6 Temmuz 2010 Salı

düşünceler

böyle uzun uzun, hani kısayken bile uzun görünen biçimli tırnaklar vardır ya, keşke onlardan olsaydı bende de istedim.
çünkü o zaman "yersem şimdi güdük güdük ne biçim iğrenç durur, oje moje de yakışmaz" diye düşünmeden, rahat rahat kemirebilirdim uzattığım tırnaklarımı 8)
evet, gerekçem biraz tuhaf ama gerçekten sırf bu yüzden istedim biçimli uzun tırnaklarım olmasını
tırnak yemek için 8)
rahatça kemirebileceğim 5 çift tırnak ile,
evde, turuncu kanepenin üzerinde,
yanımdaki sehpada çay kahve ile,
üzerimde de bi şort ve penye,
afedersiniz südyen müdyen de fora vaziyette,
öyle rahaaaaat rahaat oturup kitap okumak istedim.
şu an, şu yukarda tarif ettiğim an ve mekana beni ışınlayabilecek bir teknoloji için mal varlığımı (ki farkındayım pek cüzi bişey, ama çok veren maldan, az veren candan derler) vermeye hazırım.
ve bu sebeple
tabii ki
üüüffffff durumundayım.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

adaptasyon başarıyla gerçekleşti!

çok afedersiniz ama komik bir milletiz.
en azından "komik olabilen" diyeyim.
katılımcısı olamadığımız dünya kupası başlayana kadar çoğumuzun haberinin olmadığı, adını duysak yeni bir cins sokucu böcük sanabileceğimiz vuvuzela zamazingosuna hemencecik ısındık.
böylece, haberlere ve yorumlara bakarsak eğer, milletçe tiksindiğimiz bir şeye ısınmış olduk.
tribünlerimizde ilk vuvuzela kavgası yaşanmış, şükürler olsun.
öncesinde, vuvuzela yüzünden kıçına terlik yiyen epeyce çocuk olmuştur zannımca ama (marketlerde 3-5 parça bilmemne marka bişey alana vuvuzela verildiğine rastladım zira) içine polis karıştıran ilk olay demek ki bu:
beylikbağı spor klübünce organize edilen geleneksel futbol turnuvasında, hisarcıklıspor ile girbay sürücü kursu takımları arasındaki maçın 75. dakikasında, haberde hangi takımın taraftarı olduğu belirtilmeyen iki taraftar vuvuzela öttürmüş. (haber çaldı diyor ama çalmaktan ziyade öttürülen bişey olduğunu düşündüğüm için böyle söylemeyi uygun buldum) sesten rahatsız olan bazı taraftarlar ise (yine hangi takım olduğu yazmıyor. bence aynı takım taraftarları olması da kuvvetle muhtemel) gençleri uyarmış. öttürmeye doyulamadığı söylenen bu illet boru hakikaten pek zevkli bir tezahürat aracı olmalı ki, gençler ısrar edince tartışma çıkmış. tartışmanın büyümesi üzerine diyor haber, ne şekilde büyüdü, o vuvuzela'lar kaç kişinin kafasına indi, kimlerin kulağına inatla öttürüldü, zor kullanılarak ellerinden vuvuzellaları alınan gençlere ve o vuvuzela'lara ne yapıldı bilemiyorum ama sonuçta "tartışmanın büyümesi üzerine" başlayan kavga tribünden sahaya taşmış. garibim futbolcular kavgayı ayırmaya çalıştılarsa da başarılı olamamışlar ve olay polisin biber gazı sıkmasıyla sonuçlanmış.
allah aşkına bi söyleyin ya,
beylikbağısporklübü
hisarcıklıspor
girbaysürücükursutakımı
vuvuzela
polis
bibergazı
tüm bunları aynı haberde okuma eğlenceli değil mi?
8)

23 Haziran 2010 Çarşamba

şükürler olsun! erdim ben!

zaman zaman bi tuhaflık, bi değişiklik hissetmedim değil.
ama insan kendine konduramıyor tabi.
ama oldu işte.
erdim!
yani ermişim!

yoksa en uydurmasyon haberimin gerçekleşmesini nasıl açıklayabiliriz, öyle değil mi?
8)
hahay korkun benden.
zira ben bile korktum benden.
anacım bi bakın da söyleyin ama
hani ben şurda yazdım ya ezelle bihtergillerin yolu kesişiyor diye
demedim mi ednan dayıya koşacak diye
buyur bu ne
yaaa..
yaaaa...
dayının karşısına ednan çıkıyor muymuş, çıkmıyor muymuş
demek bana malum olmuş.
gerçi bi nebze burkulmadım değil
madem erecektim, cenabül rabbül alemin bana başka bi işaret yollasaydı da olurdu
ama hikmetinden sual olunmaz, bunu yakıştırmış.
o da olur.

