iş yerim yansa...
hani haber alsam bi gece, bi şekilde, deseler ki şirket yanmış. o koskoca bina kül olmuş, baya bildiğin yandı bitti kül oldu, yanmış, batmış....
aklıma gelecek şey "çekmecemde kitap var mıydı ki? aa...bazı notlarım vardı yaaa...püüüüü!"
yemin ederim budur.
en fazla bir iki kişisel ıvır zıvırıma üzülürüm.
şirket yanmış batmış diye "tüh" demem.
kediyi bulmalı, derim bi tek.
o derece nefret ediyorum burdan.
bu beni kötü yapıyorsa, yaparsa..
belki de kötüyüm.
23 Ocak 2012 Pazartesi
12 Ocak 2012 Perşembe
istiyorum
şirketten ayrılanlar veda notu yazıyorlar:
"bilmem kaç yıldır severek çalıştığım şirketimden ayrılıyorum, burada çok güzel günler geçirdim, bana çok katkıları oldu, asla unutamayacağım kazanımlar cart curt... sizleri hiç unutmayacağım, çok özleyeceğim falan filan.."
buraya yazıyorum.
yazıyorum ki gerçek olsun.
ayrılırken herkese atacağım o "veda maili" burda dursun:
"7 küsur yıldır sevmeden çalıştığım, hiç bi hayrını görmediğim, bana ne kişisel, ne mesleki anlamda hiçbir katkısı olmayan, bütünüyle zaman kaybı olarak değerlendirdiğim şirketten (şirketim demek bile gelmiyor içimden) bugün itibariyle güle oynaya ayrılıyorum. sizleri de elbette özlemiycem. bi-iki kişi var, onlarla da zaten görüşürüz. ha, kapının önündeki kediyi özlerim bak, kedidir sonuçta.
hadi ben gittim, çok bile durdum aslına bakarsanız da o da işte benim salaklığım. ben zaten size çok fazlaydım"
bu maili yazıp da yollamayan saklambaç ne olsun.
"bilmem kaç yıldır severek çalıştığım şirketimden ayrılıyorum, burada çok güzel günler geçirdim, bana çok katkıları oldu, asla unutamayacağım kazanımlar cart curt... sizleri hiç unutmayacağım, çok özleyeceğim falan filan.."
buraya yazıyorum.
yazıyorum ki gerçek olsun.
ayrılırken herkese atacağım o "veda maili" burda dursun:
"7 küsur yıldır sevmeden çalıştığım, hiç bi hayrını görmediğim, bana ne kişisel, ne mesleki anlamda hiçbir katkısı olmayan, bütünüyle zaman kaybı olarak değerlendirdiğim şirketten (şirketim demek bile gelmiyor içimden) bugün itibariyle güle oynaya ayrılıyorum. sizleri de elbette özlemiycem. bi-iki kişi var, onlarla da zaten görüşürüz. ha, kapının önündeki kediyi özlerim bak, kedidir sonuçta.
hadi ben gittim, çok bile durdum aslına bakarsanız da o da işte benim salaklığım. ben zaten size çok fazlaydım"
bu maili yazıp da yollamayan saklambaç ne olsun.
6 Ocak 2012 Cuma
2012 kararları
2012 kararlarımın en önemlisi "bu sene yeni yıl kararları alıp hayata geçirmek" olmuştu.
6. gündeyiz, duruma bakalım:
-yazımı değiştirmek: özel notlarımı el yazısı ile yazan bir insan olmak istedim. şimdi bu sebeple bir defter yazıyorum. sıradan günlük anlık şeyler. el yazısı ile. 8) bakalım "ne güzel yazısı var" bir insan olabilecek miyim?
- ikinci bir tire koydum diye bir madde daha yazıcam gibi göründü ama başka yok.
allah da beni bildiği gibi yapsın 8(
6. gündeyiz, duruma bakalım:
-yazımı değiştirmek: özel notlarımı el yazısı ile yazan bir insan olmak istedim. şimdi bu sebeple bir defter yazıyorum. sıradan günlük anlık şeyler. el yazısı ile. 8) bakalım "ne güzel yazısı var" bir insan olabilecek miyim?
- ikinci bir tire koydum diye bir madde daha yazıcam gibi göründü ama başka yok.
allah da beni bildiği gibi yapsın 8(
2 Ocak 2012 Pazartesi
yılbaşı gecesi
elektirikler kesild!
masada abur cubur, meyve, çerez, rakı, şarap
koksun diye yakılmış bir mum
tv'de ntv açık (çok elit insanız canım!)
bel ağrıyor, sırt tutuk diye sürülmüş bengay pomat.
haliyle mumun vanilya kokusunu bastırmış bir mentol kokusu
yün kuşak sarılmışım.
sel de "alteşofman" üstü ona aldığım triko hırka (yeni diye giymiş, aferim)
kedi azmış, mauuvv'luyor.
hadi iyi yıllar diye kadeh tokuşturuyoruz ki....
karardık.
elektrik kesintisi sık yaşadığımız bir şey değil zaten
bir de yılbaşı gecesi olunca...
