29 Mayıs 2009 Cuma

şimdi.. şöyle..

bi şarkı arıyorum.
kimin söylediğini bilmiyorum.
şarkının adını bilmiyorum
sözlerinden hatırladığım tek cümle yok.
müziği de aklımda değil.
çok severdim onu biliyorum
türkçe bir şarkı, ve bir kadın söylüyordu
tek bildiğim bu.

şimdi biri bana söyleyebilir mi ben bu şarkıyı nasıl bulucam.
böyleee...
şımarık bi şarkıydı.
ama neydi yaaa!!!
8(

28 Mayıs 2009 Perşembe

ne halt etti bilmem ki...

hani bahsetmiştim bi ara
kapının önünde bi kız kedi var.
hah işte, o kedi belli ki bi haltlar karıştırmış.
sabahtan beri 2 saksağan musallat oldu ona.
ama ne musallat olmak.
cak cak cak bağıra bağıra mütemadiyen üstüne geliyorlar.
sabah 1-2 saat devam etti bu tacizler
kedoş arkasını bi çalı dibine vermiş durumda pısmış oturuyor.
saksağanlar biri önden biri arkadan yaklaşma çabasında sürekli bağırmadalar.
bi süre gözden kaçırdım.
ya kedi kaçtı gözden,
saklandı falan.
ya saksağanlar plan yapmaya çekildi.
az önce yine fark ettim ki,
çimenlerin üstünde sindirdikleri kedişe taarruza geçmişler yine bağıra bağıra.
bitmiyor tükenmiyor sinirleri.
bu manyak kedi ne yaptı da o kadar kızdırdı bilmiyorum ama
kolay kolay kurtulamayacak bu hırslı çiftten.
öyle eğlenceli bi manzara ki.
başka bişey yapmadan, saatlerce onları izlemek, yanında da çekirdek çitlemek istiyorum.

ha bi de,
ilk defa internetten ayakkabı aldım.
sadece resmini görüp, denemeden etmeden ayakkabı alınır mıymış derdim ama,
sonuç iyi.
ayakkabı hem çok rahat, hem ucuz, hem 2 günde geldi.
aferim.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

diyesim var birine.

delilik,
kısa sürer çok
pişmanlık uzun
kararın doğru gibidir
sonrası hüzün
bir de bakarsın arkanı dönüp
kalmamış huzur
soru sormaz, akıl almaz
tükenir gücün.

sevgilim bitmiş
aşkımız bizim çoktan bitmiş
gördüm ben
yazık ki senin gözlerin gitmiş.
her bitiş gibi bu da
yeniden başlamak demek
şimdi artık bana başka şarkılar gerek

bir bitene çare yok
bir de yitip gidene
asla inanmamalı
ben hep varım diyene
korktum böyle olacağından
ama hep bildim
şimdi bu neyin tasası
korkunun da ecele yok ki faydası.

"zeynep casalini"

20 Mayıs 2009 Çarşamba

halim

halim yani içinde bulunduğum hal manasında. a uzun.
isim olan halim değil.
hah işte halim bi tuhaf.
bahar yorgunluğu mu
tembellik mi
yoksa bildiğin uyuzluk mu
bilemiycem.
ne yazasım var, ne bişey yapasım.
beyhude sinirleniyorum bazen.
ama o bile beyhude yani, o derece.
sinirlendiğim mevzuda faaliyete geçip çözüm arayacak halde değilim.
misal sabah apartman kapısında yazılı aidat+su rakamlarını görünce sinirlerim tepeme çıktı yine.
mayıs geldi ya, sanıyorum aidat yazlık düzene geçecek de biraz düşecek.
değilmiş.
yaz kış 250 lira olarak devammış.
bu ne be!
hayır zaten kışın ancak elektrikli ısıtıcıyla ısınabildik.
şimdi yaz.
dışarısı 50 derece olacak biz yine 250 lira yakıt parası veriyor olacağız!
ne o merkezi sistem!!!
son 1 ayda 7 daire boşaldı apartmandan.
2si haselkader doldu ama 5 daire hala boş.
dolanlara da aidatı yalan söylemişlerdir biliyorum.
bir kez aramıştım, 150 ama yazın düşüyor demişti komisyoncu salak.
üüff..


taşınalım desem...
o ayrı bir masraf 1
esasında evi seviyorum 2
önü açık manzarası var 3 (işte aşağıda, salon ve oturma odasından görünüm)



şimdi burdan çıkıp da karşı apartmanın balkonuna bakmak istemiyorum ki.
sonra ulaşımı kolay falan, ne biliyim annemlere ve işime de gidip gelişi kolay.
üst katımızda arkadaşlarımız oturuyor.
kardiş evlenince 2 dakikalık mesafeye taşınacak, o da güzel.
amaa.
amaaaaa....
e ne bu yaz kış kira öder gibi para bayılmak yaaaa
üüff.


