13 Ağustos 2009 Perşembe

açık konuşayım.. 22 yaş farkı bana uyar.

çünkü neden?
baktım adam 52 doğumluymuş.
7 ekim.
bi de terazi burcu yani.
valla bence çok çekici.
yok yakışıklı değil belki ama
karizmatik.
açık konuşayım, bu durumda 22 yaş farka fark demem ben.
gelse bana yazılsa
ilan-ı aşk etse...
da! derim.
o kadar rusça biliyorum 8)
vladimir'i diyorum.
putin'i.
22 yaş bana uyar.
varım diyoooorrrr....
8))))

12 Ağustos 2009 Çarşamba

ee...daha daha nasılsınız?

çünkü yazacak lafım yok yine.
ama yazmayınca özlüyorum.
o zaman...
bahçeye bi kedi daha yamandı. ufaklık bişey. bir parmak boynu var. leopar desenli bi oğlan. pek şirin.
mevcut kız kedi biraz bozuldu gibi.
oda arkadaşlarımdan birinin sürekli olarak birileriyle toplantı yapıyor olması ve en fazla 3 kelimede bir "tamam mı" demesi feci bişey. eğer konuşan kendi değilse, karşıdakinin konuşmasının arasına girip "tamam mı" diyor. o derece!
geldiğimden beri istanbuldan aldığım öte beriyi giyiyorum. her biri iltfat topluyor. "1.5 yetale kreasyonu" diye ilan ettim kızlara. anacım 1.5 liraya alıp giyip de bakan gözlerde ışıltı görmek bi güzel ki anlatamam. sel de istanbul sana yaramış dedi 8)
sel diyince: mutfaktaki yazı tahtasına 4 yuvarlak çizip içine nokta koymuş, altına da bir sırıtan ağız şekli. dur bak şöyle bişey:

altına da
yolunu 4 gözle bekliyorum diye yazmış.
gördükçe sinirim bozuluyor gülüyorum.
ayıp olmasın diye silmediydim de,
ama çok korkunç yav, canavar gibi bişey 8)
dün akşam kardiş ve kısçe ile yemek yedik.
ilk misafirleri olduk yani.
gelin de yemek yiyelim diye çağırdılar.
babam, sel, kardiş, ben, kısçe.
rakı-balık yaptık.
evlerinde ilk yemek şerefine ve mutluluk daim olsun diye kadeh çarpıştırdık.
düğün dedikodusu yaptık.
vay beeee 8)) bu günleri de gördük ya..
şu 1.5 yetale kreasyonum var ya, bugün giydiğim şeyin yakasının içinden fil geçermiş. toparlayamıyorum. tamam bi omzu düşürdük ama sırt zaten bel çukuruma indi neredeyse. öf!
öğlen oldu gideyim de biraz kitap okuyayım bari. burada bi atraksiyon yok 8)
perma mı yaptısam ki? (biri perma yaptırmış burdan, kızceğize de hiç yakışmamış allah sizi inandırsın. zaten saç pek uzun değilmiş, hepten toparlanmış, rengi de pis ve yanık bi bakır. ama durup durup kendini seyrediyor cam yansımasında. o kendini seyrederken farkında olmayarak direk bana bakıyor ya, ben de onu seyrediyorum. demek ki beğenmiş yeni tipini. bu bile perma yaptırmış olmasını haklı çıkartır.)
sel'e sordum geçen, platin sarı yap, kestir dedi. manyak mı ne!
gideyim de üç lokma bişey yiyip, biraz da kitap okuyayım.
hiç çekinmem, muah diye öper giderim.
13:50
eklemesem olmaz 8)
çay almaya mutfağa gittim, mutfak kalabalık kenarda durdum biraz boşalsın diye.
bir çocukceğiz-ki kendisi herhalde 2 sene önce falandı bana gelip "söylemeden geçemiycem artık, 26 yaşındayım hayatımda sizin kadar güzel giyinen birini görmedim" deyü şahane bi iltifat etmişti.
çocukceğiz hayatında anasından başka bi beni mi gördü diye gıcık bir düşünceye kapılmamış, ne tip ortamlarda yetişmiş diye paranoya yapmamış, büyük bir memnuniyetle kabul etmiştim abartı iltifatını.
hah işte o çocuk.
beni kenarda beklerken görünce:
"harikasınız yine yalnız! geçen sene, bu sene, hep harikasınız her gün" dedi.
ah anam yaaaa... bu şimdi 28 de olmuştur. 8)
demek ki 1.5 yetale'lik siyah yazılı beyaz tuniğim
siyah taytım
siyah beyaz kalın halka bileziklerim
ve kıpkırmızı rujum
beni çıtır çocuklar liginde hayatta tutabiliyor
hahahaayy...
ama sel duymasın rica ediciim.
8)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