şaşırdık!
bu ne yaaa..
pencereye koştuk.
yan çevre yöreler de kararmış.
karşı pencerede yanıp sönüp yılbaşı ambiyansı yaratan renkli ışıklar da susmuş.
resmen ciddi ciddi elektirikler kesildi lan yılbaşı gecesi! (lan demişim şaşkınlıktan kusura bakmayın)
kaldık.
aslında ne yalan söyliyim, bi eğlenme durumu geldi bana
hayır zaten o kanal, bu kanal zıplarken
ay 1 dakika kaldı, hangi kanalda gireyim diye şitres yaparken yeni yıla girmişim bunca sene de ne olmuş.
en azından bi değişikliktir nihayetinde.
koksun diye yakılmasına rağmen ben-gay'ı bastırmaya muktedir olmayan mum, ışığıyla işe yaradı.
3-5 mum daha yaktık.
bari pili bitene kadar müzik dinleyelim diye leptobu açtık.
oturduk yerimize.
sel'in telefon saatiyle benimki arasında 2 dakika fark var.
çin atasözü müdür nedir, der ya:
"bir saati olan adam zamanı bilir
iki saati olan, o kadar emin değildir"
emin olamadık
vakit yaklaşınca
annemi aradım, girdik mi deyu
ay giriyoz galiba, du bakayım hah girdik dedi
telefonda giriştik (bu fiilin işteş kullanımı pek olmadı galiba buraya ama..)
kutlaştık.
telefonu kapayınca sel'le kutlaştık.
bari dans edelim dedi
8)))
hee olur, dedim.
sallandık.
benim bel zate sakat
uzun süre dans etmet gerekse sel de sakatlanır diye kısa kestik elbet
malum adam 2'ye katlanıyor dans edebilir pozisyona gelmek için.
topuklu ayakkabıyla bile olmuyorken, çorapla hiç olmadı.
oturuk yerimize.
kombi söndüğünden ev soğumaya başladı.
üstümüze battaniye çektik.
cipsler uzak kaldı.
kucağıma aldım.
kadehi koyacak yer bulamadım, cipsi bırakıp kadehi aldım.
peynir sehpada kaldı.
onu da yanıma koydum.
e peyniri sen almışsın dedi sel
sen yoğurt ye, dedim
8)
çatal getirmemişiz.
karanlıkta mutfağa gitmek zor geldi
peyniri elimle yedim ara ara.
gerçi meyveleri doğayıp üstüne de kürdan sapladıydım yemesi kolay olsun diye
hah işte o kürdanlarla peynir yemeye çalıştım önce ama
peynir yımşak olunca pek olmadı.
mecbur parmakladım.
o bişey değil de
kadehi tutunca, kadeh kirlendi.
olsundu
muma tutmayınca pek görünmedi kiri
8)
2 kadeh içmiştim daha
midem bulanmaya başladı biraz.
çok fazla cips yemiş olduğumdan mıdır
sırt ve bel nahiyesinde işini yapmaya çalışan bey-gayın,
içeriye eğlenerek gelen şaraplı kan ile karşılaşınca artistik yapmasından mıdır nedir artık,
bi keyfim kaçtı.
amaann.. yatayım mı ki? diyordum.
elantirinkler lütfettiler, geldiler.
tilozyonu açtık.
herkes girmiş tabi yeni yıla.
kanal kanal gezerken
viktoryassikrıt kızları görünmeye başladı.
bu insanımsı canlıların bir anda görünüvermesi pek mümkün olmuyor zaten
ayaktan başlayan görüntünün onca bacak boyunu aştıktan sonra kafaya kadar varması zaman alıyor.
peeehh... diye diye seyrettik.
yalan yalan, gerçek değil ki bu, amaaaaannn hayat mı bunların ki, yarım kilo kabak tatlısı bile yiyemezler falan diye eleştirdim. (evet, kabak tatlısı mevzubahis ise yarım kilo teferruattır.)
sadece yaşam biçimlerinin zorluğuna dair eleştiri getirdiğimi fark edersiniz.
olağanüstü güzellikleri hakkında eleştiride bulunanı allah çarpardı.
sonra kanal mı değiştirdik, ne oldu bilmiyorum
midem bulanıyor diye uzandım acık
uyumuşum.