sinirlenip duruyorum kendi kendime.
(ne bu penceremin önüne 50 kişi doluşmuş şimdi de!! bak durup dururken üfletiyorlar insanı)

diyeceğim o ki,
üfleyip püflemekten başka bişey için enerjim yok şu ara.
kaldı ki yazı yazmak için olsun.
yemek yemeye üşenir oldum, buna mukabil kilo vermeye de üşeniyor olmalıyım ki zerre kilo kaybetmiyorum.

nedir benim bu halim yaa
8(

14 Mayıs 2009 Perşembe

yitip giden hayallerim....

dün,
çok afedersiniz, kıçlarını tutamayıp da,
biri çantamın cebine, (ülen orayı nasıl denk getirdin!)
diğeri de arabanın açık yan camından içeriye olmak üzere
2 kere hedefi tam tutturan,
ve bu ısrarlı tutumları nedeniyle şahsıma" len? bi piyango miyango..para mı çıkacak ki, hadi iişaallah" dedirterek,
sayısal bayine yönlendiren,
"ne var bugün oynanacak" soruma da şans topu cevabı alarak "allaaaahh.. bak sanş diyo, top diyor" diye tas tamam 1 teeleemin cepten çıkmasına sebep olan
o sindirim sistemi bozuk güvercinleri bi bulursaaaamm...,

heba olup giden bir teeleemin hesabını sormak için, şans topunun topunu o gerzek güvercin heyvanının münasip bir deliğine sokmak hak mıdır değil midir?

ha,
güvercin .okuna güvenip para avcılığına çıkan kendimin de suratına aynada bakıp "salak" demek münasiptir, o ayrı ama,
be kuşlar aleminin salakları,
aynı günde iki kere denk getirilmez ki insana yahu!
cık cık cık...

bari amorti çıkaydı!!!

13 Mayıs 2009 Çarşamba

bi de başlık için kasamıyciim kendimi...

aşağıda bahsettiğim saatlik konuşma...
söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil modundayım.
"onun ablası olarak değil, benim arkadaşım olarak görüp, öyle konuşuyorum " dedi bana kardeşimin nişanlısı, dün boş evde, karanlıkta, pencere önünde sohbet ederken.
haklı.
nişanlısının ablası gibi olmadım hiç.
arkadaşı olmaya gayret ettim.
kardeşle kavga ettikten sonra bile "kimi arayacağımı bilemedim, ilk siz aklıma geldiniz" diye beni arayıp dertleştiğine göre,
bunu başarmaya yakınım demektir.
buna sevindim.
ama,
kardeş yanlış!
buna üzüldüm.
belki kendince haklı bazı sebepleri var ama,
yanlış işte.
tavırları, inatları, dayatmacı hali, bakış açısı....
ne bileyim işte yanlış.
bu kadar doğru düzgün bir adamın, bu kadar yanlış davranabiliyor olmasına şaşırıyorum bir yandan,
üzülüyorum diğer yandan.
ne söylesem bilemiyorum.
ablası olarak onun tarafından bakıp ona hak veremiyorum
kadın tarafım ağır basıyor ve dik başlı biçimde karşısında, nişanlısının tarafında duruyorum.
oysa o benim kardeşim.
siz bilmezsiniz bizdeki kardeş duygusunu belki.
o benim canım.
değerlim, kıymetlim.
onun canı yanmasın, benim yansın gerekirse.
kalbi acımasın, ben paylaşırım gerekirse.
ama.
ama işte.
doğruya doğru, haklıya haklıysa eğer...
kardeş yanlış!
nasıl davranabilirim tavırlarında değişiklik meydana getirmek için bilmiyorum.
bilmiyorum.

ay öf sıkıldım daha da yazmıycam.
kafam dolu, aklım dolu
yapılacaklar, görevler
istenenler, istenmeyenler
eksikler, tamlar,
gücümün yettikleri yetmedikleri
sinir olduklarım, kızdıklarım
estek köstek bi dolu şey.

bunu da yazıdan saymayın ha!
ben bi döneyim klasik saklambaça,
gelirim o zaman yine.
içim şişti şimdi burda.
zaten sabah beri-ne sabahı dün geceden beri- içimden bi ses sürekli onunla konuşuyor, yoruldum billahi.

neden yazıyorum bunu

bir insan evladı bir yandan telefonda konuşurken- ki takriben 50 dakikadır- bir yandan niye blog yazısı yazar?
sorarım niye?
çünküüüüü...
tam klavyenin başına geçmişken çalan telefonun diğer ucundaki kardiş,
sanıyorum ki bir 50 dakika daha konuşacak.
(ay uzun hikaye anlatırım sonra)
ve fakaaaat,
kayıp 30 kuş tarafından yazmam yönünde gelen dürtükleme,
beni rahat bırakmıyor.
kardişe
hı hı
evet
ama yok, öyle değil ki
bence düşün
vs
cümleler kurarken bir yandan da bu satırları yazmam ondan.
baktım konuşma bitmeyecek
baktım konuşma bitmedikçe ben yazamıycam
baktım yazamadıkça yalancı olacam
en iyisi dedim bir yandan şu 3 satırı yazıyım.
o yani.
dur gelcem gene.