canım yazmak istemiyor ama sayfada yeni yazı olsun istiyor.
e ne yapaciz bu durumda?
hayır zaten yazacak bişeyim de yok.
bi gıcık oldum kendime.
ıyh.. salak!!!
19 Ocak 2009 Pazartesi
14 Ocak 2009 Çarşamba
vay ben duymadım, vay ben bilmiyorum demeyin 8)
Capone kollar açılır
Gögüsler yana saçılır
Herkesin gözü açılır
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Kağıttan elbise moda
Mini etek giymiş oda
Yaşasın der en son moda
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Seks bombası olmuş meğer
Herkesin dilinde gezer
Sosyete böyleymiş meğer
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Kalçaları bomba gibi
Kollarıda asma kabak
Gören gözler şaşı olur
Amanın kadına bak
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Seks bombasımı neymiş
Allahıma güzel şeymiş
Gözlerimiz yaptı bayram
Dayan kesene al
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Çıplaklar kampına döndü
Görenin gözleri döndü
Bu gidişle ocak söndü
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Ne ferman dinler ne kadı
Sosyetik cıkmıştır adı
Cennetenmi gelmiş tadı
Adına da derler seks
seeks seeks SİİEEEEEEEEEKKSSSS
Söz-Müzik: Arif Sami Toker
Yorum: Sevil Öztatli
ha, diyorsanız inanmam, böyle şarkı mı olur,
öz be öz kendi kulağınızla dileyin anacım 8)
bana da hayır duası edin!
http://etrafta.com/2008/12/15/seks-seks-seks/
Gögüsler yana saçılır
Herkesin gözü açılır
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Kağıttan elbise moda
Mini etek giymiş oda
Yaşasın der en son moda
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Seks bombası olmuş meğer
Herkesin dilinde gezer
Sosyete böyleymiş meğer
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Kalçaları bomba gibi
Kollarıda asma kabak
Gören gözler şaşı olur
Amanın kadına bak
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Seks bombasımı neymiş
Allahıma güzel şeymiş
Gözlerimiz yaptı bayram
Dayan kesene al
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Çıplaklar kampına döndü
Görenin gözleri döndü
Bu gidişle ocak söndü
Adına da derler seks
Seks Seks Seks
Ne ferman dinler ne kadı
Sosyetik cıkmıştır adı
Cennetenmi gelmiş tadı
Adına da derler seks
seeks seeks SİİEEEEEEEEEKKSSSS
Söz-Müzik: Arif Sami Toker
Yorum: Sevil Öztatli
ha, diyorsanız inanmam, böyle şarkı mı olur,
öz be öz kendi kulağınızla dileyin anacım 8)
bana da hayır duası edin!
http://etrafta.com/2008/12/15/seks-seks-seks/
denizbilmemnesi
deniz fili
denizaslanı
denizköpeği
deniz ayısı
denizineği
bildiniz mi?
yani bildiğimiz cümle mahlukatın başına bi "deniz" lafı getirilerek oluşturulan ve denizde yaşayan aynı model hayvanatlar.
bunlar,
kara hayvanından yani bildiğimiz köpekten ayıdan adını alıyor ama benzemiyor pek.
ortak özellikleri yüzgeçayaklılar sınıfından olmalarıymış.
bu yüzgeç ayaklılar 3'e ayrılıyormuş.
fokgiller,
morsgiller,
denizaslanıgiller,
zaten de aşağı yukarı hepsi birbirini andırıyor.
da,
benim merakım neden isimleri böyle?
bak deniz atına sataşmıyorum farkındaysanız.
heyvancık kafa tarafından bi truva çağrışımı yapıyor nihayetinde.
ama deniz ineğinde bir meme
deniz köpeğinde bir kuyruk
deniz ayısında bir pençe bekliyor insan.
hadi hepsini geçtim de,
pazarcının deniz brokolisi diye bize salladığı şu sebzenin gerçek adının romanesco olduğunu da öğrenince,
bu denizmemelilerinin gerçek adlarından ne kadar uzakta olduğunu tahmin ederim artık.
buyrun romanesco
kendisi dizayn manyağı bir sebze.