2.5 civarında sel uyandırdı.
kalkıp yerimize yattık.
bir yılbaşı gecesi de böyle geçti işte.
masada abur cubur, meyve, çerez, rakı, şarap
koksun diye yakılmış bir mum
tv'de ntv açık (çok elit insanız canım!)
bel ağrıyor, sırt tutuk diye sürülmüş bengay pomat.
haliyle mumun vanilya kokusunu bastırmış bir mentol kokusu
yün kuşak sarılmışım.
sel de "alteşofman" üstü ona aldığım triko hırka (yeni diye giymiş, aferim)
kedi azmış, mauuvv'luyor.
hadi iyi yıllar diye kadeh tokuşturuyoruz ki....
karardık.
elektrik kesintisi sık yaşadığımız bir şey değil zaten
bir de yılbaşı gecesi olunca...
şaşırdık!
bu ne yaaa..
pencereye koştuk.
yan çevre yöreler de kararmış.
karşı pencerede yanıp sönüp yılbaşı ambiyansı yaratan renkli ışıklar da susmuş.
resmen ciddi ciddi elektirikler kesildi lan yılbaşı gecesi! (lan demişim şaşkınlıktan kusura bakmayın)
kaldık.
aslında ne yalan söyliyim, bi eğlenme durumu geldi bana
hayır zaten o kanal, bu kanal zıplarken
ay 1 dakika kaldı, hangi kanalda gireyim diye şitres yaparken yeni yıla girmişim bunca sene de ne olmuş.
en azından bi değişikliktir nihayetinde.
koksun diye yakılmasına rağmen ben-gay'ı bastırmaya muktedir olmayan mum, ışığıyla işe yaradı.
3-5 mum daha yaktık.
bari pili bitene kadar müzik dinleyelim diye leptobu açtık.
oturduk yerimize.
sel'in telefon saatiyle benimki arasında 2 dakika fark var.
çin atasözü müdür nedir, der ya:
"bir saati olan adam zamanı bilir
iki saati olan, o kadar emin değildir"
emin olamadık
vakit yaklaşınca
annemi aradım, girdik mi deyu
ay giriyoz galiba, du bakayım hah girdik dedi
telefonda giriştik (bu fiilin işteş kullanımı pek olmadı galiba buraya ama..)
kutlaştık.
telefonu kapayınca sel'le kutlaştık.
bari dans edelim dedi
8)))
hee olur, dedim.
sallandık.
benim bel zate sakat
uzun süre dans etmet gerekse sel de sakatlanır diye kısa kestik elbet
malum adam 2'ye katlanıyor dans edebilir pozisyona gelmek için.
topuklu ayakkabıyla bile olmuyorken, çorapla hiç olmadı.
oturuk yerimize.
kombi söndüğünden ev soğumaya başladı.
üstümüze battaniye çektik.
cipsler uzak kaldı.
kucağıma aldım.
kadehi koyacak yer bulamadım, cipsi bırakıp kadehi aldım.
peynir sehpada kaldı.
onu da yanıma koydum.
e peyniri sen almışsın dedi sel
sen yoğurt ye, dedim
8)
çatal getirmemişiz.
karanlıkta mutfağa gitmek zor geldi
peyniri elimle yedim ara ara.
gerçi meyveleri doğayıp üstüne de kürdan sapladıydım yemesi kolay olsun diye
hah işte o kürdanlarla peynir yemeye çalıştım önce ama
peynir yımşak olunca pek olmadı.
mecbur parmakladım.
o bişey değil de
kadehi tutunca, kadeh kirlendi.
olsundu
muma tutmayınca pek görünmedi kiri
8)
2 kadeh içmiştim daha
midem bulanmaya başladı biraz.
çok fazla cips yemiş olduğumdan mıdır
sırt ve bel nahiyesinde işini yapmaya çalışan bey-gayın,
içeriye eğlenerek gelen şaraplı kan ile karşılaşınca artistik yapmasından mıdır nedir artık,
bi keyfim kaçtı.
amaann.. yatayım mı ki? diyordum.
elantirinkler lütfettiler, geldiler.
tilozyonu açtık.
herkes girmiş tabi yeni yıla.
kanal kanal gezerken
viktoryassikrıt kızları görünmeye başladı.
bu insanımsı canlıların bir anda görünüvermesi pek mümkün olmuyor zaten
ayaktan başlayan görüntünün onca bacak boyunu aştıktan sonra kafaya kadar varması zaman alıyor.
peeehh... diye diye seyrettik.
yalan yalan, gerçek değil ki bu, amaaaaannn hayat mı bunların ki, yarım kilo kabak tatlısı bile yiyemezler falan diye eleştirdim. (evet, kabak tatlısı mevzubahis ise yarım kilo teferruattır.)
sadece yaşam biçimlerinin zorluğuna dair eleştiri getirdiğimi fark edersiniz.
olağanüstü güzellikleri hakkında eleştiride bulunanı allah çarpardı.
sonra kanal mı değiştirdik, ne oldu bilmiyorum
midem bulanıyor diye uzandım acık
uyumuşum.
2.5 civarında sel uyandırdı.
kalkıp yerimize yattık.
bir yılbaşı gecesi de böyle geçti işte.