istanbul

'daydım.
hiç anlatmıycam kimleri gördüm, kimlere sarıldım öptüm.
gören var göremeyen var diye 8)
ama kayıtlı olsun burda tarih.
08.08.09 cumartesi günü.
öyle ışıltılı gözlere baktım ki,
çoğaldım geldim.
çok öperim.

4 Ağustos 2009 Salı

mola

ay üf kaçıyorum ben biraz..
kardişle kısçe erdi muradına, biz çıktık kerevetine ya,
kerevet rahat geldi, oturduk kaldık farkındaysanız.
ne bi yazı, ne macera, ne bi olay, ne bi laf.
millet tatilini bitirdi geldi neredeyse biz daha hayal faslına bile geçemedik.
eeehh.
kaçıyom ben.
sel'i burda babama bırakıyorum emanet.
babamı da çerçey kızıma.
annemle ben kaçıyoruz azıcık.
zaten pazara dönücem.
öyle uzağa kaçmıyorum yani de...
olsun.

bilin diye 8)
öpiym bi de.

(giderayak kafiye de yaptım bak, kıymetimi bil.)

30 Temmuz 2009 Perşembe

son bölüm

Artık eğlenebilirim 8)
Arkadaşlarımın durduğu bistro masaya geçiyorum.
Ağzım dilim kurumuş, içecek bişeyler alıyorum.
Müzik tarzı değişiyor.
Sırada tebrikleşme faslında çalınmasını arzu ettikleri eski 45’likler türünden parçalar var.
Bunlarla oynanmaz mı, oynanır elbet.
Dedim ya, arkadaşlarımın durduğu masadayım, bi kız arkadaşım ve ben yerimizde oynayıp duruyoruz şarkılara eşlik ederek.
Sel hala bişeylerin peşinde, neyin peşinde bilmiyorum.
Kim bişey istese ona gidiyor.
Arkadaşlarımdan erkek olanı: uzun ya, en önce o görünüyor, diyor.
Sel düğün süresince kısalmayacağına göre, pek yan yana takılamayacağız demektir.
Nitekim birkaç dakika sonra karka’lardan biri geliyor:
-saklambaç! Ya bu kısçe’nin çantası falan yok mu, takılar nereye konacak?
-vaaar diyorum. Yani vardı, nerde bilmem ki. Sel’e sorsana?
Ne alaka deme okuyucu, kısçe’nin gelin çantasını sel bulup getiriyor 8)
Gelin ve damat etrafta bulduklarını öpüp, tebrikleşme faslında.
Etrafta ilk etapta hep arkadaşlar olduğunu da hatırlatıyorum.
Zira, nikahtan 1 saat kadar sonra annem söyleniyordu:
-e biz öpüşmedik, bu şeyleri ne zaman taksak ki? 8)
Keyfim yerinde. Arada bir masadan uzaklaşıp bi kısım tanıdıkların yanına gidiyorum, iltifatları topluyorum (valla ayıptır söylemesi biri “masaldan çıkmış prenses gibisin” dedi. Bunu buraya kaydetmeyeyim de ne yapayım. İnsan allahın günü böyle iltifat toplamıyor malesef! )
Oynaya oynaya yürüyerek yine arkadaşların masasına geliyorum.
Ooo.. süper dedikodu dönüyor 8)
Arkadaşlarım bir çifte takılmış.Hani kardişin süpriz yapıp gelen yakışıklı arkadaşı vardı ya, ona.
Ona ve karısına.
Diyorlar ki:-şu çift aşırı aşık birbirine.
-evet, yeni evliler diyorum.
-Neeeaaaa.. evliler mi!! inanmam.
-valla evliler.
-vay bee... kız nasıl tavlamış o çocuğu? Gerçi güzel kız ama..
Arkadaşlarımın erkek olanı çocukta bi eksik olduğu, olması gerektiği konusunda ısrarlı.
-kız zengin, çocuk orta direk mi?
-yok valla, kızı bilmem de, çocuk çok zengin.
-hadi bee.. salak mı?
-yooo.. kardişin üniversiteden arkadaşı. Kafalı bi çocuk.
-alla allaaaa.. iş güç?
-çok karizmatik. Fısır fısır..
-e yok artık. Nası yaaa!
Erkek arkadaşım:
-hepsini geç, sadece o gözler bende olsa, hayatta da evlenmem kimseyle. kime baksa tavlar yahu, şahane gözleri var.
-valla şekerim durum bu. Çocuk aha da bu, ve evli işte!
-çok gösterişli bi çift. Pes diyorum!
Eğleniyorum.
Az önce haklarında konuştuğumuz çiftin yanına gidiyorum:
-saklambaç! Sen karımı ilk görüyorsun, nasıl güzel mi?
-çooook güzel.
-bak yaa! Kızım sen erkek tarafısın, eh sana layık değil ama.. falan desene 8)