pazarcıya bakarsan "deniz brokolisi"
bundaki isimlendirme deniz ayısından bile mantıksız.
zira deniz ayısı en azından denizde yaşayan bir canlı.
buncağız denizde yetişmiyor ki?
neyse,
yine saçma sapan bir yazıyla daha sayfamı doldurmuş olmanın verdiği huzurla huzurlarınızdan ayrılırken sevgiyle kucaklarım.
esen kalın.
denizaslanı
denizköpeği
deniz ayısı
denizineği
bildiniz mi?
yani bildiğimiz cümle mahlukatın başına bi "deniz" lafı getirilerek oluşturulan ve denizde yaşayan aynı model hayvanatlar.
bunlar,
kara hayvanından yani bildiğimiz köpekten ayıdan adını alıyor ama benzemiyor pek.
ortak özellikleri yüzgeçayaklılar sınıfından olmalarıymış.
bu yüzgeç ayaklılar 3'e ayrılıyormuş.
fokgiller,
morsgiller,
denizaslanıgiller,
zaten de aşağı yukarı hepsi birbirini andırıyor.
da,
benim merakım neden isimleri böyle?
bak deniz atına sataşmıyorum farkındaysanız.
heyvancık kafa tarafından bi truva çağrışımı yapıyor nihayetinde.
ama deniz ineğinde bir meme
deniz köpeğinde bir kuyruk
deniz ayısında bir pençe bekliyor insan.
hadi hepsini geçtim de,
pazarcının deniz brokolisi diye bize salladığı şu sebzenin gerçek adının romanesco olduğunu da öğrenince,
bu denizmemelilerinin gerçek adlarından ne kadar uzakta olduğunu tahmin ederim artık.
buyrun romanesco
kendisi dizayn manyağı bir sebze.
pazarcıya bakarsan "deniz brokolisi"
bundaki isimlendirme deniz ayısından bile mantıksız.
zira deniz ayısı en azından denizde yaşayan bir canlı.
buncağız denizde yetişmiyor ki?
neyse,
yine saçma sapan bir yazıyla daha sayfamı doldurmuş olmanın verdiği huzurla huzurlarınızdan ayrılırken sevgiyle kucaklarım.
esen kalın.
12 Ocak 2009 Pazartesi
bir konu-bir konuk
louis wain (1860-1939)
kedi ressamı olarak ünlüymüş.
ama şizofren olmuş.
olmadan önce kedileri insansı hallerde çizerken,
olduktan sonra bi acayip görmeye başlamış herhalde.
aşağıdaki resimler şizofren olduktan sonra çizdikleri.
ben sevdim.
bu mesela, ince iş. dantel gibi, iğne oyası gibi
bu, köylü kadınların renkli yemenilerine benziyor. çiçekli falan.
kedi ressamı olarak ünlüymüş.
ama şizofren olmuş.
olmadan önce kedileri insansı hallerde çizerken,
olduktan sonra bi acayip görmeye başlamış herhalde.
aşağıdaki resimler şizofren olduktan sonra çizdikleri.
ben sevdim.
bu mesela, ince iş. dantel gibi, iğne oyası gibi
bu, köylü kadınların renkli yemenilerine benziyor. çiçekli falan.9 Ocak 2009 Cuma
beş dakika belgeselleri serisi -genel izleyici-
insanı en çok rahatlattığını düşündüğüm şeylerden biridir banyo yapmak.
buna rağmen, hayatları boyunca banyo yapmadan yaşayan insanlara hayranlık duyacağımı düşünmezdim. ama duyuyorum.
himbalar namibyada yaşayan bir kabile.