29 Aralık 2011 Perşembe
son 3
29
30
31
ee..
Maya'lanmadıysak pek de önemli değil bence, yine.
+1 gün tatil olsaydı, bi hafif sevinme olurdu evet.
o da olmayınca normal bir hafta sonundan farklı gelmiyor pek.
plan program?
ay yine akşam yemeği avrupa'da, gece içkisi amerika'da, sabah kahvaltısı avusturalya'da işte.
klasik.
çamı da koymadık ortaya.
kedi dadanacak, kıl tüy dökülecek ortaya.
evi süpürmeye üşenen ben, onları toplayıp kaldırana kadar yarı yıl gelecek.
gerek yok.
kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz demişler.
sönük, heyecansız, "yeni yıl geliyor, tirilaylaylom" modundan uzak bir yazı okuyun istemezdim elbet
gönül isterdi ki koltuk yastıklarını gövdesine sarıp noel baba olacak bir sel kişisi,
bahçeden söktüğü dalları kafasına takarak 4 ayak dolaşacak "geyik" bir saklambaç,
boynuna renkli ışıklar takılmış halde yanardöner kıyafetiyle miyavlayan bir kedi sunayım size.
kısmet değilmiş.
gidenin arkasından kötü konuşmak gibi olacaksa da, zaten uyuz bi yıldı.
ahdım olsun, dileklerimi eksiksiz yerine getirirse
tam bu yukarda bahsettiğim şekilde uğurlarım 2012'yi.
peşin peşin şımarıklık beklemesin benden.
notella:
ataletim, bloğa yazınca oluyor demiş diye yazıyorum
şimdiye kadar verdiklerinden beğendiklerimin tamamıyla, daha vermediklerinden en güzel olanların hepsini istiyorum 2012'den. (senin derdin bu saklambaç. net olamıyorsun!)
ısrarla istiyorum.
hadi bakalım.
8)
30
31
ee..
Maya'lanmadıysak pek de önemli değil bence, yine.
+1 gün tatil olsaydı, bi hafif sevinme olurdu evet.
o da olmayınca normal bir hafta sonundan farklı gelmiyor pek.
plan program?
ay yine akşam yemeği avrupa'da, gece içkisi amerika'da, sabah kahvaltısı avusturalya'da işte.
klasik.
çamı da koymadık ortaya.
kedi dadanacak, kıl tüy dökülecek ortaya.
evi süpürmeye üşenen ben, onları toplayıp kaldırana kadar yarı yıl gelecek.
gerek yok.
kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz demişler.
sönük, heyecansız, "yeni yıl geliyor, tirilaylaylom" modundan uzak bir yazı okuyun istemezdim elbet
gönül isterdi ki koltuk yastıklarını gövdesine sarıp noel baba olacak bir sel kişisi,
bahçeden söktüğü dalları kafasına takarak 4 ayak dolaşacak "geyik" bir saklambaç,
boynuna renkli ışıklar takılmış halde yanardöner kıyafetiyle miyavlayan bir kedi sunayım size.
kısmet değilmiş.
gidenin arkasından kötü konuşmak gibi olacaksa da, zaten uyuz bi yıldı.
ahdım olsun, dileklerimi eksiksiz yerine getirirse
tam bu yukarda bahsettiğim şekilde uğurlarım 2012'yi.
peşin peşin şımarıklık beklemesin benden.
notella:
ataletim, bloğa yazınca oluyor demiş diye yazıyorum
şimdiye kadar verdiklerinden beğendiklerimin tamamıyla, daha vermediklerinden en güzel olanların hepsini istiyorum 2012'den. (senin derdin bu saklambaç. net olamıyorsun!)
ısrarla istiyorum.
hadi bakalım.
8)
19 Aralık 2011 Pazartesi
mahrem mevzular
aile bireylerinin mahrem mevzuları ortalıkta anlatılmaz ama...
burası ortalık mı ki?
yüzbin milyon izleyicisi olan gizemli bir blogger olmadığıma göre gayet aile içinde sayılmaz mıyım?
evet.
o halde buyrun:
cumartesi günü bizim kız -afedersiniz- azdı.
cumartesi günü tam olarak 5. ayını bitirmişti kendisi.
aldığımız kadın "17 Temmuz'da doğdu" dediydi zira.
cumartesi 17 Aralık.
tas tamam 5 ay.
zaten bi çenesi düşmüştü akşamdan beri.
ama öyle "bana koca bulun" lafları etmiyordu da, daha ziyade bi sohbet havasında söylenmeler falan.
evde yalnız kalıyor ya, anlatacakları birikti zaar diye bakıyordum olaya.