Gülüyoruz, hoplaya zıplaya başka masaya geçmek üzereyim, ortalıkta durup oynayan gruba katılıyorum.
Babamın kuzenlerinden birinin kızı, kucağında bebeği ile oynuyor, aynı yaşlardayız.
-ne yani, bebek yaptık diye oynamayacak mıyız şekerim? ooh ohhhh....
-he valla, ooohhhhh..
-yalnız saklambacım, sana benden tavsiye, gez dolaş eğlen yapacağın her şeyi yap, bebek sonra. Hadi madi diyenlere hiiiç aldanma, oohhh..
-hay ağzına sağlık! -tabi tabi.. oohh. Laralay lay, laralaylom....
Oynuyorum.
Her şarkıya bağıra bağıra eşlik ediyorum.
Derken, fundam, annem, kuzen çocukları vs. herkes doluşuyor.
Gelin damat öpüş koklaş faslında,
Erkek tarafının bilcümle hatunları ortada kıvırıyor.
Yanımızdan geçerken 2 omuz sallayıp, kıvırarak geçiyor kısçe’cim.
Hadi bitsin bu fasıl da, esas eller havaya şarkılarına geçelim.
Ve bitiyor.
Şimdi pist tıkabasa.
Kardiş ve kankaları acayip danslarını yapıyorlar.
Ay bu çocuklar çok yaşasın! Her düğüne lazım bunlardan.
Kardiş yanıma geliyor
-şunu bi çıkar yaaa..
Ceketi zaten çıkartmış, papyonu sökmeye çalışıyor.
Biraz uğraşıp çıkartıyorum.
Elimde papyon bi yarım saat onu sallaya sallaya oynuyorum.Sonra sel’i görüp onun cebine atıyorum.......
Her hareketi, her kahkahayı, şımarmayı, içilenleri, yenilenleri.....Yazmıyım dimi canım okuyucum.
Zaten eğlenmeye geçtikten sonrasını, öncesi kadar net hatırlamıyorum.
Yok canııım, sarhoş falan olmadım.
Olmazdım, olamazdım.
Her saniyesini hatırlamak istediğim bir akşamdı.
Bir süre sonra elimize bir mikrofon geçti.
Zaten çoşuk durumdaydık, iyice çoştuk.
Sahne platformu üzerinde 4-5 kişi sürekli şarkı söylüyor,
Mikrofonu biri bırakıyor, biri alıyor.
Çok ama çook eğlendik.
De,
Haliyle,
bu kadar eğlenirken, gelinle damatla klasik bir tebrikleşme yaşamadığımızdan,
Resim çektirmemişiz!
Vallaha yok.
biz çektirmedik, saklambaç ortada kıvırıyordu, sel sürekli dolaşıyordu.
annemler de çektirmedi, e annem de ortada oynayıp duruyordu.
Oynamadığı zamanlarda da muhtemelen misafirlerle laflıyordu.
Klasik biçimde hiç yan yana gelememişiz dolayısıyla.
Gelin damatla tek resmim çok da alakalı olmayan devşirme bir grup içersinde sırıtırken, onda da sel yok zaten 8)) kim bilir neyin peşindeydi.
Efendiiiimmm....
Düğün bu yaz yaz bitmez tabi.
Frank Sinatra’lardan, rakkas geldi meydaneee’lere....
Queen’den hadi hadi hadiiii’ye uzanan bir yelpazede
Kah dans ettik, dans soytardık.
Bi ara kısçe’yi nikah masasında otururken buldum.
-ayaklar gitti di mi?
-yok aslında ayaklarım iyi de, midem kötü yaaa..
-yedin mi bişeyler.
-pek yemedim.
-içtin mi?
-çok az. Masada nikah sırasından kalan şampanya kadehi vardı, onu içtim şimdi 8)
-yiyecek bulayım sana.
-yok yiyemem ki.
Ama keşke yeseydi.
Bir süre sonra- ki muhtemelen ayrılmakta olan bir grupla mı vedalaşıyorduk bilmiyorum- kulağıma çalındı:
-gelin bayıldııııı
-neeeaaaa!!!!!
Kalabalığın toplandığı yere yürüdüm, yürüdük, kısçeyi birleştirilmiş sandalyelerde yatarken buldum.
Bizimkiler ve kendi annebabaabi grubu başında.
Kısçe baygın değil zaten, kendinde ama renk gitmiş.
Kardiş gayetle sakin
Ve fakat babası kısçe’den beter...........
Tamam tamam sakin.
Kısçe biraz ekmek falan yedi, kendine geldi.
Saat 12 civarıydı.
Daha 2-3 saat hoplar zıplarız diye planlarken, kısçe’ciğimin beti benzi atmış haline bakınca, e artık dağılalım dedik.
Zengin kalkışı yaptık!
Birden kalktık.

