28 Temmuz 2009 Salı
bölüm 1
zaten uyuyamadım geceden.
cuma akşamı annemlerdeydik.
yemek, sonrası biraz rakı falan... babam, kardeş ve sel balkonda muhabbete verdiler kendilerini. babam ve sel başlamıştı, üstüne kardeş geldi, katmerlendi. kardeşin evde son bekar akşamıydı. sohbet güzeldi, zaman özeldi. bitiremedik.
eve dönüp yattığımızda saat 2'yi geçiyordu.
5 civarı uyandım. sonra uyuyamadım. 6'yı geçerken biraz dalmış olmalıyım ama saat 7'de çalınca uyanıp kalktım. kalktık. gün bu gün!
kahvaltı için annemlere gittim.
kardiş evden çıkmak üzereydi.
bi sürü iş saydı: gidip bizim dj kuzen alınacak, onunla beraber başka bir adrese gidilip müzik sistemi için gerekli bir alet alınacak, sonra düğün mekanına, orda son kontroller, sonra berbere gidip saç kestirecek vs...
çıktı evden.
bir süre sonra babamın telefon çaldı.
kardeş!
evin 3 adım ötesinde kalmış arabayla.
gülsün mü ağlasın mı bilemiyor, araba durmuş, ve çalışmıyor.
babam gitti yanına.
servis arandı, çekici çağrıldı, daha 3-4 gün önce bakımdan çıkan, ve bin liranın üstünde para yiyen araba, çekici tepesinde servise çekildi, damatla beraber!
kardeşin yapması gereken işler karka'ya devroldu, çocuk tam anlamıyla kardeşi yedekledi, bütün işleri halletti.
biz?
biz kahvaltıdan sonra oturduk, gerindik, lafladık falan.
sonra aynaya baktık ki, saçlarımız var!
üstelik gayetle paçoz halde.
yani:
kuaföre koşmalı tabi.
tabi tabi.
ben, annem, fundam ve istanbul'dan gelen bir ahbabımız, beraber kuaföre yollandık.
kuaför yakın, arabayla 5 dakika.
da,
araba nerde -->aşağıda
arabanın anahtarı nerde --> arabası bozulunca, ihtiyaç olur diye kardişe verdiydim.
kardiş nerde --> dağa kaçt....ee yok, servise kaçtı
yedek anahtar --> sorun yok, annemlerde.
aldım yedek anahtarı, indik aşağı, bastım düğmesine.
tık yok.
bi daha, bi daha, bi daha....
len açıl.. uzun tırnaklarımı saplayıp duruyorum anahtarın üstündeki açık kilit resmine.ı-ıh. pili bitik, bişeyi mi bozuk bilmem açmıyor arabayı.
e uzaktan açmazsa yakından açar diyerek ben anahtarı kilide sokayım ki....
evet açtı açmasına da, bir cayırtı, bir gürültü anlatamam.
gerizekalı arabam aha da beni kaçırıyorlar diye düşünmüş olacak var gücüyle bağırıyor.
allahım susturmak mümkün değil.
hiçbir düğme çalışmıyor
aç kapa işe yaramıyor
viyuv viyuv viyuv..
ciyuv ciyuv ciyuv..
dit dit dit
dot dot dot
dat dat daaaat..
ciyuuuvv daatt
viyyuu diitt...
çıkartabileceği bütün, ama bütün sesleri en yüksek tondan çıkartıyor araba, mahalle ayağa kalkacak, cümle canlı bünyeler cama balkona üşüşecek, arabanın yanında çırpınan bi salak saklambaç görecekler.
sel'i aradım, çaresizim.
ciyuuuuv ciyuuuvv.. seeeelll, bu öttü, susmuyor ben ne yapayım, daaaattt daaaattt...
sel ne yapsın uzaktan!