-kuş gördüm
-biblo kırdım
-senin yüzüğü halının altına tıktım, gibi şeyler.
ne bileyim derdinin başka olduğunu.
cumartesi günü öğleden sonraydı, artık şüpheye yer bırakmayacak biçimde ilan etti koca isteğini.
ppfff.. 8(
o "maauuvv"lar,
o "tövbesstağfurullah" dedirtecek haller..
sel'e mesaj yazdım
"müjdeler olsun, kızın azdı" diye
"benim öyle kızım yok" dedi
8))
o her ne kadar kendisini inkar etse de,
kız ona iyice sempati duymaya başladı.
gidip ona sürünüyor.
"e erkeksin nihayetinde" şeklindeki açıklamamı açılmış gözlerle dinleyen sel, kendini kedinin namusundan sorumlu hissetmiyor olacak ki "karşı komşunun kedisi erkekti" diye aklına gelen -kendince-harika fikri benimle paylaşmakta bi beis görmedi.
e yok artık!
ailemizde benzer bir tecrübeyi yaşayan var allahtan (burada "allahtan" demek bi yakışıksız mı oldu ne?)
fundamı aradım.
-Fundacıımm.. kız azdı!
-ayyy tüüh..çok erken daha, çıtır gibi işte, dedi.
-e ne yapaciz, hani bi ilaç vardı neydi adı?
ilacı vermekten başka çare olmayınca pazar günü nöbetçi eczane aradık.
sel'in "yemeğine şap katsak" şeklindeki sivri fikrine paralel olarak, yemeğine ilaç kattık.
yavrucum "oohh.. yaş mama" diye yalana yalana yediği yemeğin içindeki ilacın etkisini mi gördü, yoksa yorgunluk mu çöktü üstüne bilmem ama, akşam rahattı çok şükür.
akşam eve gittiğimizde ne şekil bi kedi ile karşılaşacağız bakalım.
birkaç ay daha dursaydı edepli edepli...
ppff..
burası ortalık mı ki?
yüzbin milyon izleyicisi olan gizemli bir blogger olmadığıma göre gayet aile içinde sayılmaz mıyım?
evet.
o halde buyrun:
cumartesi günü bizim kız -afedersiniz- azdı.
cumartesi günü tam olarak 5. ayını bitirmişti kendisi.
aldığımız kadın "17 Temmuz'da doğdu" dediydi zira.
cumartesi 17 Aralık.
tas tamam 5 ay.
zaten bi çenesi düşmüştü akşamdan beri.
ama öyle "bana koca bulun" lafları etmiyordu da, daha ziyade bi sohbet havasında söylenmeler falan.
evde yalnız kalıyor ya, anlatacakları birikti zaar diye bakıyordum olaya.
-kuş gördüm
-biblo kırdım
-senin yüzüğü halının altına tıktım, gibi şeyler.
ne bileyim derdinin başka olduğunu.
cumartesi günü öğleden sonraydı, artık şüpheye yer bırakmayacak biçimde ilan etti koca isteğini.
ppfff.. 8(
o "maauuvv"lar,
o "tövbesstağfurullah" dedirtecek haller..
sel'e mesaj yazdım
"müjdeler olsun, kızın azdı" diye
"benim öyle kızım yok" dedi
8))
o her ne kadar kendisini inkar etse de,
kız ona iyice sempati duymaya başladı.
gidip ona sürünüyor.
"e erkeksin nihayetinde" şeklindeki açıklamamı açılmış gözlerle dinleyen sel, kendini kedinin namusundan sorumlu hissetmiyor olacak ki "karşı komşunun kedisi erkekti" diye aklına gelen -kendince-harika fikri benimle paylaşmakta bi beis görmedi.
e yok artık!
ailemizde benzer bir tecrübeyi yaşayan var allahtan (burada "allahtan" demek bi yakışıksız mı oldu ne?)
fundamı aradım.
-Fundacıımm.. kız azdı!
-ayyy tüüh..çok erken daha, çıtır gibi işte, dedi.
-e ne yapaciz, hani bi ilaç vardı neydi adı?
ilacı vermekten başka çare olmayınca pazar günü nöbetçi eczane aradık.
sel'in "yemeğine şap katsak" şeklindeki sivri fikrine paralel olarak, yemeğine ilaç kattık.
yavrucum "oohh.. yaş mama" diye yalana yalana yediği yemeğin içindeki ilacın etkisini mi gördü, yoksa yorgunluk mu çöktü üstüne bilmem ama, akşam rahattı çok şükür.
akşam eve gittiğimizde ne şekil bi kedi ile karşılaşacağız bakalım.
birkaç ay daha dursaydı edepli edepli...
ppff..