Uygun olsun, birden bitireyim.
Ayaklarım 15 cm platformlu ayakkabılar içinde “hiişş..aloooo” demeye başlamışken, “taaam yaaa” dedim bende.
Dinlenin artık.
dinlenelim artık
8)

not 1:
hayatımın unutulmaz günlerinden biriydi.
yıllar yıllar sonra da hatırlanacak, önemli tarihlerden biriydi 25 temmuz.
kardiş ve kısçe için özel bir hediye almadık biz.
beraber yaptığımız herşeyden daha özel bi hediye yoktu zaten.
bir kart aldık.
çok güzel bir kart.
yazdım içine.
ne hissettiğimi;
yıllar sonra hatıra olacak olan o tarihin o an için "şimdi" demek olduğunu ve bunu bilerek her saniyeyi coşkuyla yaşamamız gerektiğini.
ikisini de çok, çok sevdiğimi ve birbirlerini seçmiş oldukları için teşekkür etmek istediğimi.
yazdım.
kardiş kartı düğünden bir gece önceki o keyifli gecede okudu. sarıldık.
kısçe düğünün ertesi günü okuyabildi. okurken akmaya başlayan gözyaşları benimkileri de tetikledi. eni konu ağlayacaktık ki, toparlandık 8)
(çok duygusal bu kısçe'cim yaa, kıyamam!)

not 2:
düğündü işte, gittik eğlendik geldik nihayetinde ama neden bu kadar uzun uzun yazdım biliyor musunuz?
şimdi değil belki ama, seneler, seneler sonra, resimler kadar önemli olacak çünkü bu satırlar.
ve ben kaçırmak istemedim.

samimiyetle öperim canım sizi.
hepinizi.



merdiven tepesindeki saklambaç. düğün sonu

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Bölüm 2...

Mekana dışardan merdivenle çıkılıyor.
Ayakkabılarımın topukları 10 küsur santim ki o kadar küsur kadı kızında olmaz inanın (alper, olmaz di mi 8))
Etek yerlerde, arkası epey gerilerde.
Çıktık.
Bir kısım insan var, kimini tanıyorum, kimini tanımıyorum.
Tuhaf bir durummuş bu ev sahibi olma durumu.
Sanki tanıdığın tanımadığın herkesle, tanışıyormuş gibi davranmak durumundasın.
Hoşgeldiniiiiiizz.....
Merhaba, buyrun lütfen!
Tanımadıklar kibarca gülümseyip geçiyorlar.
Tanıdıklarla öpüşme sarılışma iltifatlaşma faslı.
8)

