"hayır o kolyeyi bugün ben takıyorum" diye tartışmaya girmek istemezdim.
düşündüm, hayır, gerçekten istemezdim.
nerden mi çıktı bu mevzu.
mutfaktan.
şöyle ki:
mutfağımızda yeni bir çaycı var.
cici bi kadın.
bugün boynumda karmaşa içersinde darmadağın duran, inceli kalınlı kocaman füme rengi zincirlerime bakıp
benim kız da doluyor boynuna böyle karman çorman, bazen de beline takıyor" dedi.
güldüm.
evet ben de bu zincirleri bazen belime takarım, güzel oluyor, dedim.
konuşmamıza katılan bir diğer arkadaş, edinmiş olduğu bir bilgiyi paylaştı benimle hemen:
-biliyor musun, 18 yaşında kızı varmış.
-aaa, ne güzel, dedim.
kadınceğiz 18 yaşında kızı olduğu vurgulanınca, kendi yaşını söyleme gereği hissetmiş olacak ki, sordu:
-ben kaç gösteriyorum sizce?
en sevmediğim soru!
ben kemkümlerken diğer arkadaş kafadan ufak bir hesap yapmış olmalı, atladı:
-37-38? (kız 18 yaşında. bu da 18 de evlenip 19 da doğurmuş olsaaa.. 18+19=37 eder. fazlası varsa da kadın genç görünüyorum diye sevinsin)
gel gör ki hesap tutmadı.
kadın 35 miş!
çok ayıptır söylemesi ama
len benle yaşıt!!!!
peeeehhhh..
daha da lafım yok. nokta.
8 Eylül 2009 Salı
7 Eylül 2009 Pazartesi
ben de istiyorum!!
sel kişisinde kıskandığım çok fazla şey yoktur.
onun ancak göğsüne gelen boyumdan da memnunum, onunkiler kadar düzgün olmayan bacaklarımdan da 8)
uzun parmaklarını da kıskanmıyorum, bukleli saçlarını da.
ve fakat...
o rüyaları yok mu!
o rüyaları!!!
allahım bir insan hiç görmese haftada 3-4 kere, sinema filmi olacak lezzette rüya görür mü yaa.
hem de büyük bütçeli prodüksüyonlar.
yemin ediyorum dinlerken korkup gerisini anlattırmadığım gerilim filmi tipindekiler de onda,
izlediğim tüm bilim kurgulardan daha yaratıcı, fantastik olanlar da onda,
komediler de onda.
dün geceki rüya komedi filmmiş.
eski türk filmleri tadında, hani tosun paşalar falan.
bizimki çok kısa boylu bir iaşe memuruymuş.
iaşezade 8)))
öyleymiş adı.
sebebini bilmiyorum ama, o kadar kısaymış ki, konaktaki trabzanlara yetişemiyormuş.
bi dolu komik sahne falan...
dedikodular, kaçmalar, düşüp, kalkmalar...
sürekli yanında olan yardımcı oyuncusu da celal kadri kınoğlu imiş.
hani tatlı hayat dizisinde komşu irfan
acemi cadı da müdür dilaver falan olan şu tiyatro oyuncusu.
hey allahım yaaa..
pek çoğu yaratıcılıkta sınır tanımayan o acayip rüyalarını çok kıskanıyorum.
benzer ortamlarda yaşıyoruz.
benzer şeyler izleyip, okuyoruz.
benzer şeyleri yiyip içiyoruz.
o içerde neye dönüştürüyorsa artık......
