17 Nisan 2009 Cuma

cumartesi planım


bir fincan da kahve/çay olmalı tabi.

ve,
müziği de unutmayalım.
iyi hafta sonları 8)

16 Nisan 2009 Perşembe

sene 1934

güçlü bir kadındı babaannem.
babasını tanımamış.
erkenden ölüp gidince babası, annesi tekrar evlenmiş.
iyi bir üvey babası olmuş, bilmem, öyle söylerdi.
neyse ki öylemiş.
zira anne de gencecik ölüp gitmiş.
henüz onlu yaşlarda tek başına kalmış.
kardeşi de yoktu babaannemin, kardeşe çok özenirdi.
anne yok, baba yok, kardeş yok.
bilmem karakterinden, bilmem şartlardan.
güçlenmiş, biraz sertleşmiş, biraz bencilleşmiş.
bi nişan hikayesi anlatmıştı bana.
bilmem neden, biriyle nişanlanmış.
yanlış hatırlamıyorsam, annenin ölümünden sonra, yanına gittiği dayı sebep olmuş olabilir.
ortaokulu bitirince, evlenmesi gerektiğine karar vermiş olacaklar, zengin bir adamın oğluyla nişanlamışlar.
nişanda,
damat adayı babannemin yanına gelip oturup,
daha ağzını açar açmaz,
benim şu kadar bağlarım var, bahçelerim var, şöyle şöyle üzümlerim var... diye övünmeye başlayınca,
yok demiş babaannem, olmaz!
bırakıp gitmiş.
iyiki de gitmiş.
hiç tanıma şansı bulamadığım dedeme çok aşık olmuş.
severek evlenmiş.
kaybının üstünden 20 - 25 sene geçmişken bile
hatırlayınca burnumun direği sızlıyor hala, hiç geçmedi derdi.
zor kadındı babaannem.
nur içinde yatsın.

babaannemden bahsetmemin sebebi, şimdi resmini koymak istediğim bir kaç sayfa aslında.
babaannemin okul yıllarındaki hatıra defterinin sayfaları.
asıl yazı konusu o.
asıl yazı konusu "yazı" yani.

şimdi, demem o ki,
ne oldu da, nasıl oldu da biz böyle yazan, konuşan bir toplumdan,
değiştik.
çirkinleştik.


bir bakarmısınız şu yazıların bütünündeki görsel zerafete, nasıl zarif ve özenli. hayranım harflerin her birine.

mevzu sadece özenerek yapılmış harfler, güzel bir el yazısısı değil üstelik. içerik.

yandaki resimde bir kısmını gördüğünüz hatıra yazısı, yazanın, hayatından ve yaşadıklarından ne kadar şikayetçi olduğunu, bundan çıkarttığı dersler ile de, bu sevgili arkadaşına nacizhane öğüt verme arzusunda olduğunu anlatıyor bir edebi dille.

şöyle başlıyor:


"kardeşim muzaffer,
benden hatıra yazmamı istiyorsunuz, siz muhterem ve temiz kalpli kardeşime neler yazmalıyım ki geçirdiğimiz şu bir senelik hayatı, istikbalde siz kardeşime hatırlatabileyim."






sonra şu yandaki sayfaya bakarmısınız, ne kadar güzel değil mi? word'un bir yazı fontu değil ki bu, elle yazılmış bir sayfa!












ve bu yandaki.

diğer iki erkek arkadaşın aksine, bu sayfanın yazarı bir kız. anlaşılan da samimi bir arkadaş, çünkü hitap teklifsiz:
"sevgili muzu"

arkadaşına kısaca muzu diyecek kadar yakınlığı olan birinden beklenmedik biçimde siz diye devam ediyor sayfa:
"size bu çirkin yazımı yazmaktan maksadım, elbette bir gün ayrılırız. işte o zaman çirkin bedbaht nevini ve arkadaşlarını hatırla, olmaz mı şeker kız?"

ne kadar hoş değil mi?
hitap sizli bizli olsa da, samimiyet belli.
tarihi de gözden kaçırmayın lütfen.
bundan 75 sene öncesi.



ya şu aşağıdakine ne demeli? Belkıs Hanımı pek sevdim ben. bakar mısınız hitaba:





"Kalbimin şen bülbülü cici Muzaffer,
canım sizin bu güzel defterinizi şu çirkin satırlarımla karalıyorum"




haha 8)
bu şahane yazıya çirkin diyen tatlı Belkıs Hanım, şimdi yazı diye çiziktirdiğimiz biçimsiz karalamaları görse güler miydi acaba?




sayfalarını fotoğrafladığım bu küçük defter, yaklaşık 8-9 cm genişliğinde, 12-13 cm yüksekliğinde bir ufak not defteri.
bende, çekmecemde duruyor.
zaman zaman çıkartıp yazılanları okuyorum, sayfaları seyrediyorum ve
babaannemin tek kız torunu olarak (kalarak demeliyim) ona sahip olmakta haklı ve şanslı olduğumu düşünüyorum.

Alper babaannesinden bahsedince, 11 yıl önce ölen babaannemi hatırladım ve paylaşmak istedim.
hem de istedim ki,
şimdi çirkinliği, özensizliği, basitliği, teklifsizliği tarz zannedip övünüyorken,
75 sene öncenin samimi sıcak ve bir o kadar da şık insanlarına bir gülücüklük yer bulalım kalbimizde.

samimiyetle öpüyorum sizi canım 8)

15 Nisan 2009 Çarşamba

hoş değil ama bunlar.

* haz testinden sınıfta kalmam. ben bunu sel'in başına vururum ama 8(

* öğlen hafif yiyeyim az kalori alayım diye layt yoğurt ve grissiniye talim eden şahsımın, haz testinden sınıfta kalmamın da verdiği hırsla gidip kocca bi plaka çikolata alması. kasadan layt yoğurt ve fıstıklı çikolata geçirdim 8(

* sardığım saçlarımın beni sakil bir bonus görünümüne sokmuş olması. üüfff.. neyine senin saç sarmak! hazsız kişi seni!

* boynumun 1 karış altında meydana gelen tutulma. başımı öne eğerken zorlanıyorum.

* kırmızı siyah pötikareli minik kollu gömleğimin kol bitiş yerinin bende sürekli sütyen askım düşmüş hissiyatı uyandırması. bi kol orda bitmemeli.

* saatin daha 13:50 olması 8(

14 Nisan 2009 Salı

nokta nokta numerolu yazı

  1. bahçedeki kız kedi hamile. bi doğursa da sevsem.
  2. ön tarafta kedi hakimiyeti varken, şirketin arka tarafının baktığı kısımda bir anne köpek ve 9 yavrusu var. evet evet yanlış değil, yazıyla dokuz. böyle bir karış civarında topik topik bebeler koşuyor köpişin ardından. 9 tane. insan saldırıp sevmemek için dilini ısırıyor. gidip ellemedim, zira, yavrularıyla oynarken pek tatlı görünen anne, insan karşısında nasıl davranır bilemiyorum. camdan izliyoruz. gidip seven yok henüz.
  3. çerçey salağı seher vakti kafamızın üstünden koşarak geçme huyu edindi. çok eğleniyor belli. yastıklar ile yatak başı arasından koşarak geçiyor biz uyurken. sel tarafından başlıyor, benim taraftan iniyor. yatağın ayak ucundan dolaşıp yine sel tarafından çıkıp, koşarak benim taraftan iniyor. azarlanıp kapı dışarı edilene kadar tekrarlıyor bunu. manyak evet.
  4. pırlanta değil elmas seviyorum (ne alaka demeyin. bütünlük aramayın yazıda) eski görünümlü olsun, pırlanta gibi ışıldamasın istiyorum. da, elmas yüzüklerin suya değince zarar görebileceğini duyan oldu mu? altı açık olmadığı için su içerde kalıp bozabiliyormuş. suya değmeyecekmiş. hele köpürteyim de fırçalayayım denmeyecekmiş zinhar. hı? öyle mi?
  5. niye bi eski takıntısı var bende bilmiyorum
  6. habire pirinç pilavı yapıyorum. çünkü karka çok seviyor. (karka ne diyen 9 nisan yazısını okusun) ayıptır söylemesi ben de pirinç pilavını güzel yapıyorum. ve fakat şansıma bak ki, sel pirinç pilavı sevmiyor. o sebeple evde yaptığım pilav sayısı sınırlıdır. ama geçen ameliyat sonrası kardişte yaptım pilav. kardiş zaten severdi, karka da bayıldı. ondan beridir 3-4 kere gidip pilav yaptım. çocukceğizler yiyor.
  7. kardiş hafta sonu balık yapmış, dün bizi de çağırdı yiyelim diye. karka sadece kızartma balık severmiş, bizimkinin folyo balığı beğenmedi. biz yedik. yemek sonrası ben kalkıp yine pilav yaptım 8)
  8. dün akşam balığın yanına rakı eşlik ettirdi kardiş ve sel. karka rahatsız içemiyor. ben de içmedim. hesapta yemek yiyip kalkacaktık. sohbet açıldı, çok eğlenceli oldu. bi güldük gözlerimden yaş indi. sonra içkili kocayı alıp eve götürdüm. çakırkeyf oldum diyen bir şahsın yan koltukta oturup, habire "yavaş git, şuna dikkat et, sağdan devam et, aman yavaş, sinyal ver, kasis var, çok yaklaşma, vıdı vıdı... " şeklinde müdaheleci olması komik değil mi?
  9. çıbık konusunda balıkçıoğlu galetalarını pek severim. ama geçenlerde hamur plus diye bir grissini buldum, biberiyeli olanı pek güzel. aferim. beyle ince ince de yapmışlar, güzel yeniyo.
  10. allık almam lazım.
  11. esasında maskara da almam lazım. ne alsam ki, oooo süperdir diyeceğiniz bişey?
  12. kitap sor, maskara sor... ben de sizi danışma yaptım valla. mahsuru yok dimi? yok canım, ne mahsuru olacak 8)
  13. kahve falı bakan olsa da bi baktırsam nasıl sevinirim.
  14. bari gidip bi nescafe içeyim.
  15. öpeyim.