Salon dolmaya başladığında nikah saati gelmişti.
Nikah saati gelmişti de, gelin damat henüz yoktu.
Resim çekimi uzamış.
Birkaç resim stüdyoda çekmişler, biraz da dışarda, çayırda çimende.
Fotoğrafçı şöyle yap böyle yapma dedikçe kardiş sinirlenmiş.
-ne gerilim veriyon yaa, diye çıkışmış adama. (gerilim veren kendisi, haberi yok)
Kısçe elindeki çiçeğe bakmaktan şaşı olmuş, kardiş abuk pozlar vermemekte direnmiş.
E haliyle uzamış biraz.
Uzamış uzamasına da, bu planlardan sapma demek.
Dj (kuzen sayılır bizim, halamın torunu. Ama akıl 10 karış havada bi çocuk, eski bi yazıda şikayetlendiğimi hatırlıyorum. Annesini çok küçükken kaybedip, sonra gerzek babasının yanında amerikada heba oluş bi çocuk bu) hasta!
Olabilecek, çıkabilecek tüm aksilikleri önlemek için milyon kere kontrol et her şeyi, ama çocuk hasta olsun!
Zaten geç kaldı.
Müzik çoktan başlamış olmalıydı, bizimki penisilin iğnesi olup geldiğinde.
Ayakta zor duruyor yavrum, ter içinde.
Neyse, bi şekil idare edilecek artık diye sakinleştirme gayretindeyim kendimi.
Her şey planlı zaten, insiyatif gerektirecek bi durum bırakmadık.
Nikah öncesi kokteyl girişinde çalınacak müzikler belli.
Giriş müziği belli
İlk dans belli.
Tebrikleşme faslı sırasında çalınacaklar hazır.
Vur patlasın çal oynasınlar tamam.
Di mi...
Kontrollü yani herşey.

Ben bi oraya gidip gelenlerle laflıyorum
Bakıyorum kapı boş kalmış oraya seğirtiyorum
Bakıyorum merdivenden çıkanları tanımıyorum, hiç çaktırmadan uzaklaşıyorum
bakıyorum.....aha!
len eteğimin arkası, yerde sürünen kısımda ufak bir yırtık, topuk oraya bi girerse uçarım. Arkada sökülen uç kısmı kopartıyorum.
Bakıyorum..saate.
Az kaldı.
Ne zaman geleceksiniz diye kardişi arıyorum, açmıyor.
Gözüm karkalarda.
Onlardan çıkış için haber bekliyorum.
Diyorlar ki 3-5 dakika sonra gelecekler
Tamam.
Tamam da,
Dj geliyor yanıma:
-Ablaaa...giriş müziği yok!
-neeeaaaaaaa!!!!!! nası yok?
-yok abla, bilmiyom, abimler yazıp verdiler bana müzikleri ama hangisinin giriş müziği olduğu yanında yazmıyor, sen biliyo musun?
Allahım ter bastı.
Kısçe milyon kere dedi ki, çok önemli değil bir şeylerin çalış sırası zaten, girişte, dansta sorun çıkmasın da!!!
Giriş müziği yok!!!!

Karnımda uçuşan kelebekler, son nefeslerini de verip öldü galiba.
Bi fenalaştım.
Koştum dj masasına.
Kağıtlar, cd’ler...
Baktım kısçenin yazısı ile bir liste.
Giriş müziği: şu cd, 7 numaralı parça!
Şükürler olsun.
Cd’ler içinde o cd’yi de buldum.
“Yavrucum, bu cd. 7 numara. Aman diyim, gözünü seveyim, gözün karka’da olsun, merdiven başından işareti çakınca, gir müziği”

Koştum merdiven başına.
İki gözümden biri aşağıda, biri yanda (olabiliyormuş evet 8))
Ellerim titriyor, midem yanıyor, nabzım arttı.
Hah!
Hah?
Anam!
Bizimkiler tam girecek onlardan önce, geciken bir gurup misafir işgal etmesin mi merdiveni.
Etmesindi ama etti.
Karka ile dj arasında da iletişim kopmasın mı?
Kopmasındı ama koptu!
Dj müziği çalmaya başlamasın mı!
Başlamasındııı... 8(
Misafirler sırıta sırıta kapıda hoş bulduk demesin mi.
Sel nerdeeeeeee!!!!
Len, müzik sus!
Başlamış müzik susar mı, susmaz.
Dj devam ediyor
Karka eliyle boğazını kesiyor
Ben dj’e koşmak üzereyken gözüm karkaya gidiyor
Karka devam diyor
Müzik devam
Müzik devam çocuklar yok.
Misafirler anlamsız bir halde.
Derkeeeen..
Karkalardan istanbul’dan geleni eline mikrofonu alıyor
“Sevgili misafirlerimiz.......”
Len resmen anonsa geçti çocuk zira müziğin etkisi azaldı, dikkat çekmek lazım.
Derken diğer kankalar elleri patlatırcasına alkışa başlıyor
Bizimkiler merdivenin ortasında duruyor.
Koşturma durumundayım da
Nereye ve niye koşuyorum bilmiyorum.
Alkışlıyorum,
Kolumdaki fotoğraf makinası oraya buraya çarpıyor
Anam! Makina! Resim.
Hemen resim çekmeye girişiyorum.