şimdiii..
yeni haberimi yazmadan önce biraz istirahate çekilmek isterim.
malum artık bu saatten sonra yazacaklarıma dikkat etmem lazım.
önerileriniz felan varsa peçeteyle.. ya da ne biliyim artık bu işin raconu neyse o şekilde iletiverin bana.
çekinmeyin.
yazarım,
olur.
8)

18 Haziran 2010 Cuma

yepisyeni ankaralogosu


malum.
ankaranın yeni logosu görücüye çıktı.

şekil1: yeni ankara logosu
(bu laf bi anda nasıl saçma geldi anlatamam. olmuş bitmiş iş, görücüsü mü kalmış. gördük beğenmedik diyelim şekerimizi alıp kalkıcaz mı? görücüymüş. laf!)
kedi komuşlar.
hem siyahını hem beyazını yapmışlar.
hoş ankara kedisi siyah olmaz ama, olsun varsın.
gözleri de renkli yapmışlar, amenna.
tüyleri uzun mu değil mi artık onu göremiyoruz, logo kafayı temsil eden bi yuvarlaktan ibaret.
kulak-kaş bile koymamışlar.
neyse artık.
koymadıklarına değil de, koyduklarına takıldım biraz.
kedi hayvanına hayran olan, herhangi bi kedinin herhangi bir yerini hiç çekinmeden öpüp mıncıklayacak kadar bu yaratıklara meftun olan biri olarak-e bi de ankaralıyız tabi- itirazımı dile getirmek istedim.
şimdi buradan basın aracılığıyla huzurlarınızda sayın belediye logocularına sesleniyorum:
öhöm...
sayın belediye logocuları;
kedi gözü öyledir evet ama kedi ağzı öyle olmaz kardeşim.
kırmızı dudak çizeydiniz bari, bu ne la!
kedi dediğin şeyin bıyığı vardır.
kadın erkek çoluk çocuk fark etmez, hepsi bıyıklıdır bu mahlukatın.
bak sakallı olsa da onu koymasan anlıyım, hadi belediye resmî yer, sakal olmaz dedin diyeyim.
ama bıyık yahu!
senin belediyenin olmazolasıca başkanında bile var bıyık.
kediden niye kestiniz?
ayıp!
allah bilir bu logo için bi dünya da para almışınızdır.
şimdi iki bıyık çizmeye de para istersiniz siz.
içim elvermez, belediyemin parası cebinde kalsın.
ben kendi elcağızımla düzelttim sizin logoyu.
ekstradan bi de kuyruk koydum, hadi iyisiniz.
para mara da istemiyorum ha.
maksat kedi hakları yenmesin.
hadi öperim
saygılarımla
imza:
saklambaç


şekil 2: bizzat düzenlediğim en yeni ankara logosu

17 Haziran 2010 Perşembe

müşkül durumlar

* aşırı bi uykum var. şu an bilgisayar başında ve dahi işimin başında çalışıyor görüntüsünde olsam da "bir kısmım" uyudu. arkadaşa "ekmek arası nescafe mi yapsam ne yapsam" diye mail attım, güldü. oysaki ekmek arası olmasa bile en azından 2 kaşık yesem mi diye düşünmüştüm. sek!

* aman bu çok moda şimdi diye ne zamandır kaçıp durduğum bi kitabı aldım neden sonra. almaz olaydım. içimi nasıl bir kararttı, ruhumu sıkıştırdı, nefesimi daralttı anlatamam. bi yandan da merak ediyorum. öğlen okudum yetmedi tabi. daha da beter yerde kaldım. şimdi kitap masamın üstünde bana azap veriyor. çaktırmadan kucağıma mı koysam, bluzun altına sokup tuvalete mi götürsem de okusam bilemiyorum.

*kardiş aradı, onunla konuşurken bahçeye çıktım. ağaç altında durdum. üstüme böcük mü yağdı, ağaçtan bit pire sinek mi düştü bilmiyorum ama bi kaşıntı geldi üstüme. saçımı başımı dağıtıp, elimi yüzümü yıkayıp, üstümü başımı soyunmak istiyorum.

*bilgisayarın açılış şifresinin süresi dolmuş, "değiştirmek için son 14 gün"den başladı her açılışta geri saydı garibim. her seferinde "taaam taaam sonra değiştirecin" dedim geçtim. şimdi bugün illa mutlaka değiştirmem gerekiyor. biliyorum çok saçma, salakça ama dert oluyor üstüme. yeni şifre ne koyucam ben yaa.. her gün daha işe gelir gelmez bismillah yazdığım bişey. sevimli pozitif bişey olması lazım kanaatindeyim. sonra olur da biri ben yokken bişeye ihtiyaç duyar da açmak için arayıp şifre soracak olursa da rezil olmadan söyleyebileceğim bişey olması lazım. ay ne yapayım ben şifreyi. üf.

*yazacak başka madde bulamadım. gelmedi aklıma. bu da müşkül durum sayılır mı 8)

16 Haziran 2010 Çarşamba

bizzat tecrübe ettim ve sonuç!