çok değişik şeyler görüyor.
ben de istiyorum yaaaa 8((
onun ancak göğsüne gelen boyumdan da memnunum, onunkiler kadar düzgün olmayan bacaklarımdan da 8)
uzun parmaklarını da kıskanmıyorum, bukleli saçlarını da.
ve fakat...
o rüyaları yok mu!
o rüyaları!!!
allahım bir insan hiç görmese haftada 3-4 kere, sinema filmi olacak lezzette rüya görür mü yaa.
hem de büyük bütçeli prodüksüyonlar.
yemin ediyorum dinlerken korkup gerisini anlattırmadığım gerilim filmi tipindekiler de onda,
izlediğim tüm bilim kurgulardan daha yaratıcı, fantastik olanlar da onda,
komediler de onda.
dün geceki rüya komedi filmmiş.
eski türk filmleri tadında, hani tosun paşalar falan.
bizimki çok kısa boylu bir iaşe memuruymuş.
iaşezade 8)))
öyleymiş adı.
sebebini bilmiyorum ama, o kadar kısaymış ki, konaktaki trabzanlara yetişemiyormuş.
bi dolu komik sahne falan...
dedikodular, kaçmalar, düşüp, kalkmalar...
sürekli yanında olan yardımcı oyuncusu da celal kadri kınoğlu imiş.
hani tatlı hayat dizisinde komşu irfan
acemi cadı da müdür dilaver falan olan şu tiyatro oyuncusu.
hey allahım yaaa..
pek çoğu yaratıcılıkta sınır tanımayan o acayip rüyalarını çok kıskanıyorum.
benzer ortamlarda yaşıyoruz.
benzer şeyler izleyip, okuyoruz.
benzer şeyleri yiyip içiyoruz.
o içerde neye dönüştürüyorsa artık......
çok değişik şeyler görüyor.
ben de istiyorum yaaaa 8((
4 Eylül 2009 Cuma
sensin serseri!
"Serseri" dedi bana.
bi de tembelmişim işte.
ne şahane bi kombin.
Hiçbir disiplin yönteminden yararlanmadığı açık, kocaman bir zekânız var.
Her türlü zorluktan ve sorumluluktan onun yüksek kapasitesi sayesinde kurtuluyorsunuz. Açıkçası, biraz tembelsiniz de.
Yettiği kadar çalışmak, geriye kalan zamanı dünyanın, zamanın, aşkın, arkadaşlığın tadını çıkarmak için kullanmak istiyorsunuz.
Sizin için konfor kelimesi genel geçer anlayışın çok ötesinde kalitelere işaret ediyor.
Örneğin rahat uyumak için dört dörtlük bir yatağa değil, çok uzakta göz kırpan yıldızlara ihtiyacınız var.
İyi yemek lüks bir restoranda değil, değecek kadar acıktıktan sonra gürül gürül akan bir nehrin kenarında yenilir diyorsunuz.
Mutluluğun gerçek sırrını biliyorsunuz, tek sorun kimseyle paylaşamamanız…
hadi ordan!!!
bi de tembelmişim işte.
ne şahane bi kombin.
Hiçbir disiplin yönteminden yararlanmadığı açık, kocaman bir zekânız var.
Her türlü zorluktan ve sorumluluktan onun yüksek kapasitesi sayesinde kurtuluyorsunuz. Açıkçası, biraz tembelsiniz de.
Yettiği kadar çalışmak, geriye kalan zamanı dünyanın, zamanın, aşkın, arkadaşlığın tadını çıkarmak için kullanmak istiyorsunuz.
Sizin için konfor kelimesi genel geçer anlayışın çok ötesinde kalitelere işaret ediyor.
Örneğin rahat uyumak için dört dörtlük bir yatağa değil, çok uzakta göz kırpan yıldızlara ihtiyacınız var.
İyi yemek lüks bir restoranda değil, değecek kadar acıktıktan sonra gürül gürül akan bir nehrin kenarında yenilir diyorsunuz.
Mutluluğun gerçek sırrını biliyorsunuz, tek sorun kimseyle paylaşamamanız…
hadi ordan!!!
27 Ağustos 2009 Perşembe
ayran gönlüm ve niyet'lerim
elin adamına ilanı aşk et,
niyetinin ciddiyetinden o kadar emin ol ki ele güne duyur,
seviyörüm deyü antalyalarda ağzından düşürme.