Çocuklar salona intikal etti.
Alkış kıyamet gırla gidiyor.
Kısçe galiba nefes alamıyor
Kardişin de gözbebekleri helezon olmuş, 8)
Transta gibi sürekli sırıtıyor.

Masaya geçip oturdular.
Nikah memuresi geldi.
Sonra kısçenin amcası
Sonra fundam.
Şahitler.
Falan filan filan,vıdı vıdı şudur budur derken..
Sen kısçe hanım, bu kardiş beyi eşin olarak kabul ediyor musun?
-EVEEET!
Böhüüüüü..... gözlerime bişeyler kaçıyor.
Bi bana değil üstelik, kısçe dağıldı, hüngürdememek için kendini zor tutuyor (sonradan öğrendim. Evet der demez annesiyle göz göze gelmişler, annesi ağlamaya başlamış. Kısçe naapsın, güzelim benim, salmış gözyaşları)
Sen kardiş bey, kısçe hanımı eşin olarak kabul ediyor musun?
-EVEEETT!
Hüngüürrrrrr... yok daha duramam ben, içimdeki ağlak saklambaç gözlerimden kaçmak için zorluyor, tutamıyciim, içim şişti, gözüm dursa burnumun direğinden çıkacak yaşlar galiba, sızlıyor. Ağlıyciim...
-ŞAKŞAKŞAKŞAKŞAKŞAK.......BRAVOOO, SAK ŞAKKK.......
Şampanya patlıyor.
Benim Cuma gecesinden hazırladığım 2 şampanya kadehi sel’in elinde masaya geliyor.
Kadehlerden birinde papyon, gömlek, düğme var. Smokinli kadeh
Birinde tüller, inciler, gelinlikli kadeh.
Kardiş dikip içiyor:
-Ziyan olmasın!

Tebrik mebrik ayağa kalkıyorlar, hasta dj müziği giriyor.
İlk dans müziği 5 dakikanın üzerinde.
Birkaç dakika sonra kardiş yanına çağırıyor resim çekme telaşındaki beni:
-ya kessin müziği çok uzun bu, dönüp durmayalım.
Koşuyorum dj’e.
Kes kes, bitirsinler, diğer dans müziklerini gir.
Değiştiriyor.
Oh.
Giriş tamam, ilk dans tamam.
Bitti telaşım.
Sel geliyor, dans ediyoruz.
Ortada diğer çiftler de var artık.
Eğlence başlayabilir benim için.
Kovuyorum saatlerdir karnımda midemi kemiren kelebekleri.
Artık eğlenebilirim.

Devamı sonra (e haliyle...)

28 Temmuz 2009 Salı

bölüm 1

yani nikah öncesi kısım.

zaten uyuyamadım geceden.
cuma akşamı annemlerdeydik.
yemek, sonrası biraz rakı falan... babam, kardeş ve sel balkonda muhabbete verdiler kendilerini. babam ve sel başlamıştı, üstüne kardeş geldi, katmerlendi. kardeşin evde son bekar akşamıydı. sohbet güzeldi, zaman özeldi. bitiremedik.
eve dönüp yattığımızda saat 2'yi geçiyordu.
5 civarı uyandım. sonra uyuyamadım. 6'yı geçerken biraz dalmış olmalıyım ama saat 7'de çalınca uyanıp kalktım. kalktık. gün bu gün!
kahvaltı için annemlere gittim.
kardiş evden çıkmak üzereydi.
bi sürü iş saydı: gidip bizim dj kuzen alınacak, onunla beraber başka bir adrese gidilip müzik sistemi için gerekli bir alet alınacak, sonra düğün mekanına, orda son kontroller, sonra berbere gidip saç kestirecek vs...
çıktı evden.
bir süre sonra babamın telefon çaldı.
kardeş!
evin 3 adım ötesinde kalmış arabayla.
gülsün mü ağlasın mı bilemiyor, araba durmuş, ve çalışmıyor.
babam gitti yanına.
servis arandı, çekici çağrıldı, daha 3-4 gün önce bakımdan çıkan, ve bin liranın üstünde para yiyen araba, çekici tepesinde servise çekildi, damatla beraber!
kardeşin yapması gereken işler karka'ya devroldu, çocuk tam anlamıyla kardeşi yedekledi, bütün işleri halletti.