şu aşağıdaki mevzu ile ilgili olarak bi deneysel çalışma yapayım dedim.
(evet şu an işim yok ve evet çok sıkılıyorum)
görev şu:
sel aranacak, elden geldiğince çocuksu konuşulacak, tepki ölçülecek.

nasıl konuşacağım ile ilgili önce kendi kendime 3-5 cümle sarfettim.
alıştırma babından.
pek de beceremedim galiba
şimdi açık konuşayım o da bi beceriymiş.
sadece sesini inceltmeye, küçültmeye çalışmakla, r yerine y kullanmakla etkili sonuç alınamıyormuş.
pes etmedim.
artık olduğu kadar olsun dedim, elime telefonu aldım dışarı çıktım.
birinin beni duyamayacağı kadar uzaklaştım sosyal alandan ki ele güne rezil olmayayım.

zıırr..
-efendim?
-kociişş..
-?!!.. efendim canım?
-müsaitmisin? (ilk fire. müsait misin sorusu kafası bişeye basmayan bebek kadınlar için uygun bir soru değil ki.. oysa önceden o telefonu açar açmaz en cıvık sesimle, müsait olup olmadığına bakmaksızın yılışık biçimde "yaapooşuunn?" demeyi hesaplamıştım.)
-müsaitim, söyle?
-eee.... akşam beni çarşıya götürsene? gözlük alıcam. (buyur! oldu mu bu şimdi. birincisi götür dedim, götüy demedim, ikincisi "gözlük alıcam" ne demek, göşlük aaşana bana, göslük âl kayıcığına falan demeliydim)
-tamam gideriz.
-eeee.. (burada çocukça bi tonlamayla bişeyler söylemek için zaman kazanmaya çalışıyorum ama aklıma hiçbişey gelmiyor) gidelim tamam mıııı?

ve sel'in beni hayalkırıklığına uğratan cevabı geliyor?
-sen ağlıyor musun?
!!!!

bana "sen ağlıyor musun" dedi yaa!!
bi mana veremediği salak konuşmama bakıp ağlıyor musun! diye sordu!

pes!
-e yok. yarım nezle oldum da ondan, dedim. sol tarafım nezle.
gerçekten de sürekli olarak hapşuracakmış da hapşuramamış bir hissiyat içindeyim.
sol tarafım nezle, sağ tarafta tık yok.
yapmaya çalıştığım tuhaf konuşma vurgusu, bu yarım nezle halimle de birleşince demek ki hastalıklıyım izlenimi oluşturdu adamda!
-ee tamam o zaman, hadi görüşürüz.
-görüşürüz.

budur yani.
"alışmadık kıçta don durmaz" derler bir laf vardır hani.
durumum aynen bu.
8)

15 Haziran 2010 Salı

yeden ayamadın kocacik?

mermerleri döve döve, tokatlaya tokatlaya yıllarca çalışan, elleri fırıncı küreği gibi olan tokatçılar varmış ya Osmanlıda.
bildiniz mi?
hah işte onlar tarafından şöyle kaba etlerine doğru sağlam bir tokadı hak ediyor bunlar.
öyle ki arkadan o tokadı yiyince öne doğru 5 metre uçup, dizüstü kapaklansınlar da, oturup zırıl zırıl ağlasınlar.
gerçi ona da tahammül edilmez ha!
"uf oldu" diye yeri göğü inletir bunlar.
olmaz olasıcalar!

kimler mi?
şeyler işte, "kocasıyla konuşurken çocuk sesi çıkartan, çocuk tonlaması, vurgusu, konuşması-konuşamaması yapan kendi gelişmiş, beyni ruhu gelişememiş gelişemeyesice kadınlar"
allahım sen bunları nasıl yarattın, nelerini eksik kodun (tövbe haşa!) yarebbim?
deli olacam, ay valla tiksiniyorum, tahammülüm yok, zorla değil ya!

len kocan o senin!
sen mi manyaksın adam mı sapık?
çocuklara meyilli de, ele güne ayıp olmasın diye seni mi kakaladılar?
niye yarım cümlelerle, eksik harflerle, hastalıklı bir vurguyla konuşuyorsun?
sevimli mi oluyorsun, şirinlik mi bu, bak ben o kadar masumum ki, kafam daha 3 yaş civarı iması mı?
bilen varsa ne olur bi anlatsın, hatta bunu sevimli bulan varsa bi izah etsin bana ne olur.
onlar mutlu evliliğin formülünü bulmuş da ben mi yaya kalmışım.
dudaklarımı uzatıp salakmış gibi ses çıkartırsam, cümleleri yarım bırakırsam ne kazanırım?
yok mu bilen?
3 tane 5 tane değil bunlar.
cahili var eğitimlisi, güzeli var çirkini,
20'lik olanı var 40'a dayananı, çıtırı var -allah sizi inandırsın- kazulet gibi olanı!
yok mu gören?
ayyhhh...!