9 Aralık 2011 Cuma
elâlemin kadını....
eskiden olsa eve gittim, işe geldim, şunu yedim, bunu yaptım diye; toplasan anlatacak 3 cümleyi bulmayacak konularda uzun uzun bi yazı döşenirdim ki, gören baya bi maceralı, doludolu yaşıyorum sansa yeriydi.
yazıkıran diye bi illete mi tutuldum ne oldu bilmiyorum
yazmıyorum
yazasım olmuyor çoğu zaman
daha kötüsü de yazasım olduğunda da üşenir hale geldim
bunun şöyle bir kötü tarafı oldu.
yazınca olur olmaz her şeyi
tüm o zamanların fotoğrafını çekmişim de albüme koymuşum gibi
yani öyle bir "anlar arşivi"m oluşmuş gibi oluyordu
seviyordum sonra resim bakar gibi yazı bakmayı
hatırlayıp güldüğüm şeyler oluyordu ki yazmasam kaybolur giderdi.
şimdi
geçen gün yolda giderken komik bir şey oldu
(bir tiyatro oyunu mu bu, film miydi?)
iş yerinde kızlara, mail yoluyla anneme, kısçeye falan anlattım da
gelip buraya anlatmamış olmayı
kayıtlara geçsin diye yazmamış olmayı yakıştıramadım kendime
sizin neyiniz eksik, değil mi ama 8)
şimdi şöyle:
geçen akşam iş çıkışı sel ile eve gitmeden önce bahçeli'ye gidip bişeyler yiyelim dedik
-evde yemek yok
ama fazla da gecikmeyelim dedik
-evde kedi var
gittik, acele acele bişeyler yedik, kalktık.
arabaya doğru hızlı adım yürüyoruz.
bir yandan da zıtlaşıyoruz.
konu:
hafta sonu sel'lerin bir akraba düğünü var
ben de ne giysem sorusuna "annemden kalan mor elbise" yanıtı vermek üzereyim
elbiseyi belki de hiç giymedim sel ile birlikte
o yüzden ben "mor elbise" diyince hatırlamadı
hatırlatmaya çalıştım:
annemin gençliğinden kalan, mor, böyle boğazlı, oyuk kollu, dar, arkadan fermuarlı....
hani tok bir kumaşı var, kendinden kabartma desenli..
yok hatırlamadı
kısa! dedim.
-ne kadar kısa?
-kısa işte. baya kısa. annemin gençliğinden kalan diyorum, o kadar kısa işte (annemler gençliklerinde tunikleri elbise diye giyiyormuş zaten, etekler el kadar, elbiseler neredeyse gömlek uzunluğunda)
-görmem lazım hatırlamıyorum, çok kısaysa olmaz bizim akrabaların arasına, dedi sel.
o olmaz diyince ben elbiseye iyice sahip çıktım
-giyerim ben bana ne
-görmem lazııııımmm.. çok kısaysa olmaz oraya.
-evet çok kısa
-ya kuzu, yakışık almaz o kadar kısaysa..
-eeehh.. çok da fifi!
affınıza sığınırım canım okuyucu
ama bi şımarma mı geldi üstüme nedir, öyle dedim:
-çok da fifi!
-cık cık cııığğkk.. ne kadar terbiyesizsin, dedi sel.
-kim, ben mi, a-ah niye be, fifi terbiyesiz bi kelime mi ki? küçük, sevimli bi köpecik adı.
şimdi biz yolda acele acele yürüyoruz ya,
bi yandan sel beni kınıyor, cık cık cık... terbiyesiz! diye
bi yandan da ben lafımı savunuyorum.
-çok: nicelik bildiren bir kelime; da: bağlaç; fifi: kucak köpeklerine verilen sosyetik bir isim, diye açıklama yapıyorum ki terbiyesiz lafını geri alsın.
ama bana bi gülme geldi, kahkaha atar haldeyim.
derken,
karşımızdan gelen bir kadın bi anda yavaşladı, önümüze doğru hamle yaptı, sel'in mi, benim mi önünü keseceğine emin olamaz hallerde sağa sola adımlayarak... geldi önümde durdu.
o durdu
ben durdum
sel durdu
bir iki saniye bakıştık.
sonra o "merhaba" dedi
merhaba? dedim, çünkü ilk merhabanın tonu bişey soracakmış merhabası gibi değil. beni tanımadınız mı merhabası gibi. sel tanıyor herhalde diye düşündüm. ama sel suskun.
gözümün içine baktı yine birkaç saniye. ay ama bi uzun ki o boş saniyeler.
-benimle bi bira içer misiniz? dedi. "size bi bira ısmarlayabilir miyim?"
ay üstüme iyilik sağlık!
kimsin kadın!
ben sadece "eeeğğğğıı..." gibi bi boşluk doldurma sesi çıkarttım, zira ne diyeceğimi şaşırdım.
sel zaten hepten suskun, kadına bakıyor.
-nooooğğluurr.. benimle bi bira için, size bi bira ısmarlıyım ha, lütfeeğğnn" diye ısrar etmeye başladı kadın.
-aaa.. yok, çok teşekkürler, bizim biraz acelemiz var da... (ben de olayı gayet mantıklı bulmuşum gibi "neden" demiyorum hiç, kırk yıllık arkadaşa mazeret bildiriyorum sanki)
-yaaaaa! kabul etmiyorum, noolur, noolur.. ayarlayın işinizi! hadiiii...