not: aaaa.. bu ne yaa. nokta koydum maddelerin başına, yayınladım, baktım noktalar yok! hadi dedim numero koyayım, başlığı da numerolu yazı yapayım, yayınladım baktım numerolar da görünmüyor. ay ben bunu döverim! ne noktası var ne rakamı var... uğraşamıycam valla bizzat her satırın başını işaretliycem diye. üf! manyağa bak!

13 Nisan 2009 Pazartesi

liste

okunacaklar listemde bir kitap kaldı.
ünsümün tavsiyesiyle Fatih-Harbiye.
ama onu da bitirdim mi kaldım açıkta demektir.
üffff oldum.
koştum geldim size.
bana kitap tavsiye etsenize.
hadi be anacım, bişeyler önerin ha?
ataletim sen ne aldın da okuyamadın, belki ben alır, okurum?
bi de;
kumum, bit palas'ın üstünde böcük resmi olmayan bir kapaklı baskısı çıkmış. alsam mı dedim ama, içini bilmiyorum. çokca geziniyor mu sayfalarda o adı anılmayasıcalar?
yok kitap mitap tavsiye edemeyiz derseniz,
ben aşk üstüne bab-ı esrar sonrası şems'e dalıcam ona göre 8)

10 Nisan 2009 Cuma

mikrop düştü üstüme.