15 gün sonra esamesi okunmasın.
buyum ben!
itiraf ediyorum sayın okuyucu:
ayran gönüllüyüm ki öyle böyle değil.
aha da şuraya yazıyorum bu saatten sonra ağzımdan çıkacak tek kelime niyet olur.
nası yazılıyo bilmiyorum ama, niyet diye söylendiğini biliyorum.
e adama da mektup mu yollıycam, yüzüne baba baka "niyet"desem anlar herhal.
adam dediğim, vladimir'e karşı yani.
niyet viloşum, no putinim, nayn yani, olmaz, bitti!!!
ha, elini öper, saygımı sunarım o ayrı.
ama niyet!
böyleyim.
hatırlarsanız bir süre önce de garou aşkıyla yanıp tüten bir insandım kendim.
o gözleeeer, o gülüşşş diye inleye inleye dolaşıp,
garou resimli kırlentler
garou resimli duvar kağıtları
hatta kulağımda garou sesi ile yaşamaya devam edeyim istemiştim.
klasik saklambaç davranışıdır tabi,
bu aşkımı da pek anlayışı kocamla paylaşmış, helallik istemiştim.
-karısı garulara gitmiş, diye arkasından eğlenileceğini sanmış olsa gerek, icazet vermemişti.
seni garulara kaptırmam demişti.
garou gibi görünmemekle birlikte
bari onun gibi ses çıkartayım düşüncesiyle ağzına aldığı bir yudum suyu gırtlağa ittirip,
gargara yapar gibi bir kıvamda "jööö" demeye çalışmış
bu beceriksiz girişimi boğulma tehlikesiyle sonlanınca da küsmüştü.
ama olsundu.
beraber olamasak da garou benim aşkımdı ve öyle kalacağı garantiydi.
heyhat!
bu insan değildir, bu bir nedir diyerek gözlerine, gülüşüne kapıldığım garou'dan da ayran gönlüm çabuk caymıştı.
aşk ve gurur'u kimbilir kaçıncı kez tekrar izlediğim bir gün, eski ama asla bitmeyen sadık aşkım depreşmiş ortalıkta Darcyyy diye dolaşmamla sonuçlanmıştı.
garu yağuşuklu çocuk, allah sevdiğine bağışlasın, dünya ahret kardeşim olsundu.
ama ben darcy gibi bir tipe (matthew macfadyen olan) ve arttııı karaktere aşıktımdı.
sadece kaş, göz, gülüş değil, işin içine kişilik de girdiğinden bu artık (ve yine) sonsuz aşkımdı.
ve fakat!
ben artık gerçek ve sonsuz aşkımı buldum ey okuyucu, ey dost, ey canım arkadaşlarım, eyy.. ayy her kimsen işte.
vladimir ile 22 yaş farka evet diyen benim için bile Darcy imkansızdı ne olsa.
yaklaşık 200 küsur sene!
ama bu seferki gerçek aşkım benden 2 yaş büyük sadece
bak ordan belli, yüce rabbim bizi birbirimizin gözüne baka baka yaşlanalım diye yaratmış, hissediyorum.
yüce rabbime sordum wentwort dedi. 8)
hı? dedim
-şaşkın, aşık olduğun adamın gerçek adı işte, dedi.
gör bak işte okuyuculuktan çıkmış, dert ortağım, canım ciğerim olmuş okuyucu
nasıl bir büyülenmeyse adamın adını bile öğrenmemişim.
öyle bakmışım kalmışım.
bi kendime geldim.
böyle içim kıpır kıpır.
oruç olduğum için karnım gurulduyor olabilir, ondan zaar.
ama denedim iftardan sonra yine aşıkım.
sahurda baktım, yine aşıkım.
e daha ne bekliycem.
koştum geldim size haber vereyim.
niyetim ciddi bu sefer.
gönlümün kapısını kapatıyorum.
artık aşkımı wentworth'e adıyorum.