biz?
biz kahvaltıdan sonra oturduk, gerindik, lafladık falan.
sonra aynaya baktık ki, saçlarımız var!
üstelik gayetle paçoz halde.
yani:
kuaföre koşmalı tabi.
tabi tabi.
ben, annem, fundam ve istanbul'dan gelen bir ahbabımız, beraber kuaföre yollandık.
kuaför yakın, arabayla 5 dakika.
da,
araba nerde -->aşağıda
arabanın anahtarı nerde --> arabası bozulunca, ihtiyaç olur diye kardişe verdiydim.
kardiş nerde --> dağa kaçt....ee yok, servise kaçtı
yedek anahtar --> sorun yok, annemlerde.

aldım yedek anahtarı, indik aşağı, bastım düğmesine.
tık yok.
bi daha, bi daha, bi daha....
len açıl.. uzun tırnaklarımı saplayıp duruyorum anahtarın üstündeki açık kilit resmine.ı-ıh. pili bitik, bişeyi mi bozuk bilmem açmıyor arabayı.
e uzaktan açmazsa yakından açar diyerek ben anahtarı kilide sokayım ki....
evet açtı açmasına da, bir cayırtı, bir gürültü anlatamam.
gerizekalı arabam aha da beni kaçırıyorlar diye düşünmüş olacak var gücüyle bağırıyor.
allahım susturmak mümkün değil.
hiçbir düğme çalışmıyor
aç kapa işe yaramıyor
viyuv viyuv viyuv..
ciyuv ciyuv ciyuv..
dit dit dit
dot dot dot
dat dat daaaat..
ciyuuuvv daatt
viyyuu diitt...
çıkartabileceği bütün, ama bütün sesleri en yüksek tondan çıkartıyor araba, mahalle ayağa kalkacak, cümle canlı bünyeler cama balkona üşüşecek, arabanın yanında çırpınan bi salak saklambaç görecekler.
sel'i aradım, çaresizim.
ciyuuuuv ciyuuuvv.. seeeelll, bu öttü, susmuyor ben ne yapayım, daaaattt daaaattt...
sel ne yapsın uzaktan!
"seeel.. bişey yap, sustur şunu, valla deliricem, anahtar bul, telefona tut, düğmeye bas, telefonu arabaya tutacam...." (söylemiştim, çaresizim 8))

of, anlatırken sinir oldum.
nasıl oldu bilmem ama sustu bi süre sonra (bana saatler gelen dakikalar sonra, ki bu süre içinde ben kapıyı onlarca kez açtım kapadım, öten arabaya binip çalıştırdım, üstüne kornaya bastım... kilometrelerce uzaktan bile duyulabilecek şiddette çirkin sesler çıkartan arabayla resmen boğuştum) Duyulmadık tuhaflıkta çıkarttığı tüm sesler tükenmiş olmalıydı. sustu bi daha ötemez olasıca!
bindik arabaya, gittik kuaföre.

indik, kitledim. Ama gel bana sor nasıl elim titredi kitlerken.
geri geldiğimizde 500 kişiye rezil olmadan açabileyim diye dualarla bıraktık arabayı.

kuafördeyiz.
bizim ahbap fönlenecek, kolay.
fundamın uzun platin sarı postiş takılıp, biçimlendirilecek.
ben ne olacam emin değilim.
annemin kısa saçları ne olabilir, kuaför emin değil.

oldu.
hepimiz şahane olduk.
fundam en havalıydı galiba, adam iyi kotardı, allahı var.
gerçi benim dağınık, dalgalı, yarı toplu gibi, eski zaman saçlarına benzeyesi, ve asla bozulmaması gerektiğini ifade ettiğim saçlarım kuaförü biraz zorladı
-ah biraz daha uzun olsaydı, diyip durdu.
-valla 8-9 aydır kestirmiyorum ben, anca bu kusura bakmayın dedim.
kıvırdı, fönledi, tokaladı, spreyledi..
arkası kabarık, dalgalı, bukleli, dökümlü bişey çıkardı ortaya.
amaaa.. ne demişler, aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.
ben kalktım yerime annem oturdu!
en uzun tel 10 cm yok.
-nasıl yapalım?
-valla şöyle havalı, toplu, dalgalı bişey olsun. ha bi de hiç bozulmasın!
-ama çok kısa
-e o da sizin ustalığınız işte, neticede manava gitmedik, kuaföre geldik değil mi.
-kıvrılmaz ki, kısa...
-e eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz valla.
neyse adamceğiz kastı mastı bişeyler yaptı. krepe mrepe dikledi saçı, biraz da biz müdahale ettik, tek tarafını iyice yapıştırıp, bir tarafı kabartıp falan modern bişey çıkarttı ortaya, ki kendi de şaşırmış olabilir 8)