"seeel.. bişey yap, sustur şunu, valla deliricem, anahtar bul, telefona tut, düğmeye bas, telefonu arabaya tutacam...." (söylemiştim, çaresizim 8))
of, anlatırken sinir oldum.
nasıl oldu bilmem ama sustu bi süre sonra (bana saatler gelen dakikalar sonra, ki bu süre içinde ben kapıyı onlarca kez açtım kapadım, öten arabaya binip çalıştırdım, üstüne kornaya bastım... kilometrelerce uzaktan bile duyulabilecek şiddette çirkin sesler çıkartan arabayla resmen boğuştum) Duyulmadık tuhaflıkta çıkarttığı tüm sesler tükenmiş olmalıydı. sustu bi daha ötemez olasıca!
bindik arabaya, gittik kuaföre.
indik, kitledim. Ama gel bana sor nasıl elim titredi kitlerken.
geri geldiğimizde 500 kişiye rezil olmadan açabileyim diye dualarla bıraktık arabayı.
kuafördeyiz.
bizim ahbap fönlenecek, kolay.
fundamın uzun platin sarı postiş takılıp, biçimlendirilecek.
ben ne olacam emin değilim.
annemin kısa saçları ne olabilir, kuaför emin değil.
oldu.
hepimiz şahane olduk.
fundam en havalıydı galiba, adam iyi kotardı, allahı var.
gerçi benim dağınık, dalgalı, yarı toplu gibi, eski zaman saçlarına benzeyesi, ve asla bozulmaması gerektiğini ifade ettiğim saçlarım kuaförü biraz zorladı
-ah biraz daha uzun olsaydı, diyip durdu.
-valla 8-9 aydır kestirmiyorum ben, anca bu kusura bakmayın dedim.
kıvırdı, fönledi, tokaladı, spreyledi..
arkası kabarık, dalgalı, bukleli, dökümlü bişey çıkardı ortaya.
amaaa.. ne demişler, aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.
ben kalktım yerime annem oturdu!
en uzun tel 10 cm yok.
-nasıl yapalım?
-valla şöyle havalı, toplu, dalgalı bişey olsun. ha bi de hiç bozulmasın!
-ama çok kısa
-e o da sizin ustalığınız işte, neticede manava gitmedik, kuaföre geldik değil mi.
-kıvrılmaz ki, kısa...
-e eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz valla.
neyse adamceğiz kastı mastı bişeyler yaptı. krepe mrepe dikledi saçı, biraz da biz müdahale ettik, tek tarafını iyice yapıştırıp, bir tarafı kabartıp falan modern bişey çıkarttı ortaya, ki kendi de şaşırmış olabilir 8)
yürüdük arabaya.
hadi bismillah!
çling..
aha! Yarabbim büyüksün!
açıldı araba tek seferde.
oh şükür. (insanın mutluluklarının düşebileceği seviye açısından ibret verici, değil mi)
yine annemlere. bizim yokluğumuzda şehir dışından yeni misafirler gelmiş.
biraz hal-hatır..
babam gelmiş, ondan havadis: serviste arabanın sorunu giderilmiş.
saat: 2'ye geliyor.
3'te düğünün yapılacağı yerde olmamız lazım. kısçe gelmemizi istedi, saçı ve makyajı orda yapılacak.
sonra da orda giyinip düğüne katılınılacak zaten.
yani 1 saat sonra evden çıkmamız gerek. geri dönüş yok.
ev kalabalık.
Makyaj da ciddi iş.
O sebeple,
annem ve ben bizim eve geldik. makyaja.
onu sür, bunu sür
farım az mı?
allık fazla mı?
bakayım senin aylaynır simli mi?
ay dur dur bak şundan var bende, sür..
kaş fırçası.....
ruj kalemi...
şu kirpiğim uzun kalmış, kes biraz..
derkeeeen
oooohhhhhh.......
biz miyiz aydaki 8))
saat 3'e gelmek üzere.
elbiseler, ayakkabılar, gereken tüm malzemeler alındı, sel bizi gölbaşına bıraktı.
gittiğimizde gelin makyajı başlamıştı.
saç sarılı, süsleniyordu kısçe.
gelin odasına eşyaları bıraktık, kuaför salonunda beklemeye başladık.
bu arada ben:
gösterişli bir makyaj, yapılı saçlar, kesik bir kot pantolon, turuncu penye straplez bluz, kırmızı benekli ayakkabı şeklinde bir uyum abidesiyim. altı kaval üstü şişhane!
uzatmayayım (farkındayım zaten yeteri kadar uzattım, da, zaten bunalan "eeehh" diyip gitmiştir, okumamıştır, şurda biz bizeyiz )
efendim, gelin saçı ve makyajı da tamamlandıktan sonra sıra gelin'in giyinmesine geldi elbet.
vallahi zor iş giyinmek.
erkek kısmı anlamayacaktır belki ama, o tarlatanı eteğin altına sokup bele oturtmak, üst parçayı -ki arkası korsajlıydı- kurdelelerini çekeleye çekeleye sıkıp, bele oturtmak, arkasını düzeltmeye çalışırken, eteğe basıp gerisin geri bozmamak zor iş.
kısçenin arkasında ben, annesi, annem, herkes bi ucundan bişey tutuyor, çekiyor 8))
ama oldu.
kısçe bir prenses!