allahım büyüksün yarabbim, orucumu da sakatladım evet ama değer be rabbim! 8)
niyetinin ciddiyetinden o kadar emin ol ki ele güne duyur,
seviyörüm deyü antalyalarda ağzından düşürme.
15 gün sonra esamesi okunmasın.
buyum ben!
itiraf ediyorum sayın okuyucu:
ayran gönüllüyüm ki öyle böyle değil.
aha da şuraya yazıyorum bu saatten sonra ağzımdan çıkacak tek kelime niyet olur.
nası yazılıyo bilmiyorum ama, niyet diye söylendiğini biliyorum.
e adama da mektup mu yollıycam, yüzüne baba baka "niyet"desem anlar herhal.
adam dediğim, vladimir'e karşı yani.
niyet viloşum, no putinim, nayn yani, olmaz, bitti!!!
ha, elini öper, saygımı sunarım o ayrı.
ama niyet!
böyleyim.
hatırlarsanız bir süre önce de garou aşkıyla yanıp tüten bir insandım kendim.
o gözleeeer, o gülüşşş diye inleye inleye dolaşıp,
garou resimli kırlentler
garou resimli duvar kağıtları
hatta kulağımda garou sesi ile yaşamaya devam edeyim istemiştim.
klasik saklambaç davranışıdır tabi,
bu aşkımı da pek anlayışı kocamla paylaşmış, helallik istemiştim.
-karısı garulara gitmiş, diye arkasından eğlenileceğini sanmış olsa gerek, icazet vermemişti.
seni garulara kaptırmam demişti.
garou gibi görünmemekle birlikte
bari onun gibi ses çıkartayım düşüncesiyle ağzına aldığı bir yudum suyu gırtlağa ittirip,
gargara yapar gibi bir kıvamda "jööö" demeye çalışmış
bu beceriksiz girişimi boğulma tehlikesiyle sonlanınca da küsmüştü.
ama olsundu.
beraber olamasak da garou benim aşkımdı ve öyle kalacağı garantiydi.
heyhat!
bu insan değildir, bu bir nedir diyerek gözlerine, gülüşüne kapıldığım garou'dan da ayran gönlüm çabuk caymıştı.
aşk ve gurur'u kimbilir kaçıncı kez tekrar izlediğim bir gün, eski ama asla bitmeyen sadık aşkım depreşmiş ortalıkta Darcyyy diye dolaşmamla sonuçlanmıştı.
garu yağuşuklu çocuk, allah sevdiğine bağışlasın, dünya ahret kardeşim olsundu.
ama ben darcy gibi bir tipe (matthew macfadyen olan) ve arttııı karaktere aşıktımdı.
sadece kaş, göz, gülüş değil, işin içine kişilik de girdiğinden bu artık (ve yine) sonsuz aşkımdı.
ve fakat!
ben artık gerçek ve sonsuz aşkımı buldum ey okuyucu, ey dost, ey canım arkadaşlarım, eyy.. ayy her kimsen işte.
vladimir ile 22 yaş farka evet diyen benim için bile Darcy imkansızdı ne olsa.
yaklaşık 200 küsur sene!
ama bu seferki gerçek aşkım benden 2 yaş büyük sadece
bak ordan belli, yüce rabbim bizi birbirimizin gözüne baka baka yaşlanalım diye yaratmış, hissediyorum.
yüce rabbime sordum wentwort dedi. 8)
hı? dedim
-şaşkın, aşık olduğun adamın gerçek adı işte, dedi.
gör bak işte okuyuculuktan çıkmış, dert ortağım, canım ciğerim olmuş okuyucu
nasıl bir büyülenmeyse adamın adını bile öğrenmemişim.
öyle bakmışım kalmışım.
bi kendime geldim.
böyle içim kıpır kıpır.
oruç olduğum için karnım gurulduyor olabilir, ondan zaar.
ama denedim iftardan sonra yine aşıkım.
sahurda baktım, yine aşıkım.
e daha ne bekliycem.
koştum geldim size haber vereyim.
niyetim ciddi bu sefer.
gönlümün kapısını kapatıyorum.
artık aşkımı wentworth'e adıyorum.