herero kabilesiyle akraba oldukları ve benzer bir dil konuştukları biliniyor ancak hererolardan kimseyi tanımadığımdan olsa gerek, bu bilgi benim için pek tanımlayıcı değil. 8)
göçebe bir kabile oldukları yazılıyor.
gerçi şimdilerde koruma altındaki bir bölgede yaşadıkları düşünülürse pek göçecek halleri kalmamış sanırım.
ama zamanında bu hererolarla beraber göçüp gelip namibyaya yerleşmişler himbalar. sonradan alman misyonerler yüzünden hererolar değişmiş. batılılar gibi giyinmeye başlamışlar (kocalarının bu kadınların hep açıkta duran göğüslerini görüp fikirlerinin bozulmasından korkan misyoner kadınlar, onları uzun elbiseler giymeye alıştırmış. adam misyoner, kendini tanrı yoluna adamış ama kabile kadınının memesini görüp niyeti bozma ihtimali var yani karısına göre. eh!) ve hristiyan olmuşlar.
himbalar ise bozulmamış. zaten taptıkları bir tek tanrı varmış mukuru adında. ona inanmaya devam ediyorlarmış halen.
göğüsleri açıkta gezen, zaten pek az örtünen bu kadınlar için mahrem olan yer neresiymiş dersiniz?
ayakbileği.
bu sebeple ayak bileklerine böyle uzun, geniş, bileklik benzeri şeyler takıyorlarmış, deriden, ağaç kabuğundan, boncuktan falan örerek imal ettikleri.
görünüşlerindeki esas belirgin husus ise tenlerine ve saçlarına sürdükleri kızılımsı bir çamur. boya, yağ vs. karıştırıp cilterini bununla sıvıyorlarmış. zaten banyo manyo yok hayat boyu ama sanırım her gün de yeniliyorlar bunu. hem güzellik hem bakım.
saçlarını da aynı biçimde bu karışımla sıvayıp örüyorlar. böyle kızılımsı, halat halat bişey o saçlar. geniş aileler olarak yaşıyorlarmış. hem anne hem baba tarafının ailelerine, klanlarına dahilmiş bir birey. veraset ise anne tarafından devam edermiş. yani babanın malları değil, anne tarafının malları miras kalıyormuş.
son zamanlarda turistik gezilerin ilgi odağı olduklarından biraz tehdit altındalar sanırım. ziyaretçiler çocuklara çikolata bisküvi kola, erkeklere alkol vermek suretiyle onları bozmaya başlamışlar. çocukların her yabancıdan birşey dilenir hale gelmesine, erkeklerin ise alkolik olmasına sebep oluyormuş bu davranışlar. yani aklınızda olsun, giderseniz kimseye kola çikolata şarap falan vermeyin. sattıkları şeylerden almak onlar için yapılabilecek en iyi ve zararsız şey sanırım.
eveeett.... beş dakika belgeselleri serisinin ilk bölümünün sonuna geldik sayın izleyiciler.
cümleten öper, "oh beee" dedirtecek bir hafta sonu dilerim.

7 Ocak 2009 Çarşamba
aramızda kalsın.
merakla bekliyorum.
şirketimizin müstesna insan kaymakları bana neredeyse bir senedir boşu boşuna para verdiğini ne zaman anlayacak.
hayır söyledim de ha!
işim yok, boş boş oturuyorum. sıtkım sıyrıldı benim dedim.
evet doğru haklısın hemmen geliyor yeni proje dediler.
bekledim.
baktım bunlar başka alemlerde,
ben de dürüst insanım, boşa para almak içime sinmiyor ya, tekrar söyledim.
aman da tamam da valla da billada...
eee...
allah sizi inandırsın birkaç defa daha söyledim.
yav bir senede yaptığım toplam işi, çok yoğun dönemlerimde 1-evet yanlış görmediniz, bir- günde yapardım ben.
bir sene diyorum bak.