Fekat sıkışmış bir prenses.
-ee.. ben tuvalete nasıl gidicem? 8))
kardiş de geldi o sıra.
aman da aman kuşak da bağlarmış.
papyon da takarmış.
ay ay ay maaşallah!
tam biz de artık giyinsek derkeeen.
tık tık..
oooo buyrun!
karka'lar grubu!
kardişin tam tekmil kankaları.
biri hep bildiğimiz karka.
biri onun kardeşi
biri istanbuldaki kanka ve de onun eşi.
daldı beyler odaya: giyineciz!
e iyi biz de giyineciz.
bu 3 koca adam kendilerine banyoyu uygun buldular, odayı bize bıraktılar.
annem, ben, kısçe'nin annesi, karka'nın eşi...
etekler, ayakkabılar, takılar, çantalar, şunlar bunlar ortada uçuyor.
-karkalarrr
-heee?
-haber vermeden çıkmayın banyodan sakın
-taaam
soyunduk, giyindik, rötuşlandık derken
hazırdık ama , yukarıya misafirler dolmaya başlamıştı, karşılayan kimse yok!
kardiş ve kısçe fotoğraf çekimine geçtikleri sıra, biz de salona doğru yollandık.
bizimkilerle de kapıda karşılaştık, fundam, annanem, babam, sel...
gelecek bölüm:
başlıyoruz..
gelicem 8)
27 Temmuz 2009 Pazartesi
önce özetler... (düğün!)
23 Temmuz 2009 Perşembe
düğünden önce son çıkış
evle ve kendimle ilgili işlerim var düğün öncesi.
yani,
hafta sonu da yazamayacağıma göre,
düğün öncesi son yazı bu.
o zaman buyrun bakalım:
akşam annemler geldi yemekten sonra.
demiştim ya benim eteğin kuyruğu toparlanacak ve çiçeği dikilecek diye.
hah, işte onu yaptık.
eteği ve ayakkabıyı giymiştim, üstümde tişort.
"aaa ama bi giy üstünü de, tüm görelim" dediler.
giydim.
yatak odası boy aynasının önünde kabarık tuvaletli bir saklambaç, etrafında ay ay maaşallah, maaşallah, tahtalara vur, ay nazar boncuğu yok mu.. vs dolaşan 3 kadın: annem, fundam, annanem. insanın kendini bilmesi iyi bişey, yoksa bizim kadınlara kansam "hieeyytt.. dünyanın en güzeliyim be, kimi istesem tavlarım, var mı karşımda dayanacak erkek" diye atarım kendimi ortalığa. öyle şişirdiler egomu 8)
salona geçip babama ve sel'e gösterdim kılığımı.
onlardan da tam puan aldım.
sel biraz dırdırlandı: kesin sana bi sürü insan asılacak, biliyorum ben, üfff dedi.
kim asılacak yaaa, bütün sülalem ordayken? dedim.
bak da gör dedi.
haha.. yani çok mu güzelim? dedim.
doritos reklamlarındaki cem yılmazın yanındaki şaşkın adam vurgusuyla "korkuyorum!" dedi.
kendi yaptığım kolye ve küpe takım da bitmişti, o da tam puan aldı katılımcılardan.
aa dur pazartesi resmini koyayım da sizin fikirlerinizi de alayım.
boşa şişirdilerse beni, bileyim 8))
kardiş ve kısçe bugün-yarın izinliler, görüşmedilerse, yeni kavga yoktur. zaten kardiş bekarlığa veda hesabı arkadaşlarıylaydı dün gece, taa 4'te gelmiş, halen evde uyuyor bile olabilir.