-yok, gerçekten, zaten geç kaldık biz, eve gidiyorduk.
-yaaa. bi biraa, çok sevdim ben sizi lütfen, o kadar güzel gülüyordunuz ki, bayıldım bayıldım, benimle bi bira için, noğğluur"
sel araya girdi:
-çok teşekkür ederiz nazik teklifiniz için, gerçekten. ama bekleyenimiz var....
(kedi demedik kadına, "bekleyenimiz var" dedik. kedi desek, kadın paçaya yapışıp, yine de bırakmayacak gibiydi.)
-ama telefon edin, ayarlayın! yapabilirsiniz, hadiii.... (kedi demediğimiz burdan belli zaten, telefon edip ayarlayın diyor kadın, bende makaralar zaten gevşek, iyice gülme geliyor)
-valla imkan yok, çok geciktik zaten
-kabul etmiyorum, lütfenn. hadi, bi bira. siz berabersiniz, ben yalnızım, çok güzel eğleniyordunuz, böyle insanlar yok etrafta, ben bayıldım size, gülmenize.... lüüütfeenn, kırmayın beni.
ay valla böyle
dakikalar oldu, kadın sanırsın senelerdir izini kaybettiği akrabasını bulmuş, öyle yalvarıyor. bayılmışmış bize, çok güzel gülüyormuşuz, dikkatini çekmiş, eğlenceliymişiz, bize katılsınmış, bira ısmarlasınmış....
olacak gibi değil,kestirip attım:
-başka sefer inşallah, bu sefer gerçekten imkan yok.
8))) anacım neyin başka seferi, kadın kim, nerden geldi, nereye gidiyor belli değil. hangi başka sefer?
ama dedim.
en kibar ve terbiyeli (bana terbiyesiz diyenler utansın!) halimle:
-başka sefere inşallah, dedim.
kadını öyle üzüntülü, hayal kırıklığına uğramış, hatta küsmüs diyeceğim bir halde yolun ortasında bırakıp (elâlemin kadını ama.. insan yine de bırakıp giderken bi mahcubiyet hissediyor) koşar adım uzaklaştık.
ve
evde kedi bekliyor olmasaydı gerçekten de kadının teklifini kabul ederdik, evet.
eh ne diyelim.
kısmet!
8)
yazıkıran diye bi illete mi tutuldum ne oldu bilmiyorum
yazmıyorum
yazasım olmuyor çoğu zaman
daha kötüsü de yazasım olduğunda da üşenir hale geldim
bunun şöyle bir kötü tarafı oldu.
yazınca olur olmaz her şeyi
tüm o zamanların fotoğrafını çekmişim de albüme koymuşum gibi
yani öyle bir "anlar arşivi"m oluşmuş gibi oluyordu
seviyordum sonra resim bakar gibi yazı bakmayı
hatırlayıp güldüğüm şeyler oluyordu ki yazmasam kaybolur giderdi.
şimdi
geçen gün yolda giderken komik bir şey oldu
(bir tiyatro oyunu mu bu, film miydi?)
iş yerinde kızlara, mail yoluyla anneme, kısçeye falan anlattım da
gelip buraya anlatmamış olmayı
kayıtlara geçsin diye yazmamış olmayı yakıştıramadım kendime
sizin neyiniz eksik, değil mi ama 8)
şimdi şöyle:
geçen akşam iş çıkışı sel ile eve gitmeden önce bahçeli'ye gidip bişeyler yiyelim dedik
-evde yemek yok
ama fazla da gecikmeyelim dedik
-evde kedi var
gittik, acele acele bişeyler yedik, kalktık.
arabaya doğru hızlı adım yürüyoruz.
bir yandan da zıtlaşıyoruz.
konu:
hafta sonu sel'lerin bir akraba düğünü var
ben de ne giysem sorusuna "annemden kalan mor elbise" yanıtı vermek üzereyim
elbiseyi belki de hiç giymedim sel ile birlikte
o yüzden ben "mor elbise" diyince hatırlamadı
hatırlatmaya çalıştım:
annemin gençliğinden kalan, mor, böyle boğazlı, oyuk kollu, dar, arkadan fermuarlı....
hani tok bir kumaşı var, kendinden kabartma desenli..
yok hatırlamadı
kısa! dedim.
-ne kadar kısa?
-kısa işte. baya kısa. annemin gençliğinden kalan diyorum, o kadar kısa işte (annemler gençliklerinde tunikleri elbise diye giyiyormuş zaten, etekler el kadar, elbiseler neredeyse gömlek uzunluğunda)
-görmem lazım hatırlamıyorum, çok kısaysa olmaz bizim akrabaların arasına, dedi sel.
o olmaz diyince ben elbiseye iyice sahip çıktım
-giyerim ben bana ne
-görmem lazııııımmm.. çok kısaysa olmaz oraya.
