9 Ocak 2009 Cuma

beş dakika belgeselleri serisi -genel izleyici-

insanı en çok rahatlattığını düşündüğüm şeylerden biridir banyo yapmak.
buna rağmen, hayatları boyunca banyo yapmadan yaşayan insanlara hayranlık duyacağımı düşünmezdim. ama duyuyorum.

himbalar namibyada yaşayan bir kabile.
herero kabilesiyle akraba oldukları ve benzer bir dil konuştukları biliniyor ancak hererolardan kimseyi tanımadığımdan olsa gerek, bu bilgi benim için pek tanımlayıcı değil. 8)
göçebe bir kabile oldukları yazılıyor.
gerçi şimdilerde koruma altındaki bir bölgede yaşadıkları düşünülürse pek göçecek halleri kalmamış sanırım.
ama zamanında bu hererolarla beraber göçüp gelip namibyaya yerleşmişler himbalar. sonradan alman misyonerler yüzünden hererolar değişmiş. batılılar gibi giyinmeye başlamışlar (kocalarının bu kadınların hep açıkta duran göğüslerini görüp fikirlerinin bozulmasından korkan misyoner kadınlar, onları uzun elbiseler giymeye alıştırmış. adam misyoner, kendini tanrı yoluna adamış ama kabile kadınının memesini görüp niyeti bozma ihtimali var yani karısına göre. eh!) ve hristiyan olmuşlar.
himbalar ise bozulmamış. zaten taptıkları bir tek tanrı varmış mukuru adında. ona inanmaya devam ediyorlarmış halen.
göğüsleri açıkta gezen, zaten pek az örtünen bu kadınlar için mahrem olan yer neresiymiş dersiniz?
ayakbileği.
bu sebeple ayak bileklerine böyle uzun, geniş, bileklik benzeri şeyler takıyorlarmış, deriden, ağaç kabuğundan, boncuktan falan örerek imal ettikleri.
görünüşlerindeki esas belirgin husus ise tenlerine ve saçlarına sürdükleri kızılımsı bir çamur. boya, yağ vs. karıştırıp cilterini bununla sıvıyorlarmış. zaten banyo manyo yok hayat boyu ama sanırım her gün de yeniliyorlar bunu. hem güzellik hem bakım.
saçlarını da aynı biçimde bu karışımla sıvayıp örüyorlar. böyle kızılımsı, halat halat bişey o saçlar. geniş aileler olarak yaşıyorlarmış. hem anne hem baba tarafının ailelerine, klanlarına dahilmiş bir birey. veraset ise anne tarafından devam edermiş. yani babanın malları değil, anne tarafının malları miras kalıyormuş.
son zamanlarda turistik gezilerin ilgi odağı olduklarından biraz tehdit altındalar sanırım. ziyaretçiler çocuklara çikolata bisküvi kola, erkeklere alkol vermek suretiyle onları bozmaya başlamışlar. çocukların her yabancıdan birşey dilenir hale gelmesine, erkeklerin ise alkolik olmasına sebep oluyormuş bu davranışlar. yani aklınızda olsun, giderseniz kimseye kola çikolata şarap falan vermeyin. sattıkları şeylerden almak onlar için yapılabilecek en iyi ve zararsız şey sanırım.
eveeett.... beş dakika belgeselleri serisinin ilk bölümünün sonuna geldik sayın izleyiciler.
cümleten öper, "oh beee" dedirtecek bir hafta sonu dilerim.


5 yorum:

Dolphinblue dedi ki...

ay yok! gezemem böyle memeler dışarda :P sıkıldıkça suyun altına giriyorum ayol! yapamam su olmadan :)

geckalmadimki dedi ki...

Hmmm ben bayıldım bu beş dakika belgeseline..
yeni bölümü de kaçırmamalıyım..
üpeym..

alpernatif dedi ki...

İşte gerçek çağdaşlık
İşte modernlik
İşte bizde yerleşmesi gereken sıfır utanç kültürü
:D

Himbalardan öğreneceğimiz çok şey var der,hanımı boşayarak soldaki bayanın desti izdivacına talibim derim

sakla... dedi ki...

dolfim, senden himba olmaz zaten anacım. beyazsın bi kere 8)
fundacım, beş dakika meş dakika... bilgi bilgidir diyerek yeni bir seri mi başlatsam hakikaten?
alper, soldaki evliymiş, sağdakini istersen aracı olayım. onun çağdaşlık göstergesinin biraz aşağıda olması mı seni düşündürdü? e hi 8)

Adsız dedi ki...

hehe..
ya ben de yazmıştım ki..
neden ayak bilei
resmiyok demiştim =P

atalet