öğlen gidip 2 şampanya kadehi aldım. birini papyonlu damat, birini de tüllü müllü gelin gibi süslemek niyetindeyim, gelin ve damat şampanyayı içerken ellerinde bu kadehler olsun deyü.(evet, gelini de damadı da çok seviyom, hı hı.. her şeyleri çok güzel olsun istiyorum.)
annemin kuzeninin kızı düğün için elbise diktirmiş, beğenmemiş bi elbise daha diktirmiş, ayakkabısı, çantası falan.. bizim gelinlik için verdiğimizden fazla para vermişler. yani çok afbuyrun "O-HAAA" denilecek bir miktar. çocuk üniversiteden geçen sene mezun, işsiz(bu kafayla neden işsiz kaldığına da şaşmamalı ya), anne emekli, baba vefat etmişti. yani aslında kıt kanaat yaşıyorlar. gerçekten üzüldüm. benim nerdeyse elbise, ayakkabı, çanta üçlüsüne verdiğim paranın 10, yanlış değil 10 katı para harcamışlar. he, benimkine takı da dahil tabi. yazık yav! ne olacak o çocuğun bu hali!
çanta? geçen işportadan almıştım 5 teleye. üstüne bi numara yaparım diyordum. önce boyayım dedim. oje? evet olur, ama o renk ojem yokmuş. açık renk simli bi ojeyi sürüp, daha kurumadan üstüne de bronz far ufaladım. kurudu, baktım, oluyor. sevindim.
sonra ben bu işlemi çantanın tüm yüzeyi için denedim.
projenin tasarı kısmındaki yaratıcılık takdire değer olsa da, pratiğe dökme aşamasında, imkanlarımdaki zavallılık acıklıydı, yerde oturmuş bi saklambaç, bi oje, bi far, kulak pamuğu, ıvır zıvır... küçük alanda deneyip başarıya ulaştığımı zannettiğim yöntem büyük alanda yemedi! rezil oldu görüntü. asitonla sileyim dedim, vallahi resmen heba oldu çanta, tüm boya çıktı, böyle bulamaç gibi bi pislik... 8)))
eteğin altında kesilen parçanın kumaşı vardı, onu aldım geldim. annem, fundam, ben, hatta sel, akıl yürütüp model uydurduk. organze kumaşı kıvırıp büküp çantanın kapağına sıcak silikonla yapıştırıp, eteğin arkasında diktiğimiz çiçekten kopup düşen parçayı da üstüne yapıştırıncaaa..
ay ne anlatıyorum uzun uzun yaa. ekliyim resmi sonra 8) ama iyi oldu ha! valla bak 8)
annemler geliyo diye mikrodalgada 7 dakikada pişen ıslak kekten yapmıştım, onu da yedik.
50 santim topuklu ayakkabılarımı fundam denedi 8) dener denemez ayağa kalkıp boyunun uzunluğuna şaştı, o sırada olay mahalinden geçmekte olan, çayını doldurmuş yerine oturmaya niyetenmiş olan Sel'in omzuna attı kolunu. 8))) şunun için gülüyorum, ailede en uzun sel ya. ayakkabıyı kim giyse hemen sel'e yanaşıyor. zira ben de "nooldu sana ya, kısaldın mı, ay sen bu kadar mıydın, püüü" diye diye dolaşmıştım yamacında bi gün önce.
saçlarımı nasıl yaptırsam bilmiyorum. annem de fundam da kıyafetime eski zaman saçları tarzı bişeyin yakışacağında hem fikir. ben de. bi sorun var, bende yeteri kadar saç yok 8)
çerçey'e tül takıp, o gün evde küçük nedime gibi dolaştırsak ne komik olur dimi 8)))
veee..
böyleyken böyle. özetle çok sevgili kardişim, canım ciğerim, cumartesi akşam evleniyor. eğer bi arıza çıkmazsa, yol kesen çocuk, kapı açmayan garson, ne bileyim bahsiş için yapılan türlü çeşit şaklabanlığa falan da denk gelmezse.... kazasız belasız gidip vur patlasın, çal oynasın eğlenecekmişiz gibi görünüyor.
kendi düğününde çok eğlenmiş, (demiştim ya, kendimi sadece eğlenmeye programlamıştım, damat kaçtı deseler tınmayacak durumdaydım) biri olarak yine çok eğlenmeyi ve çok eğlenmelerini sağlamayı umuyorum. aile tarihimizin milatlarından biri cumartesi olacak. hayırlısıyla mutlu mesut geçirmeyi diliyorum.
bilimum detaylar, notlar, ve belki kısmen resimler önümüzdeki hafta burada olabilir.