-evet çok kısa
-ya kuzu, yakışık almaz o kadar kısaysa..
-eeehh.. çok da fifi!
affınıza sığınırım canım okuyucu
ama bi şımarma mı geldi üstüme nedir, öyle dedim:
-çok da fifi!
-cık cık cııığğkk.. ne kadar terbiyesizsin, dedi sel.
-kim, ben mi, a-ah niye be, fifi terbiyesiz bi kelime mi ki? küçük, sevimli bi köpecik adı.
şimdi biz yolda acele acele yürüyoruz ya,
bi yandan sel beni kınıyor, cık cık cık... terbiyesiz! diye
bi yandan da ben lafımı savunuyorum.
-çok: nicelik bildiren bir kelime; da: bağlaç; fifi: kucak köpeklerine verilen sosyetik bir isim, diye açıklama yapıyorum ki terbiyesiz lafını geri alsın.
ama bana bi gülme geldi, kahkaha atar haldeyim.
derken,
karşımızdan gelen bir kadın bi anda yavaşladı, önümüze doğru hamle yaptı, sel'in mi, benim mi önünü keseceğine emin olamaz hallerde sağa sola adımlayarak... geldi önümde durdu.
o durdu
ben durdum
sel durdu
bir iki saniye bakıştık.
sonra o "merhaba" dedi
merhaba? dedim, çünkü ilk merhabanın tonu bişey soracakmış merhabası gibi değil. beni tanımadınız mı merhabası gibi. sel tanıyor herhalde diye düşündüm. ama sel suskun.
gözümün içine baktı yine birkaç saniye. ay ama bi uzun ki o boş saniyeler.
-benimle bi bira içer misiniz? dedi. "size bi bira ısmarlayabilir miyim?"
ay üstüme iyilik sağlık!
kimsin kadın!
ben sadece "eeeğğğğıı..." gibi bi boşluk doldurma sesi çıkarttım, zira ne diyeceğimi şaşırdım.
sel zaten hepten suskun, kadına bakıyor.
-nooooğğluurr.. benimle bi bira için, size bi bira ısmarlıyım ha, lütfeeğğnn" diye ısrar etmeye başladı kadın.
-aaa.. yok, çok teşekkürler, bizim biraz acelemiz var da... (ben de olayı gayet mantıklı bulmuşum gibi "neden" demiyorum hiç, kırk yıllık arkadaşa mazeret bildiriyorum sanki)
-yaaaaa! kabul etmiyorum, noolur, noolur.. ayarlayın işinizi! hadiiii...
-yok, gerçekten, zaten geç kaldık biz, eve gidiyorduk.
-yaaa. bi biraa, çok sevdim ben sizi lütfen, o kadar güzel gülüyordunuz ki, bayıldım bayıldım, benimle bi bira için, noğğluur"
sel araya girdi:
-çok teşekkür ederiz nazik teklifiniz için, gerçekten. ama bekleyenimiz var....
(kedi demedik kadına, "bekleyenimiz var" dedik. kedi desek, kadın paçaya yapışıp, yine de bırakmayacak gibiydi.)
-ama telefon edin, ayarlayın! yapabilirsiniz, hadiii.... (kedi demediğimiz burdan belli zaten, telefon edip ayarlayın diyor kadın, bende makaralar zaten gevşek, iyice gülme geliyor)
-valla imkan yok, çok geciktik zaten
-kabul etmiyorum, lütfenn. hadi, bi bira. siz berabersiniz, ben yalnızım, çok güzel eğleniyordunuz, böyle insanlar yok etrafta, ben bayıldım size, gülmenize.... lüüütfeenn, kırmayın beni.
ay valla böyle
dakikalar oldu, kadın sanırsın senelerdir izini kaybettiği akrabasını bulmuş, öyle yalvarıyor. bayılmışmış bize, çok güzel gülüyormuşuz, dikkatini çekmiş, eğlenceliymişiz, bize katılsınmış, bira ısmarlasınmış....
olacak gibi değil,kestirip attım:
-başka sefer inşallah, bu sefer gerçekten imkan yok.
8))) anacım neyin başka seferi, kadın kim, nerden geldi, nereye gidiyor belli değil. hangi başka sefer?
ama dedim.
en kibar ve terbiyeli (bana terbiyesiz diyenler utansın!) halimle:
-başka sefere inşallah, dedim.
kadını öyle üzüntülü, hayal kırıklığına uğramış, hatta küsmüs diyeceğim bir halde yolun ortasında bırakıp (elâlemin kadını ama.. insan yine de bırakıp giderken bi mahcubiyet hissediyor) koşar adım uzaklaştık.
ve
evde kedi bekliyor olmasaydı gerçekten de kadının teklifini kabul ederdik, evet.
eh ne diyelim.
kısmet!
8)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)