18 Kasım 2009 Çarşamba

istatistiksel mevzular

canım sıkılıyor.
kendimi eğlendirmek için bişeyler aradım, bulamadım.
bari oyalanacak bişeyler bulayım dedim.
sayısal ifade yolunu seçtim.
yani onu bunu sayıp yazayım bari dedim.
evet o kadar sıkılmış ve bunalmış durumdayım.
buyrun: (istemezseniz buyurmayın, ısrar edecek değilim)

*blogspota geçmeden önce, yani blogcuda yazdığım toplam yazı sayısı: 347, blogspotta yazdığım yazı: 126 (rahmetli blogcu daha mı kullanışlıymış acaba, ben mi tembelim ki yaşlanınca?)
*mevcut parmak sayısı: 20 (6 parmaklı insanlara hiç özenmediğimden bu sayı beni mutlu ediyor)
*ağzımdaki diş sayısı herhalde 38dir. (20likleri çıkartırsak, başka eksik dişim de olmadığına göre öyle olmalı. yoksa valla sayamıycam)
*evdeki koca sayısı:1 (ya ne olacağıdı?)
*evdeki çocuk sayısı: 1 (kendim bizzat çocuğum)
*evdeki kedi sayısı: malesef 0 (bööhüüüüü)
*şu anda okumakta olduğum kitap sayısı: 2 (bir evde, biri işte)
*sene başından beri okuduğum kitap sayısı: 21 (yazık!)
*yerden yüksekliğim: 6 karış 4 parmak (ölçüyü up uzun parmaklarıyla sel kişisinin aldığı kayıtlara geçsin!)
*kilom:47-49 arası değişiyor (evet günde 2 kilo yiyorum galiba)
*kafamdaki saç teli sayısı: her geçen gün azalmakta.
*cüzdanımdaki kredi kartı sayısı: 1 (neyime yetmiyor!)
*kredi kartı ile yapılan taksitli alışveriş yüzdesi: 0 (peşin alamıyacağım hiç bir şeyi almıyorum. takıntılıyım.)
*an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 4.5 (biri tam bozuk değil)
*çantamdaki ruj sayısı: 3 (hepsi farklı renk)
*acıyan batan sulanan göz sayısı: 2 (alnımın orta yerinde üçüncü göz daha açılmadı)
*şehir içinde bulunan 1 dereceden akraba sayısı: 0 (annemler antalyada, kardiş desen şehir dışında görevde. ailem türkiyenin dört bi yanında.. böhüüüü..)
*şu an itibariyle ojesi bozulmuş tırnak sayısı: 5.5 (sinirim bozuldu)
*bu saçma sapan yazıdan siniri bozulması muhtemel okuyucu sayısı: bak allasen doğru söyleyin!
*yazının bitme ihtimali: yüzde yüz.

17 Kasım 2009 Salı

sanki pazartesi sanıyorum bu günü.
ama pazartesi değil, salı olduğunu düşününce bile oh demiyorum, çünkü keşke cuma olaydı.
mızıklanasım, tembellik edesim, kitap okuyup, sıcak şarap içip, film falan izleyesim var.
dün şirketciğimiz bizi omurgamızı sevelim koruyalım konulu bir eğitime yolladı.
sürekli masa başında çalıştığımız için düşünülmüş olacak.
bi nevi kıyak.
tüm gün süren bi eğitim, o yüzden hiç gelmedim şirkete.
ingiliz bi abi yatırdı bizi yere, anlattı, gösterdi bişeyler yaptırdı.
oramızı buramızı eğip büküp,
daha da olmadı yanımızdaki arkideşe oramızı buramızı elletip durduk.
bence sorun yoktu da,
misal oda arkadaşım bir erkek bir miktar işkillenmiş:
"bu ne abi ya, yazılımcı çocuk kuyruk sokumum nerde başlıyor iyice bi tecrübe etti" dedi.
8)
eğitim sonunda bi arkadaşımla geldik eve
hafta sonu sıcak şarap yapmıştım da, 2 kupa artmıştı.
içtik, spor salonu çıkışı iyi oldu 8)

hafta sonu genelde evdeydim.
biraz nostalji yaptım.
kamerayı alıp, eski görüntüleri izledim.
annem-fundam-ben-kardiş
bi tiyatro oynamıştık.
dekor değilse de kostümler şahaneydi 8))
1950li yıllar
kardiş benim babam.
annem esas annem olmakla beraber benim sadece kalfa sandığım bir kadın.
fundam esas annem sandığım ama babamın annemle beni bırakıp kaçtığı ve 1 sene sonra eve beraberinde getirdiği diğer kadın.
izledim, güldüm.
ne eğlenmişiz, iyiki soytarmışız.

yeni eğlenceler tertip etmeli, yeni anılar biriktirmeliyiz.

siyah bi polar şalım vardı.
toz tüy tutuyor diye kullanmıyordum da durup duruyordu.
onu kesip biçip çanta yaptım, üstüne de renkli renkli ponponlar diktim.
pek şirin oldu.
kalan kumaştan 2 tane daha yapıp bizim odadaki kızlara hediye ettim.
makbule geçti.

ağaçların ve bodur yer bitkilerinin fosforlanmış renkli yapraklarına hayranım.
keşke hep böyle kalsalar.
ve ankara sadece sohbaharda güzel herhalde.

sustum, bitti.