yani herhalde, ne biliym.
bir anda, zınk diye, aniden hasta oldum.
eni konu nezleyim.
hani böyle kaşlarının ortasından aşağı yukarı yayılan bir ağrı olur
sürekli ama sürekli hapşuracakmışsın gibidir de hapşuramazsın
sonra bi hapşurmaya başlarsın üst üste 8-10 kez hapşurur
etrafı çok yaşa demekten
kendini hep beraber, sen de gör, ayyhh, eeee üf, falan demekten bezdirirsin.
hani köprü altı şarapçısı gibi burnun kızarıktır,
bildin mi?
hah işte öyle oldum.
ama hiç bişeyim yoktu.
kardiş için hastaneye gittik ya, kulakburunboğaz hastanesi zaten.
belli ki benzer sebepten muzdarip birinin mikrobu, onda durmaktan sıkılıp bana atladı.
hastaneden çıktık, burnum tıkalı.
kardişi açıp beni tıkamışlar gibi.
akşam iyice tıkandı.
sabah tam bir nezle hali.
akşama kadar silmekten kızardı burnum.
gözlerim buğulandı.
sen ağladın mı dedi arkadaş. 8))
haaa haaa haaaapşşşuuuuğğğ....
ayh, fırk...
bak yine.
ay inanmayacaksın, akşam üstümü soyunup giyinirken burun deliklerime peçete bile soktum canım okuyucu.
valla billa.
zira pantulu çıkartmak için eğiliyorum.
damlayacak burnum.
tek elde mendilde, mendil burunda biçimde da rahat hareket edemiyorum.
hadi çıkarttım, öbürünü giyicem, eğilir eğilmez şıp.
musluğa döndüm.
baktım olmuyor, gittim banyoya koparttım bi parça tuvalet kağıdı, onu da böldüm ikiye, büktüm kıvırdım burun deliklerime soktum.
ay avrupa yakasında şahika'nın öyle bi sahnesi vardı.
hani volkanla buluşuyor da, burnunda peçeteler.
getirdin mi gözünün önüne.
hah, öyleyim.
ama rahatmış ha!
vallaha rahat rahat soyunup giyindim 8))
ellerim boşa çıkınca, etrafta fazla dolanmadan çıkarttım ama.
insanın kendini iğrenç görmesi bir nebze katlanılabilir olsa da,
bir başkasını öyle görmesi pek hoş değil.
sel belki sadece güler geçerdi lakin, çerçey kızıma saygım var 8))))

neyse işte böyle.
ilk defa elle tutulur biçimde, bir anda, aniden nezle oldum.
üüüffff...
başım da ağrıyor.
kardişin şişmiş burnu, patlak gözleriyle dalga da geçmedim ki allahım,
niye veriyorsun başıma.
haaa haaaaa haaaappp..
ayh geçti.
e hi 8))

9 Nisan 2009 Perşembe

şimdi detaylar...ama öyle böyle değil, çok uzun yazdım bak, okuma, istersen canım arkadaşım!