nolur dua edin de kardiş maraza çıkarmasın 1,
erkenden kafayı bulup rezil olmasın 2,
kısçe ile son dakika kavgası yaşamasınlar 3,
saçlarım en azından nikaha kadar sağlam kalabilsin 4,
herkes mutlu olsun 5
hadi öpiym.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
pekii bugünkü rapor nedir?
teee üniversite mezuniyetinde giydiğim gümüş grisi takımımı giydim. nedense hiç giymem bunu, biraz da unutmuştum zaten. pantul ve arkadan düğmeli kolsuz bi üst. pantul epey kastı. oturma yerlerim genişlemiş. 8)
öğlen moderin zabahlar (bir radyo programı) ekibi burdaydı. bunu ankara ahalisi dışıda tanıyan yoktur sanırım ama kendileri pek sevip saydığımız 3 eğlengeçli muhabbet adamı radyo odtü'den 8)
annemle fundam "nikah şekeri falan istemez" diyen kardiş ve kısçeye süpriz olsun diye nikah şekeri almaya gitmiş. e bi sorun beğenirler, beğenmezler dedim... bilmem ne karar çıkacak.
annemler akşam bize gelecekler ve giyeceğim elbisenin eteğinin kuyruğu üzerinde düzenleme yapıcaz.
düğünde giyeceğim 50 santim topuklu ayakkabıları dün evde giydim, ayağım alışsın diye. af buyrun dünyanın en eski mesleğini yapmaya yeltemsen (tövbeler olsun) ayakkabı masrafım olmaz 8) sel pek beğendi, evde hep böyle gez dedi.
kısçe ile mesajlaştık. kardişle eskiden aynı yerde çalışıyorlardı, ve kısçe bizimkine bey diye hitap ediyordu. önce bey diyordum, sonra bey hitabı kalktı, şimdi "eşim" oldu. resmen evrim geçirdik dedi. 8)) çok heyecanlı ve mutlu. allah bozmasın. amin.
mesai saatinin sonuna geldiğim şu dakika itibariyle cümlenizi şappadanak öper, fırlar giderim bu yerden 8)
21 Temmuz 2009 Salı
salı itibariyle
alınacaklar listemde 3 kitap var kitapyurdu'ndan sipariş edeceğim, ama sanırım haftaya sipariş vericem.
akşam saçlarımı boyayıp, yaptığım kolye ve küpeyi tamamlamam gerek ("yaptığım" bu gibi şeyler için kullanılan bir kelime değil. şöyle söyle: "kolye ve küpe kendi tasarımım" havalı olsun.) 8)
kısçe mail atmış, cumartesi günü saçı ve makyajı yapılırken benim de yanında olmamı istiyor, zevkime güveniyormuş, olmadığı yerde olmadı diyebilmem için. tabi gelirim dedim. bu da şu demek cumartesi kendi kendimi hazırlamam ve giyinmem oldukça erken tamamlanmalı. çünkü gelin saçı, makyajı, fotoğrafı... yani herşey düğün mekanında yapılacak. öğlen oraya gittikten sonra geri dönüşümüz yok!
gelin arabasını karka kullanacakmış! (link veremiyciim, karka kim diyen kardişin ameliyat yazısını okursa hatırlar, kardeş kankası kendisi.) çooo münasip bence. 8)
kardeşin başka bi arkadaşıyla da gizli saklı iletişim halindeyiz. bu çocukceğiz düğüne gelemeyeceğini bildirmiş, yurt dışında olması gerekiyormuş. geçen hafta gelip derdini anlatmış, hediye getirmiş falan. (başka bi şehirde yaşıyor kendisi) ama sonra bi değişiklik olmuş durumda. gelebilecekmiş. ve fakat hazır gelemiycem demişken, bari süpriz yapayım demiş. bizimkinin karşısına o gün çıkacakmış. hah, bize ne diyeceksiniz dimi, bana da ne sonuçta da.. beni arayıp duruyor, sakın söyleme, ben gelecem ama o gün seni arar adresi sorarım, yolu sorarım vs. eyvallah dedim de, kardeşim elinde davetiye var, yolu niye bana soruyorsun diyemedim tabi. bi de tekrar tekrar arıyor, "naber güzelim" falan. sel gıcıklandı. zira çocuktan pek haz etmiyor bir kaç sefer görmüş olmasına rağmen. ("güzelim" hitabından haberi olsa hepten çıngar çıkar yeminle) çok yakışıklı ve havalı bir tip olmasının bunda etkisi var mı bilmem 8))
evet kirpikler duruyor. zaten tek tük çıkan olursa yerine yenisini yapıştırabilirim. şerit kirpik değil ya.