yürüdük arabaya.
hadi bismillah!
çling..
aha! Yarabbim büyüksün!
açıldı araba tek seferde.
oh şükür. (insanın mutluluklarının düşebileceği seviye açısından ibret verici, değil mi)

yine annemlere. bizim yokluğumuzda şehir dışından yeni misafirler gelmiş.
biraz hal-hatır..
babam gelmiş, ondan havadis: serviste arabanın sorunu giderilmiş.
saat: 2'ye geliyor.
3'te düğünün yapılacağı yerde olmamız lazım. kısçe gelmemizi istedi, saçı ve makyajı orda yapılacak.
sonra da orda giyinip düğüne katılınılacak zaten.
yani 1 saat sonra evden çıkmamız gerek. geri dönüş yok.
ev kalabalık.
Makyaj da ciddi iş.
O sebeple,
annem ve ben bizim eve geldik. makyaja.
onu sür, bunu sür
farım az mı?
allık fazla mı?
bakayım senin aylaynır simli mi?
ay dur dur bak şundan var bende, sür..
kaş fırçası.....
ruj kalemi...
şu kirpiğim uzun kalmış, kes biraz..
derkeeeen
oooohhhhhh.......
biz miyiz aydaki 8))

saat 3'e gelmek üzere.
elbiseler, ayakkabılar, gereken tüm malzemeler alındı, sel bizi gölbaşına bıraktı.
gittiğimizde gelin makyajı başlamıştı.
saç sarılı, süsleniyordu kısçe.
gelin odasına eşyaları bıraktık, kuaför salonunda beklemeye başladık.
bu arada ben:
gösterişli bir makyaj, yapılı saçlar, kesik bir kot pantolon, turuncu penye straplez bluz, kırmızı benekli ayakkabı şeklinde bir uyum abidesiyim. altı kaval üstü şişhane!
uzatmayayım (farkındayım zaten yeteri kadar uzattım, da, zaten bunalan "eeehh" diyip gitmiştir, okumamıştır, şurda biz bizeyiz )
efendim, gelin saçı ve makyajı da tamamlandıktan sonra sıra gelin'in giyinmesine geldi elbet.
vallahi zor iş giyinmek.
erkek kısmı anlamayacaktır belki ama, o tarlatanı eteğin altına sokup bele oturtmak, üst parçayı -ki arkası korsajlıydı- kurdelelerini çekeleye çekeleye sıkıp, bele oturtmak, arkasını düzeltmeye çalışırken, eteğe basıp gerisin geri bozmamak zor iş.
kısçenin arkasında ben, annesi, annem, herkes bi ucundan bişey tutuyor, çekiyor 8))

ama oldu.
kısçe bir prenses!
Fekat sıkışmış bir prenses.
-ee.. ben tuvalete nasıl gidicem? 8))

kardiş de geldi o sıra.
aman da aman kuşak da bağlarmış.
papyon da takarmış.
ay ay ay maaşallah!
tam biz de artık giyinsek derkeeen.
tık tık..
oooo buyrun!
karka'lar grubu!
kardişin tam tekmil kankaları.
biri hep bildiğimiz karka.
biri onun kardeşi
biri istanbuldaki kanka ve de onun eşi.
daldı beyler odaya: giyineciz!
e iyi biz de giyineciz.
bu 3 koca adam kendilerine banyoyu uygun buldular, odayı bize bıraktılar.
annem, ben, kısçe'nin annesi, karka'nın eşi...
etekler, ayakkabılar, takılar, çantalar, şunlar bunlar ortada uçuyor.
-karkalarrr
-heee?
-haber vermeden çıkmayın banyodan sakın
-taaam
soyunduk, giyindik, rötuşlandık derken
hazırdık ama , yukarıya misafirler dolmaya başlamıştı, karşılayan kimse yok!
kardiş ve kısçe fotoğraf çekimine geçtikleri sıra, biz de salona doğru yollandık.
bizimkilerle de kapıda karşılaştık, fundam, annanem, babam, sel...

gelecek bölüm:
başlıyoruz..

gelicem 8)