12 Kasım 2009 Perşembe

ahmakların vasıfları*

ahmaklığın dört alameti vardır. sana söyliyeyim de öğrenesin.
kendi ayıbını görmeyip de başkalarının kusurlarını aramak.
gönlüne cimrilik tohumu saçtığı halde cömertlik ummak.
huyu ile halkı hoşnut etmiyen kimsenin Tanrı kapısında hiçbir değeri yoktur. adeti huysuzluk olanın işi daima nefret kazanmaktır. kötü huy tende canın belasıdır. huysuz kişi insandan sayılmaz.
cimrilik cehennem ağacından bir daldır. zavallı cimricik de mezbaha köpeklerine benzer. cimri nerede cennet yüzü görsün. o fil'in ayakları altına düşmüş bir sivrisinektir.cimriliğin pintiğinden kendini bir tarafa çek ki ahmaklar zümresinden sayılmayasın.

*Pendname (öğüt kitabı)
Feridüddin-i Attar

1963 basımı bu kitabı buldum da, okuyorum.
bu kadar öğüt almışken birini de paylaşayım dedim 8)

10 Kasım 2009 Salı

keşke biraz daha kalabilseymişsin...

belki çok şey farklı olurdu...
1881-193∞

9 Kasım 2009 Pazartesi

yüz buldum astarını da istiyorum 8)

kitap dedim, bi sürü öneri geldi. aman pek sevindim. ohh kolaymış böyle dedim.
elini veren kolunu kaptırıyor demezseniz,
bi de şey sorsam,
film.
ama komedi film.
ama öyle romantik komedi falan değil de,
bayağı böyle kahkaha attıracak komedi film.
tabi herkesin güldüğü şey farklıdır, farkındayım.
biri katılır gülecem diye, öbürü sırıtmaz.
iyi biliyorum.
zira genellikle o sırıtmayan tarafta oluyorum. 8)
ama hiç mi yok derseniz, var tabi.
beni çok güldüren filmler de var.
hah, işte onlardan istiyorum şimdi.
bana biraz film tavsiye etsenize...
dur ben örnek de vereyim size aklıma gelen gülünç filmlerden
misal eskilerden "parti". hani peter sellers'in oynadığı (evet gülüyorum ona çok, çocukça ama gülüyorum!)
sonraaa...şeyin filmlerinin de hastasıyım, fransız yönetmen francis veber. salaklar sofrasından bildiniz mi?
işte böyle komik filmler var mı aklınızda.
çok güldüm dediğiniz?
noooluuuurrr bi söylesenizeee...

oldu, teşekkürler, öpiym 8)

4 Kasım 2009 Çarşamba

kendim düşüneceğime size sorayım

huu-huuuu...
bana birkaç kitap önerseniz ne güzel olur 8)
böyle akıcı
dili güzel
konusu kadar kullanılan kelimeleriyle de etkileyen
ne biliyim romantik oluur, tarihi oluur, roman olur, biyografi oluur...
bilemiyorum işte.
bunların hepsi ya da hiçbiri.
bana bişeyler önersenize.
alınacaklar listemde tek bir kitap kaldı sadece.
genelde kitapyurdundan sipariş ediyorum.
o zaman da kargo parasından kar etmek için 4-5 kitap falan istiyorum.
ama şimdi ne alıyım bilemedim.
istiyorum ki beni alsın götürsün bi yerlere.
ne olduğu, edebi değeri falan da önemli değil ha!
şu çok güzeldi dediğiniz 3-5 isim yazsanıza
hı?
yazar mısınız?
imza:
armut piş ağzıma düş insanı, tembel saklambaç.

3 Kasım 2009 Salı

kayıtlara geçsin diye...

kişisel tarih kayıtlarıma geçsin yani, yazayım da.

ben antalyadaydım ya hafta sonu.
perçembe cuma ve pazar öğlene kadar.
sel kişisi özlemiş beni.
e normal.
yok estağfurullah, ben çok özlenecek biriyimdir manasında değil de,
sel özlemiş işte.
neyse..
sonuçta kısıtlı zaman bitti gitti.
döndüm ankaraya.
karşıladı beni otogar'dan.
geldik eve.
mutfağa girdim, buzdolabının kapağı komple yazılı.
şu beyaz tahtalar için olan yazı kalemleriyle yazmış, doldurmuş dolabın üstünü.
bi de diyor ki:
seni sandığından ve sandığımdan daha çok seviyorum.
sağolsun 8)
neyse, silmedim.
duruyor yazı.
bu sabah mutfağa girdim.
yazılar artmış bi kalabalık görüntü.
"sandığından ve sandığımdan" kısımlarından oklar çıkmış.
yeni bir açıklama yazılmış.
--> burada geçen "sandık" değil "sanmak"tır. yoksa seni bi sandıktan daha çok seviyorum demek değildir. hayır zaten benim bi sandığım da yok. öyle bişey söylendiyse yalan, iftira.
ay bi dolu yazı.
bi sandığı olmadığının,
sevgisini sandıkla kıyaslamadığının falan açıklaması.
bitmiş dolap 8)
hayır işin tuhafı ilk okuduğumda aklımın köşesinden geçmeyen "sandık" lafı,
şimdi yazıyı her seferinde "seni sandığım'dan çok seviyorum" şeklinde saçma bi kıyaslama yapılmış gibi algılamama neden oluyor.
8)