12 maaş.
hayır o değil, çalışmaktan da sıyrıldım ha.
blog mesaisi, çay, kahve, gazete, yazar...
utanmasam örgüler, şişler falan da getirip kışlık kazağa giricem.
kimse de bişey diyemeyecek.
napıyors..? diye ağızlarını açmalarıyla,
gözlerimden kıvılcımlar çıkartarak dönüp bağırma hakkım var:
ya ne yapacaktım!!! ha! ne yapacaktııım!!!!
haklıyım.
şirketimiz gül yüzümü görmeyi yeterli sayıyor maaş ödemek için. sağolsunlar. zevk meselesi tabi. ama ben boş oturmaktan sıkılıyorum.
aslında o maaşada ancak boş boş oturulur o ayrı.
ona da ayrı carladımdı ama,
henüz bi fayda göremedim.
içtiğim çay-kahve,
tükettiğim tuvalet kağıdı
harcadığım elektrik falan umrumda değil artık.
iş var da yapmadık mı!
bildiğim dili unutturdu bunlar bana be.
manevi tazminat davası açasım bile var da (sürekli oturuyor olmaktan mütevellit alt bölgede meydana gelen genişleme de mahkeme heyetince manevi tazminat için sebep sayılır mı. simurgum?)
hadi kriz mriz diye duruyorum.
neyssss..
az evel tuvalete gittim.
donumun kenarındaki marka yazan küçük etiket ile,
kotumun iç astarının aynı renk olduğunu fark edip sevindim.
böyle uçuk pembemsi, gül kurumsu bir renk.
kime söyliyim ben bunu şimdi.
ikisinin aynı renk olması ötesinde,
zaten bireysel olarak bile halka açık konumda değiller ki.
biri pantolonun bel tarafındaki astar
ötekisi don etiketi.
esasında aynı dünyanın insanı sayılırlar.
e hi 8)
(bu farkındalığa ermiş olmak ve bunun için seviniyor olmak işsizliğin bende yarattığı tahribata bir diğer örnek işte. o tazminat hakkım!!)
ooff..
işten çıkmama 1.5 saat falan var.
kendime yeni bi saç modeli ve yeni bir saç rengi arayışıma hız vereyim bari.
gerçi model üstünde ne yapılabilir pek bilemiyorum.
uzatmayı başaramadığıma göre, bir miktar daha kestirmenin de pek fark yaratmayacağını biliyor olduğuma göre,
en kolayı renk değişikliği yine.
ay yoksa, en radikalinden platin sarı mı yapsam kııııız????
şirketimizin müstesna insan kaymakları bana neredeyse bir senedir boşu boşuna para verdiğini ne zaman anlayacak.
hayır söyledim de ha!
işim yok, boş boş oturuyorum. sıtkım sıyrıldı benim dedim.
evet doğru haklısın hemmen geliyor yeni proje dediler.
bekledim.
baktım bunlar başka alemlerde,
ben de dürüst insanım, boşa para almak içime sinmiyor ya, tekrar söyledim.
aman da tamam da valla da billada...
eee...
allah sizi inandırsın birkaç defa daha söyledim.
yav bir senede yaptığım toplam işi, çok yoğun dönemlerimde 1-evet yanlış görmediniz, bir- günde yapardım ben.
bir sene diyorum bak.
12 maaş.
hayır o değil, çalışmaktan da sıyrıldım ha.
blog mesaisi, çay, kahve, gazete, yazar...
utanmasam örgüler, şişler falan da getirip kışlık kazağa giricem.
kimse de bişey diyemeyecek.
napıyors..? diye ağızlarını açmalarıyla,
gözlerimden kıvılcımlar çıkartarak dönüp bağırma hakkım var:
ya ne yapacaktım!!! ha! ne yapacaktııım!!!!
haklıyım.
