekliyse
yeminle razıyım.
bu ülkedeki cin'i çıkartacak cinci hocaya ne isterse veririm!
hasılı,
benim fena halde sinirlerim bozuluyor.
bize teğet geçen o şeyi alıp birilerine kiriş yapmak istiyorum!
bize geçen yani, teğet mi, kiriş mi?
demeci veren malum kişilerin matematik profesörü olmaması, kimi geometri terimlerinin kullanımında hayata düşmelerine sebep olabilir. anlarım.
ama hatanın tekrarı, yanlışta ısrar, karşındakini gerizekalı yerine koymaktır ki, bunu sinirlenmeden kabul etmek mümkün değil.
ben ve benim gibi maaşlı çalışan kişilerin, belki emeklilerin, ancak ona buna zırt pırt gelen zam ve hayat pahalılığı gibi etkenlerle farkına vardığımız ve sinirlenip söylenmemize neden olan "küresel kriz" aslında tam göbeğimizden kiriş olarak geçti ve içerde kaldı!
sel kocası maaşlı bir çalışan değil.
kendi işini yapıyor.
sektör de inşaat sektörü.
dairenin göbeği yani.
kirişin battığı noktalardan biri.
geçenlerde canı çok sıkkındı.
esasında epey uzun süredir sıkkın.
giderleri sabit olduğu halde, gelirleri tamamen durmuş durumda.
onun kadar sakin kalmayı becerebilen, pozitif düşünen, olumlu bakan, çabadan vazgeçmeyen biri için bile fazla kötü herşey.
dolayısıyla uzun süredir keyfi yok.
geçen akşam yine yoktu.
"bilmemkim abi" dedi,
intihar etmiş.
nasıl yani, kim dedim.
falanca şirketin sahibi dedi.
zamanında, binasını yaptırırkendi, tanışmış, çalışmıştık.
oturup yemek yemişliğimiz, çay kahve içip muhabbet etmişliğimiz var.
tekstil işi yapıyordu, çok da güçlü bir firmaydı.
milyonlarca borcu varmış.
iki tabancayı, iki yandan şakağına dayamış, çekmiş tetiği!
kaç ay oldu, bir başka tekstilci ve bir de özel okul sahibinin daha intihar ettiğini okuduk, borçlarının altından kalkamayınca.
firmalar batıyor.
binlerce insanın işten çıkartılması bile yetmiyor batan firmayı bataktan kurtarmaya.
çok büyük şirketler batıyor.
kaçından haberdarız kendi dünyamızda.
kriz, adı var, kendi yok bir kelime değil.
reel sektör, aldığı her solukta hissediyor krizin kötü kokan nefesini ensesinde.
ben işten çıkartılmadığım sürece, ay başında alacağım parayı bilerek çalışıyor ve harcamalarımı ona göre planlayabiliyorum.
sel öyle değil.
koca bir ay boyunca tek bir iş bile yapamadığında, ama giderleri katlanarak artmaya devam ettiğinde, bir zaman oturup konuştuğu, yiyip içtiği birinin altından kalkamadığı borçları yüzünden bu dünyayı ve ailesini bırakıp gittiğini öğrendiğinde, kesinleşmiş gibi görünen işlerin iptal olduğu haberi geldiğinde, değil önünü görmek, içinde bulunduğu anı bile doğru göremediğinde, kimle konuşsa felaket haberi alıp, nereye baksa "kiriş" gördüğünde....
akşam haberlerinde "hamdolsun"lu bir cümle duymak onu hasta ediyor.
yollarımız aylardır bozuk.
ankara'da nereyi kapatıp, nereyi açtıkları, nerde ne kazı yapılıp, nereye ne geçit yapılacağı belli değil.
yol dediğimiz şey -en azından benim güzergahımda- düzleştirilmeye çalışılmış zemin anlamına gelir oldu.
bir çukura, bir kapağa, bir yükseltiye çarpmadan gidebilmek mümkün değil.
gerizekalı bir yöneticisi olan, saçma sapan idare edilen bir apartmanda oturuyoruz.
24 dairenin yirmisi falan aynı ailenin.
ve kirada.
apartmanla ilgili giderlere para vermek istemedikleri için doğru dürüst hiçbirşey yapılmıyor.
10 gündür suyumuz yok.
bugün sıra geldi de, döşendi bizim evdeki borular ama su ne zaman gelir bilmiyorum.
elektrik aksamını da bozmuşlar.
asansörler çalışmıyor.
bunak apartman yöneticimiz 12 ay değişmeden verdiğimiz aidatın 350 lira olması gerektiğine karar vermiş. merkezi sistem ya!
ev 18 dereceydi yine.
ayda 350 liraya 18 derece ısınıyoruz.
gaz bitiyor, yetmiyor diyor.
apartman sakinleri ekstra para toplamayı kabul etmedi diye kapıcıdan 3000 lira borç almış.