efendiiiiiimmmmm...
sabah buraya gelip 1 saat durduktan sonra çıktım, istikamet kardiş.
gittim.
e hadi hazır mıyız?
hazırlanıyor işte daha dedi karka (lafı ben uydurdum. kardişin kankası manasında. bizimkinin çocukluktan beri artık kardeşi olan 2 arkadaşı var. onlardan biri bu. diğeri de istanbulda zaten. annemler gittiğinden beri kardişin yanına taşındı karka. herkese lazım arkadaşlardan biri)
bizimki giyinmiş geldi.
çıktık.
hastaneye vardık.
gittik ki müstakbel kayın aile orada.
annemler yok diye kadınceyiz ve adamceyiz kendini sorumlu hissetmiş galiba.
sabah sabah kalıp gelmişler.
sağolasıca iyi insanlar.
da,
kardiş geceden nişanlısıyla kavga ettiği için durum biraz nane.
biz ameliyat olacağıdık da.. diyerek işlem yaptırdık.
tamam diye çıkarttılar yukarı.
biz karka ile beraber gittik kardişin yanında.
soyundu giyindi bizimki.
-la bunun kollar acık daha uzun olaymış şöyle arkaya doğru, tam sana göre olacakmış dedi karka yeşil ameliyat önlüğünü giydirip arkadan iliklerken.
kafaya da yeşil bone.
ay yakıştı, kardişimin gözlerinin rengine uydu.
neysse...
iyi tamam hadi gidin diye indirdiler bizi aşağı.
-ne zaman gelcez?
-aşağıda haber verirler.
e iyi madem.
indik.
müstakbel kayınebeveyn, karka, ben.
müstakbel kayınvalide diğer hasta hanımlarla muhabbete girişmiş,
evhamlı müstakbel kayınpeder yukarı çıkıp çıkıp kardişin ameliyata alınıp alınmadığını kontrol ederken
biz de karka ile çevre gözlemi yaptık durduğumuz yerde.
kucağında kusan çocuğunu tuvalete yetiştirmeye çalışan anne "dur dur dur...." diyordu.
-çocuk nasıl duracaksa?
duramadı tabi.
yerler birazcık battı.
temizlik görevlisi tarafından hemen temizlenip ortadan kaldırılabilecek sorun bir anda koca salonda "konu" oldu.
insanlar birbirlerini "aman aman buraya basma" diye uyarırken
olay sonra "bu tarafa geçme, çekil, basma, kaççç" seviyesine ilerledi.
yarım karışlık bir yer, etrafı dikenli telle çevrilmesi gereken bir mayınlı bölge muamelesi görmeye başladı.
"o tarafa" geçmek zorunda olanlar yere yavaşça basmak suretiyle tehlikeyi bertaraf edebilecekleri hissiyatına kapıldıklarından, ayaklar önce itinayla topuk, sonra yavaşça ayak ucu şeklinde hareket eder oldu.
mikroba fark ettirmeden yere basıp, ayağı da çabucak kaldırırsan, sorun kalmıyordu demek.
gözlemek enteresandı.
bir süre sonra, lapadalapada yere basıp elindeki pis paspasla yeri silen temizlik görevlisinin gelmesi gönülleri rahatlattı.
oysa temizlikçinin o pis paspasının yaptığı şey yeri temizlemek değil, pisliği her yere eşit miktarda dağıtmaktı.
homojene mikrop sorun değildi.
karka ve ben konuşup gülerken, gözlerimden yaş geldi.
olayı "kardişe hislenmiş duygusal abla" tavrıyla kamufle ettim, kayın ebeveynlere bişey çaktırmadım.
gide gele kardişin ameliyata girip girmediğini kontrol eden müstakbel kayınpeder sonunda girdi haberiyle geldi.
beklemeye başladık.
elimde kitabım, kucağımda kendi pardesüm, kardişin öteberisi, suratımda sakin bir ifade.
karka "ben azıcık dışarı kaçıyorum, bi nefes aliym" dedi.
bekledik.
telefon, bi sayfa, telefon, bi sayfa, telefon 3 satır......
derken kısçe geldi.
kardişin nişanlısı.
öğle tatilinde taksiye atlamış gelmiş.
-ya biz bi de kavga ettik, ben çok üzgünüm ama o kadar benim suçum ki, öyle haksızdım kiiii, diyerek bekledi kardişin ameliyattan çıkma haberini.
çıktı.
hah diye koştuk yukarı.
kısçe, ben, karka.
hemşire:
-ameliyatı bitti, az sonra çıkartırlar dedi.
beklemeye başladık.
odada burnu beş metre bandajla sarılmış bir başka genç çocuk yatıyor.
hah dedik bizimki de böyle gelecek.
-hee, kırdılar ağzını burnunu, iyi oldu işte, dedi karka.
bekliyoruz.
hemşire bana baktı bi ara.
yakını mısınız?
-hı hı, dedim.
hastanızın parçalarını alın dedi.
-nası, ne parçası, hankı? demeye kalmadı elime sarılı bükülü bi bez tutuşturdu.
-hastanızdan çıkan parçalar.
-lazım olursa yine mi kullanıcaz?
-efem?
-hı, yok, peki teşekkürler.
çocuklar yüzüme bakıyor.
-bizimkinden çıkmış bu, dedim.
karka
-len o kadar parça burundan nasıl çıkar, başka bişeyi almış olmasınlar? dedi elimde sarılı parçaya bakıp.
-ay ben bakamiyciimm, karka sen aç.
-töbe açmam, o ne be, böööğ..
-kısçe?
-ay ben bakamam, ıyyyhhh
kaldı mı elimde gazlı bez içinde ne idüğü belirsiz bişey.
atsan atılmaz, baksan bakılmaz.
-bu herif bunu vernikler televizyonun üstüne koyar, ben size söyliyim.
-bööğğğ....
derken bi sedye girdi görüş alanımıza.
baktık kardişin sarı kafası.
ah anam anam anammm...
bizimki baygın.
da,
elimize parça diye bişey tutuşturmasalar, boşa götürüp getirmişler diycez.
ne kan-revan
ne bez-sargı
hiçbişey yok.
yan yataktakinin suratının üstüne pizza kulesi inşa etmişler
bizimki girdiği gibi çıkmış.
öbüründe estetik de varmış meğer.
bizimkinin sadece içeriye müdahele etmişler.
oh iyi.
sedyeden yatağa taşıdılar.
baygınımsı.
tam baygın değil zira söylenenlere tepki veriyor:
-canıııım, ağrı var mı?
-ııııhhhhh...
-kardişçim iyi misin?
-ıııııhhhh....
-hacı bi parça çıkarmışlar senden, bilmiyom artık nerden.
-ıııhhh....