şirketimiz gül yüzümü görmeyi yeterli sayıyor maaş ödemek için. sağolsunlar. zevk meselesi tabi. ama ben boş oturmaktan sıkılıyorum.
aslında o maaşada ancak boş boş oturulur o ayrı.
ona da ayrı carladımdı ama,
henüz bi fayda göremedim.
içtiğim çay-kahve,
tükettiğim tuvalet kağıdı
harcadığım elektrik falan umrumda değil artık.
iş var da yapmadık mı!
bildiğim dili unutturdu bunlar bana be.
manevi tazminat davası açasım bile var da (sürekli oturuyor olmaktan mütevellit alt bölgede meydana gelen genişleme de mahkeme heyetince manevi tazminat için sebep sayılır mı. simurgum?)
hadi kriz mriz diye duruyorum.
neyssss..
az evel tuvalete gittim.
donumun kenarındaki marka yazan küçük etiket ile,
kotumun iç astarının aynı renk olduğunu fark edip sevindim.
böyle uçuk pembemsi, gül kurumsu bir renk.
kime söyliyim ben bunu şimdi.
ikisinin aynı renk olması ötesinde,
zaten bireysel olarak bile halka açık konumda değiller ki.
biri pantolonun bel tarafındaki astar
ötekisi don etiketi.
esasında aynı dünyanın insanı sayılırlar.
e hi 8)
(bu farkındalığa ermiş olmak ve bunun için seviniyor olmak işsizliğin bende yarattığı tahribata bir diğer örnek işte. o tazminat hakkım!!)
ooff..
işten çıkmama 1.5 saat falan var.
kendime yeni bi saç modeli ve yeni bir saç rengi arayışıma hız vereyim bari.
gerçi model üstünde ne yapılabilir pek bilemiyorum.
uzatmayı başaramadığıma göre, bir miktar daha kestirmenin de pek fark yaratmayacağını biliyor olduğuma göre,
en kolayı renk değişikliği yine.
ay yoksa, en radikalinden platin sarı mı yapsam kııııız????
yaptı yapacağını...
Kadın güzel, zeki, başarılı.
Evli.
Kocası uzaktan bakıldığında ideal koca.
Örnek insan.
Ama...
Ama’lar var işte.
Uzun zamandır.
Kadın aşk filmleri meraklısı.
Romantik filmler hastası.
O filmlerdeki aşklar,adamlar, hayatlar....
Ne güzel.
Aşk ne güzel!
Kadın aşık değil kocasına.
Bilemiyorum aşık mı kocası ona.
Ama kadın değil.
Kadının aklı, kalbi yarım gibi aşk olmayınca.
Sonra aşk oldu.
Aşık oldu.
Bu adam farklı kocasından.
Bambaşka düşünen, başka yaşayan, ilgi alanları, yaşam tarzı, yaklaşımı bambaşka olan biri.
O da aşık oldu kadına.
Önce ortak ilgi alanları
Sonra ortaklaşan ilgi alanları...
Ortak duygular,
Ortak korkular...
Kaçamadılar.
Ben şahidim, kaçamadılar.
Ama dedim ya,
Kadın evli.
Adam da evli.
Üstelik.....
Üstelik kadının dünyalar güzeli bir de kızı var.
Adam ve kadın çalabildikleri zamanları birbirlerinin gözlerine bakarak konuşmak,
Belki konuşmadan bakışmak için değerlendirirken...
Olan oldu!!!
Adamın karısı olayı fark etti ve,
İlk durağı kadının kocası oldu.
Sonrası tatsız tabi.
Köpürmüş ve saldırganlaşmış bir kadın
Hiddetlenmiş bir adam
Ne yapacağını bilmeyen bir çift aşık.
Kadın arkadaşım.
Dünyalar iyisi bir kadın.
Tanıdığım en iyi insanlardan.
Pırıl pırıl biri.
Bu aşka nasıl düştüğüne, nasıl karşı koyamadığına, nasıl savaştığına şahidim.
Aşık olduğu adam da arkadaşım.
Değişik biri.