"adam sen manyak mısın, benim adıma nasıl borç alıyorsun sen" cümlesini biraz daha kibar biçimde ilettik.
sırtındaki hırkasını çekiştirip
"yav ne yapayım üşüsün mü millet, olmaz ki" dedi
yapabileceklerini ve yapamayacaklarını anlatmaya imkan yok.
hiç bir şey anlamıyor.
ben haftada 3 kez dialize gidiyorum diye savunuyor kendini sen nasıl elalemden borç alıp, bana ödetmeye çalışırsın diye hesap sorulduğunda.
otoparka bakan tarafta oturan ikinci kat sakini polis memuru kadın, kuşlara yem verildiğinde, balkonunun önündeki ağaca kuş konuyor ve gürültü yapıyor (kuş ötüşü gürültü dediği) diye, kuşlara yem vermemizi istemediğini beyan etti.
sinirim ve sabrım konuşmayı kaldıramayacağından yüzüne birkaç saniye bakıp yürüdüm.
balkonu zaten demirli, dolayısıyla kuşlar balkonumu kirletiyor deme ihtimali yok, sesten rahatsız oluyormuş!
bizim apartmanın 2. katı, bizimle aynı taraf kiralık.
kirayı öğrenmek için aradım.
bana aidatın kışın 225, yazın 125 olduğu söylendi.
yaz kış aidat değişmediği gibi 2 yıl önce bile 125 diye rakam hiç vermedik biz.
rahaaat rahat söylenen yalandan sinirim zıpladı!
boru döşemeciler gelecek diye öğleden önce evdeydim bugün, tv izledim biraz.
salak saçma yöntemlerde insanlardan cin çıkaran bi adam ve ona inanıp güvenen insanlar vardı.
şifacı olduğunu iddia eden zat, karşındaki kadına birlikte olmayı bile önerebilecek kadar yüzsüzken, bunun şifa edinmek için, şeytana vermek gereken bir rüşvet olduğunu söyleyecek kadar da yaratıcıydı!
tırnaklarımı yedim biraz.
üstelik oje de vardı 8(
sel beklediği bir işin daha ertelendiğini söyledi.
suları akmayan, asansörü bozulmuş olan, 18 derece anca ısınan güney cephe evimiz için
dialize gidip gelen yöneticinin iyi niyeti sebebiyle 350 lira aidat vermemiz gerekirken,
kedilere su ve mama, kuşlara ekmek vermek için ise
arabasını asla ait olduğu daire numarasına tahsis edilmiş park yerine bırakmayı öğrenemeyen komşularımızın keyfini beklemeliyiz!
yoruldum, yorulduk!
ama dinlenebilmek için huzura ve paraya ihtiyacımız var.
ikisi de kolay değil bu günlerde.
bana hiç cin girmedi.
cinci hocalardan medet ummadım.
ama
bu ülkenin içine ciddi ciddi cin girdiği ortada.
eğer çıkartabilmek için,
akıl sağlığı normal insanlar gibi yaşamamızı sağlayabilmek için
cinci hoca gerekliyse
yeminle razıyım.
bu ülkedeki cin'i çıkartacak cinci hocaya ne isterse veririm!
hasılı,
benim fena halde sinirlerim bozuluyor.
bize teğet geçen o şeyi alıp birilerine kiriş yapmak istiyorum!
13 Şubat 2009 Cuma
olacağı buydu...
sıcak su yok, soğuk suyu ısıtıp ısıtıp kovalardan dökünüyoruz diye şikayet eder misin, olacağı buydu.
akşam eve gittik ki apartman kapısında bi yazı.
bu patlayıp duran sıcak su boruları yüzünden karar verilmiş ki komple tüm binanın boruları değişecekmiş.
cuma-cumartesi-pazar günleri daire sakinleri (ki bir haftadır süren su cinneti yüzünden artık sakinliğini koruyamıyor olmaları muhtemel) evde olsunmuş.
olmazlarsaymış, 10 gün su niyetine bişey akmayacakmış!!!
ona göreymiş.
of allahım.
ne sıcak, ne soğuk, zerre su yok evde.
8(((
sabah bayrama sorduk (kapıcı oluyor kendisi)
eeeee? ne yapaciz?
dedi ki:
abi aşağıdan başlayıp boruları sökecekler. bugün sadece kırım söküm işi var. öğleden sonra ben seni ararım sıra size gelirken.
iyi dedik.
sel bugün çok cinnetli, stresli, tam 13. cuma tadında bir gün geçireceğinden, ben izin alırım dedim.
akşam üstü aradıklarında çıkıp, gidip evde borucu bekliycem.
ay yeter ki gelsinler de bari cumartesi-pazar bitsin şu iş.
çamaşırları da annemlere götüreyim bari.
yıkanacak bi sepet malzeme var.
üüüfff...
öyle işte.
akşam eve gittik ki apartman kapısında bi yazı.
bu patlayıp duran sıcak su boruları yüzünden karar verilmiş ki komple tüm binanın boruları değişecekmiş.
cuma-cumartesi-pazar günleri daire sakinleri (ki bir haftadır süren su cinneti yüzünden artık sakinliğini koruyamıyor olmaları muhtemel) evde olsunmuş.
olmazlarsaymış, 10 gün su niyetine bişey akmayacakmış!!!
ona göreymiş.
of allahım.
ne sıcak, ne soğuk, zerre su yok evde.
8(((
sabah bayrama sorduk (kapıcı oluyor kendisi)
eeeee? ne yapaciz?
dedi ki:
abi aşağıdan başlayıp boruları sökecekler. bugün sadece kırım söküm işi var. öğleden sonra ben seni ararım sıra size gelirken.
iyi dedik.
sel bugün çok cinnetli, stresli, tam 13. cuma tadında bir gün geçireceğinden, ben izin alırım dedim.
akşam üstü aradıklarında çıkıp, gidip evde borucu bekliycem.
ay yeter ki gelsinler de bari cumartesi-pazar bitsin şu iş.
çamaşırları da annemlere götüreyim bari.
yıkanacak bi sepet malzeme var.
üüüfff...
öyle işte.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)