allahım büyüksün yarabbim, orucumu da sakatladım evet ama değer be rabbim! 8)
21 Ağustos 2009 Cuma
bizimsel
genelde pek resim koymam bu sayfaya.
hani öyle ayan beyan net resimler
beni merak eden için şu yandaki avatar yeterli zaten.
fikir verir.
ama bazen sel'i de merak eden olabiliyor tabi.
bugün iyiliğim üzerimde.
ramazan felan ya, böyle bi paylaşım maylaşım duygularım kabardı zaar.
bizimsel'in bi resmini koyayım şuraya dedim.
hem tek resmini koyayım boydan.
hem de onu nasıl avucumun içine aldığımı gösteren bir resim koyayım.
hadi bu iyiliğimi de unutmayın.
böyle hizmet herkese nasip olmaz
hahaha 8))
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
resim 1: bizimsel boydan
(%30 güçlendirilmiş olduğu da yazıyor, gözden kaçmasın)
hani öyle ayan beyan net resimler
beni merak eden için şu yandaki avatar yeterli zaten.
fikir verir.
ama bazen sel'i de merak eden olabiliyor tabi.
bugün iyiliğim üzerimde.
ramazan felan ya, böyle bi paylaşım maylaşım duygularım kabardı zaar.
bizimsel'in bi resmini koyayım şuraya dedim.
hem tek resmini koyayım boydan.
hem de onu nasıl avucumun içine aldığımı gösteren bir resim koyayım.
hadi bu iyiliğimi de unutmayın.
böyle hizmet herkese nasip olmaz
hahaha 8))
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
resim 1: bizimsel boydan
(%30 güçlendirilmiş olduğu da yazıyor, gözden kaçmasın)
resim 2: avucumun içinde bizimsel 8)
ve fakat acıklı not: kendisi çin malıymış yahu!!! peeeehh.....
19 Ağustos 2009 Çarşamba
antalya
'daydım.
birazcık yüzdüm geldim.
zaten hepi topu 3-4 gün işte.
evet sel ile gittim.
vladimir müsait değilmiş 8P
ama antalyada gördüğüm her rus vatandaşına viloş'u sordum.
sel'le de paylaştım tabi bu hissiyatımı
e insan kocasından bişey saklamamalı tabi.
o da "sen mutlu olacaksan aradan çekilirim" dedi sağolsun.
eklemeden geçmedi "ama sen 15 sene sonra vladimir'in tekerlekli sandalyesini iterken, ben hala 20'lik çıtırları tavlayabilitesi olan biri olabilirim"
peeeh...
phaselis'e gittik.
sel kayalıklardan girmeye çalışırken ayağını kesti.
ben deniz yatağının üstünde geçmiştim o tehlikeli kısmı, bana bişey olmadı 8)
deniz yatağı faideli bi icat.
akvaryum gibi, aşağıya baka baka gidiyorsun şeffaf başlık kısmından.
binen için eğlenceli ama izleyenler için de eğlenceli sanırım.
zira gerek yatağa çıkmaya çalışırken, gerekse yatakta ters dönmeye çalışırkenki denge bulma çabası esnasında kişi epey maskara oluyor.
ha bi de bikininin üstünün epey sağlam olması gerek.
niye?
ben bi ara deniz yatağında debelenirken sel ilerden
-saklambaaaç..saklambaaaaaçç.... yakan, yakan... hiiişş... yakanı düzeeeelltt diye bağırıyordu.
yakalı bişey giymediğimden olsa gerek üstüme alınmadım.
meğer benim bikini üstü sıyrılmış, onu kastediyormuş.
ayol yaka ne! diye çıkıştım.
dekolte bi bluz giyersin de adam yakana dikkat et der, tamam.
bikini üstünün yakası mı olur 8))))
-e ne deseydim elalemin içinde? dedi
-alooo saklambaç, memeler ayan beyan oldu diye bağırsaydın, hemencecik düzeltirdim, hem de gülecem diye boğulayazmazdım dedim.
neyse.
gittik geldik işte.
devamını bayramda yüzerim inşallah.