Alışıldık adamların çok dışında, çok nazik, çok ilgili, çok renkli biri.
Adamın ve kadının eşlerini tanımıyorum.
Her ikisinin de canlarının yandığından ve haklı kızgınlıkları olduğundan eminim.
Ama...
Ama işte....
Ortada o dünyalar güzeli çocuk olmasaydı, daha kolay hallolabilecek bu olay,
6-7 yaşlarındaki o kıza zarar vermeden çözüm yolu bulmak zorunluluğu sebebiyle daha yıpratıcı olacak.
ayrılmalılar mı,
cocuk yüzünden devam kararı almalılar mı,
aşktan vazgeçmeliler mi,
devam edip sonu ne olursa razı gelmeliler mi,
hataydı diye öne mi eğmeliler başlarını,
kaçamazdık diye dik tutmalılar mı?
Aşk yine yaptı yapacağını.
Bir ateş yaktı ve şimdi izliyor sanki, kimin yanıp, kimin kalacağını.
Evli.
Kocası uzaktan bakıldığında ideal koca.
Örnek insan.
Ama...
Ama’lar var işte.
Uzun zamandır.
Kadın aşk filmleri meraklısı.
Romantik filmler hastası.
O filmlerdeki aşklar,adamlar, hayatlar....
Ne güzel.
Aşk ne güzel!
Kadın aşık değil kocasına.
Bilemiyorum aşık mı kocası ona.
Ama kadın değil.
Kadının aklı, kalbi yarım gibi aşk olmayınca.
Sonra aşk oldu.
Aşık oldu.
Bu adam farklı kocasından.
Bambaşka düşünen, başka yaşayan, ilgi alanları, yaşam tarzı, yaklaşımı bambaşka olan biri.
O da aşık oldu kadına.
Önce ortak ilgi alanları
Sonra ortaklaşan ilgi alanları...
Ortak duygular,
Ortak korkular...
Kaçamadılar.
Ben şahidim, kaçamadılar.
Ama dedim ya,
Kadın evli.
Adam da evli.
Üstelik.....
Üstelik kadının dünyalar güzeli bir de kızı var.
Adam ve kadın çalabildikleri zamanları birbirlerinin gözlerine bakarak konuşmak,
Belki konuşmadan bakışmak için değerlendirirken...
Olan oldu!!!
Adamın karısı olayı fark etti ve,
İlk durağı kadının kocası oldu.
Sonrası tatsız tabi.
Köpürmüş ve saldırganlaşmış bir kadın
Hiddetlenmiş bir adam
Ne yapacağını bilmeyen bir çift aşık.
Kadın arkadaşım.
Dünyalar iyisi bir kadın.
Tanıdığım en iyi insanlardan.
Pırıl pırıl biri.
Bu aşka nasıl düştüğüne, nasıl karşı koyamadığına, nasıl savaştığına şahidim.
Aşık olduğu adam da arkadaşım.
Değişik biri.
Alışıldık adamların çok dışında, çok nazik, çok ilgili, çok renkli biri.
Adamın ve kadının eşlerini tanımıyorum.
Her ikisinin de canlarının yandığından ve haklı kızgınlıkları olduğundan eminim.
Ama...
Ama işte....
Ortada o dünyalar güzeli çocuk olmasaydı, daha kolay hallolabilecek bu olay,
6-7 yaşlarındaki o kıza zarar vermeden çözüm yolu bulmak zorunluluğu sebebiyle daha yıpratıcı olacak.
ayrılmalılar mı,
cocuk yüzünden devam kararı almalılar mı,
aşktan vazgeçmeliler mi,
devam edip sonu ne olursa razı gelmeliler mi,
hataydı diye öne mi eğmeliler başlarını,
kaçamazdık diye dik tutmalılar mı?
Aşk yine yaptı yapacağını.
Bir ateş yaktı ve şimdi izliyor sanki, kimin yanıp, kimin kalacağını.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