akşam bi süre fundamın kucağında oturdum. ama kendi istedi 8)))

sel hala saçını kestirmemiş, alnının başladığı yerden bir tutamı aşağı çekersen, burnuna, neredeyse bıyıklarına kadar iniyor. ha, bırakınca yukarı fırlıyor ayrı 8)) alev görüntüsü gibi kafasının üstü. (çaki'nin biraz daha alevli olanı, çaki kim dersen, bak yanda. rugrats çizgi filmindeki çaki.)
eceminkine benzeyen gri ayakkabılarım var, büyük gri bi çanta alıyordum, beğenmiştim de, aman neyse diye almadım. sonra almaya karar verdim, bulamadım 8( e bulamazsın tabi, işportaydı! kimbilir nere gitti adam.
son lens çiftimi takmıştım pazartesi. normalde 1-2 ay kullanıyorum. birden aklıma geldi, ben şimdi cumartesi bu lensi takarken yırtsam, düşürsem vs. yedek lens de yok! ne halt ederim! kör kör kalacak mıyım yani. vay benim dertli başııııım... kardeş düğünlerinde el yordamıyla mı dolaşacam, 10 küsur yıllık spor çerçeveli gözlüğü de takamam ki, kirpiğe değer!! hem-men internetten yeni bi kutu 5 nömra lens istedim, 24 saat geçmeden getirdiler. 8))
2 haftadır evde zerre yemek yok, düşünüyorum da, ne yiyoruz biz yaaa?
hatırladım, ben zaten birkaç akşam arkadaşlarımla dışardaydım, 2 akşamı da ailelerde beslendik, kalanı da dışarda yedik vs.. ben yokken sel de yumurta makarna falan yidi herhal. yazık yav!
e bu akşam ne yiycez. oofff...
sıkıldım kendi kendime. gidiyom!
20 Temmuz 2009 Pazartesi
bi haftasonu dökümü
aşağıda sayfa işgal eden yazıyı okumaya niyetlenenler için uyarı.
yazı yüz kaslarında gevşeme, bilgide kültürde genişleme, zekada gelişme vaadetmiyor kesinlikle. valla bak. hafta sonu ne yaptımdı diye düşünürsem sonra, hatırlatıcı olsun diye yazdım. esasında hatırlanacak bişey yapsaydım da yazsaydım daha mantıklı olurdu ama, neyse artık, bunla idare edecez.
cuma akşam Ayşe ile buluştum, zira cumartesi öğlen antalyaya dönecekti ve tekrar görüşemeyecektik. işportadan çanta aldım.
cumartesi akşamı için ayarladığımız arkadaş toplantısı, sel akrabası düğünü nedeniyle yalan olunca, görüşmeyi cumartesi gündüze almıştık ya, hah, işte kızlarla buluştuk. gidip bi cafe'de muhtelif şeyler içip, bişeyler yiyip, muhabbet ettik. o keyifli masa bırakılıp kalkılır mıydı yaaa!!
muhabbetin ortasında tuvalete gittim. geldim yerime oturdum. bir dakika sonra bi başka arkadaşım masanın yanında duruyordu! meğer ben tuvaletteyken arka masamıza gelip oturmuş bi erkek arkadaşıyla. kız samimi arkadaşım ama az görüşüyoruz. yanındaki arkadaşı (3-5 görmüşlüğüm var) "şu saklambaç değil mi" diye beni gösterince kalkıp yanımıza gelmiş. pek tesadüflü oldu. bir süre masalarına misafir gittim 8)
sel'in telefonu tenefüs sonu zil sesi gibiydi. kızlardan acıklı gözlerle ayrılıp eve döndüm ki hazırlanıp çıkalım. anne ve ablaları alıp düğüne gidicez ya 8(
gittik. allah sizi inandırsın.... kötüydü. o kadar diyim. (gelinin amcasının oğlundan bi küçük altın - sağolsunlar diye elindeki mikrofonla bağıran düğün çalgıcısı hala yaşıyormuş. artııı... havai fişek patlatmanın düşeceği bir seviye kalmamış!)
eve geldik. sel bi ara beni masada bırakıp amcasının oğluyla dolaşmaya gitti diye bi surat yaptım ki... neye surat yaptığımı anlamadı hiç ama, o ezik psikoloji ona yeter!
pazar kalkıp kahvaltı ettikten sonra kirpik yapıştırdım. ee. kardişin düğününe kullanıcam ya, elim alışsın. heh! oldu be. yok artık makyaj yapmıyım da çarşılarda film setinden fırlamış türkan şoray gençliği gibi gezmiyim.