-bak zaten doğru dürüst tatil yapamadık, bayram devamı alırım 3 gün daha izin, atarım kendimi yine denize dedim.
-iyi bakarız, dedi.
tabi bayrama ulaşabilmek için arada ramazanı geçirmek lazım.
ay o kısma hiç girmiyorum.
çok gözümde büyüyor oruç bu sene.
du bakali.
şimdi bi ziyarete çıkayım ben müsadenizle.
özledim yav 8)
birazcık yüzdüm geldim.
zaten hepi topu 3-4 gün işte.
evet sel ile gittim.
vladimir müsait değilmiş 8P
ama antalyada gördüğüm her rus vatandaşına viloş'u sordum.
sel'le de paylaştım tabi bu hissiyatımı
e insan kocasından bişey saklamamalı tabi.
o da "sen mutlu olacaksan aradan çekilirim" dedi sağolsun.
eklemeden geçmedi "ama sen 15 sene sonra vladimir'in tekerlekli sandalyesini iterken, ben hala 20'lik çıtırları tavlayabilitesi olan biri olabilirim"
peeeh...
phaselis'e gittik.
sel kayalıklardan girmeye çalışırken ayağını kesti.
ben deniz yatağının üstünde geçmiştim o tehlikeli kısmı, bana bişey olmadı 8)
deniz yatağı faideli bi icat.
akvaryum gibi, aşağıya baka baka gidiyorsun şeffaf başlık kısmından.
binen için eğlenceli ama izleyenler için de eğlenceli sanırım.
zira gerek yatağa çıkmaya çalışırken, gerekse yatakta ters dönmeye çalışırkenki denge bulma çabası esnasında kişi epey maskara oluyor.
ha bi de bikininin üstünün epey sağlam olması gerek.
niye?
ben bi ara deniz yatağında debelenirken sel ilerden
-saklambaaaç..saklambaaaaaçç.... yakan, yakan... hiiişş... yakanı düzeeeelltt diye bağırıyordu.
yakalı bişey giymediğimden olsa gerek üstüme alınmadım.
meğer benim bikini üstü sıyrılmış, onu kastediyormuş.
ayol yaka ne! diye çıkıştım.
dekolte bi bluz giyersin de adam yakana dikkat et der, tamam.
bikini üstünün yakası mı olur 8))))
-e ne deseydim elalemin içinde? dedi
-alooo saklambaç, memeler ayan beyan oldu diye bağırsaydın, hemencecik düzeltirdim, hem de gülecem diye boğulayazmazdım dedim.
neyse.
gittik geldik işte.
devamını bayramda yüzerim inşallah.
-bak zaten doğru dürüst tatil yapamadık, bayram devamı alırım 3 gün daha izin, atarım kendimi yine denize dedim.
-iyi bakarız, dedi.
tabi bayrama ulaşabilmek için arada ramazanı geçirmek lazım.
ay o kısma hiç girmiyorum.
çok gözümde büyüyor oruç bu sene.
du bakali.
şimdi bi ziyarete çıkayım ben müsadenizle.
özledim yav 8)
13 Ağustos 2009 Perşembe
açık konuşayım.. 22 yaş farkı bana uyar.
çünkü neden?
baktım adam 52 doğumluymuş.
7 ekim.
bi de terazi burcu yani.
valla bence çok çekici.
yok yakışıklı değil belki ama
karizmatik.
açık konuşayım, bu durumda 22 yaş farka fark demem ben.
gelse bana yazılsa
ilan-ı aşk etse...
da! derim.
o kadar rusça biliyorum 8)
vladimir'i diyorum.
putin'i.
22 yaş bana uyar.
varım diyoooorrrr....
8))))

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)