bi süre sonra biraz açıldı gözler.
ıh mıh dedi biraz bakındı, sonra uyudu yine.
kayınebeveynleri, ve nişanlıyı yolladık.
biz kaldık.

efendiiiiimmmm,
ay yoruldum yaz yaz.
birkaç saat sonra artık çıkabileceğimiz söylendi.
daha doğrusu lafı cımbızla aldık ağızlardan.
neyse, çıkalım da...
iyiyim iyiyim diyor zaten kardiş, kafayı öne eğmezse sorun yok.
dik konuma getirdiği anda kanamaya başlıyor.
çıktık.
arabaya gittik ki, salağın biri tam önümüze park edip gitmiş, çıkmak mümkün değil.
e ne yapaciz?
hastaneye sorduk plakayı anons ettirdik, yok
sağa sola sorduk yok.
camda bir kart vardı, bilmemne döşeme diye, araba da döşemeci arabası zaten.
karka aradı
-şu şu plakalı araç sizin mi?
-ha, şimdi arkadaşım biz hastane önündeyiz, hastamız var acil çıkıcaz, bu araç park etmiş, çıkamıyoruz. sürücü kimse, nerdeyse bi zahmet...
bekledik.
az sonra karka'nın telefon çaldı:
adam sürücüyü bulamıyormuş, bi arasaymışız sağı solu.
güler misin ağlar mısın.
yok yok buna bişey yapmak farz oldu dedi karka.
baktı ki kapı da açık mı sana!
adam arabayı da açık bırakıp gitmiş.
bizimki tam kapıyı açmıştı ki sırıta sırıta koşan biri geldi
-abi kusura bakma yaaa....

geldik eve.
kardiş biraz daha uyudu, karka ve ben kütüphane ortamı yarattık, akşamı ettik.
kısçe de geldi.
sel de geldi.
karka'nın kardiş de geldi ki zaten aralarında 2 yaş olduğundan o da bir diğer kanka.
eee biz açız dediler 4 koca adam.
biz mutfağa girdik, bişeyler hazırladık, pişirdik, çağırdık çocukları.
yedik içtik.
ama kardiş iyi ha, bi proplem yok.

ha bi de bu arada:
tel çaldı biri adres soruyor.
kardiş önce tarif etmeye çalıştı, anlaşılan o ki karşı taraf anlamaya muktedir olamadı.
bizimki şekli değiştirdi:
gel şu mahalleye, şurada şu isimli tekel bayi var, hah, git eşrefi bul orda, o sana tarif eder burayı.
ne o yahu dedik.
çiçek geliyormuş dedi.
8)
bir süre sonra kapı çaldı, koccaman, ama koccaman bir çiçek aranjmanı geldi.
kapıyı açan da en kısası 1.85, en uzunu 2.00 olan 3 eşek!
elindeki şahane çiçeği,
tekel bayiinden adresi öğrenip geldiği evde 3 kazma adama teslim eden çiçekçi ne düşündü çok merak ediyorum. 8))))

neyse, dedim ya kardiş iyi.
gece kalmadık biz, eve döndük.
zaten çerçey kızımın olandan bitenden haberi yok
sıkıntıdan patlamış evde.
azıcık da ona ilgi gösterdik.
aldım kucağımda gezdirdim,
kafasını yüz kere öptüm
ellini tuttum bırakmadım
sırtına masaj yaptım falan.

efendim dünümüzün özeti bu.
kardişin durumu fena değil.
geceyi zor geçirmiş ama
hiç uyuyamamış.
öğlen gidip gördüm.
burun şişmiş iyice.
gözleri sulu sulu hep akıyor
yeşili iyice şeffaflaşmış
etrafı kızarmış
göz kapakları şişmiş.
ama olacak tabi o kadar.
bir kaç gün sonra düzelir umarım.

arayan soran ilgilenen geçmiş olsun diyen herkesi, hepinizi sıkı sıkı sarılır öperim.

not: sargı bezine sarılı parçayı ayılınca verdik kardişe:
-al bu senin, ilk sen açmak istersin diye bakmadık biz.
açtı baktık ki meğer tek bir parça değilmiş o, parça pinçik bi sürü et, kemik, kıkırdak, böööğğ...
-e ne yapacam ben bunu, dedi.
-ne bilem, dedim.
bıraktık 8)