çarşı evet. şahsım ayakkabıyı da alıp rahatladım ama sel insanına gömlektir, ayakkabıdır üst baş gerek.
gömlek aldık sadece. slim fit denen gömlek modelini yaratandan tasarlayandan allah razı olsun, aklıma gelirse akşam yatarken ruhuna, kendi ölmediyse dedesinin ruhuna bi fatiha yollarım. ince uzun adamlarla, göbekli tıknaz adamların tek tip giyinmek zorunda kalmaması büyük lütuf.
yoksa bu slim fit evelden vardı da, bizim görümcelerin mi haberi yoktu! senelerce, kol boyu denk gelsin diye büyük beden gömlek alıp palyaço gibi gezdirmişler çocuğu!
neyse mevzu o değil.
ayakkabı alamadık çünkü kısçe aradı, çağırdı. gittik, müzik seçmek, dans, giriş vs belirlemek için buluştuk evde. dj bizim kuzen. o da geldi. bakalım, düğünün ritmini ellerine teslim ettik.
7 dakikada pişen kek yaptım mikrodalgada. kakao olmadığı için keçi boynuzu tozu koydumdu, güzel olmuş. aferim.
eve döndük, yüzümü yıkadım. ana! kirpikler duruyor.
sabah kalktık, yastığı kontrol ettim, sonra aynaya baktım. ana! kirpikler duruyor.
duşa girdim çıktım. ana! kirpikler duruyor.
ruj sürdüm işe geldim. rahat oldu bu kirpik olayı be. başka makyaj gerekmiyo 8)
az sonra çıkıcam. 1 saat sonra da fundam geliyor ankaraya.
az sonra olmuş bile, ben gidiyom.
öptüm 8)
17 Temmuz 2009 Cuma
bugünkü durum
şu son hafta birbirlerine fazla bulaşmamaya gayret edeceklermiş.
ben en az 2 tartışma daha bekliyorum ama, hadi hayırlısı.
akşam antalyadan gelen arkadaşım ve halihazırda ankarada oturan arkadaşımla beraber kız toplantısı yapıp, üniversite yıllarını anma, mevcut duruma söylenme ve gelecek yıllara endişelenme konularını da içeren bir buluşma gerçekleşticez. arada güler eğleniriz.
yarın akşam başka bi arkadaşlarımla buluşacaktık. aylardır görüşemediğim çok sevdiğim arkadaşlarım. gel gör ki ne çıktı. sel'lerin gıcık bi akraba düğünü!!!
öyle gıcık ve gereksiz ki.. yani gereksiz dediğime şaşırmayın, gereksiz zira düğünün gelin'i ve damadı neredeyse 1 senedir evli!!! ayyhh.. söyletmeyin beni!
bu salak düğün yüzünden arkadaşlarımla görüşememe fikri beni sinirlendirdi, erteleme pek mümkün değil çünkü biri izmire dönecek. mecburen buluşmayı öne çektik, akşam değil gündüz, öğleden sonra görüşecez. yine de üüff..
yarın, düğünden önceki son cumartesi. hala alınacaklar ve yapılacaklar var oysa. akşamı ziyan ettikleri için, arkadaşları gündüze çekince, gündüz için planladığım alışveriş vs sıkıştı. ben de kızlarla içip, o gerzek düğüne sarhoş gidersem kimse bana kabahat bulmasın. (1 sene önce nikah, bir sene sonra düğün ne demek biri bana açıklayabilir mi?)
saçlarımı boyamam lazım, boya da almadım daha.
sel aradı, yarın akşam bi yemeğe katılması gerekebileceğini söyledi. allahııım iiiinnnşşalllaaahhh!!
benim planın değişmiş olması sorun değil, yeter ki gitmeyeyim o düğüne! (kötü gelin saklambaç!! nihahahaaa...)
karpuzlu sakız güzel.
böyle.
