okunacaklar listemde bir kitap kaldı.
ünsümün tavsiyesiyle Fatih-Harbiye.
ama onu da bitirdim mi kaldım açıkta demektir.
üffff oldum.
koştum geldim size.
bana kitap tavsiye etsenize.
hadi be anacım, bişeyler önerin ha?
ataletim sen ne aldın da okuyamadın, belki ben alır, okurum?
bi de;
kumum, bit palas'ın üstünde böcük resmi olmayan bir kapaklı baskısı çıkmış. alsam mı dedim ama, içini bilmiyorum. çokca geziniyor mu sayfalarda o adı anılmayasıcalar?
yok kitap mitap tavsiye edemeyiz derseniz,
ben aşk üstüne bab-ı esrar sonrası şems'e dalıcam ona göre 8)
10 Nisan 2009 Cuma
mikrop düştü üstüme.
yani herhalde, ne biliym.
bir anda, zınk diye, aniden hasta oldum.
eni konu nezleyim.
hani böyle kaşlarının ortasından aşağı yukarı yayılan bir ağrı olur
sürekli ama sürekli hapşuracakmışsın gibidir de hapşuramazsın
sonra bi hapşurmaya başlarsın üst üste 8-10 kez hapşurur
etrafı çok yaşa demekten
kendini hep beraber, sen de gör, ayyhh, eeee üf, falan demekten bezdirirsin.
hani köprü altı şarapçısı gibi burnun kızarıktır,
bildin mi?
hah işte öyle oldum.
ama hiç bişeyim yoktu.
kardiş için hastaneye gittik ya, kulakburunboğaz hastanesi zaten.
belli ki benzer sebepten muzdarip birinin mikrobu, onda durmaktan sıkılıp bana atladı.
hastaneden çıktık, burnum tıkalı.
kardişi açıp beni tıkamışlar gibi.
akşam iyice tıkandı.
sabah tam bir nezle hali.
akşama kadar silmekten kızardı burnum.
gözlerim buğulandı.
sen ağladın mı dedi arkadaş. 8))
haaa haaa haaaapşşşuuuuğğğ....
ayh, fırk...
bak yine.
ay inanmayacaksın, akşam üstümü soyunup giyinirken burun deliklerime peçete bile soktum canım okuyucu.
valla billa.
zira pantulu çıkartmak için eğiliyorum.
damlayacak burnum.
tek elde mendilde, mendil burunda biçimde da rahat hareket edemiyorum.
hadi çıkarttım, öbürünü giyicem, eğilir eğilmez şıp.
musluğa döndüm.
baktım olmuyor, gittim banyoya koparttım bi parça tuvalet kağıdı, onu da böldüm ikiye, büktüm kıvırdım burun deliklerime soktum.
ay avrupa yakasında şahika'nın öyle bi sahnesi vardı.
hani volkanla buluşuyor da, burnunda peçeteler.
getirdin mi gözünün önüne.
hah, öyleyim.
ama rahatmış ha!
vallaha rahat rahat soyunup giyindim 8))
ellerim boşa çıkınca, etrafta fazla dolanmadan çıkarttım ama.
insanın kendini iğrenç görmesi bir nebze katlanılabilir olsa da,
bir başkasını öyle görmesi pek hoş değil.
sel belki sadece güler geçerdi lakin, çerçey kızıma saygım var 8))))
neyse işte böyle.
ilk defa elle tutulur biçimde, bir anda, aniden nezle oldum.
üüüffff...
başım da ağrıyor.
kardişin şişmiş burnu, patlak gözleriyle dalga da geçmedim ki allahım,
niye veriyorsun başıma.
haaa haaaaa haaaappp..
ayh geçti.
e hi 8))
bir anda, zınk diye, aniden hasta oldum.
eni konu nezleyim.
hani böyle kaşlarının ortasından aşağı yukarı yayılan bir ağrı olur
sürekli ama sürekli hapşuracakmışsın gibidir de hapşuramazsın
sonra bi hapşurmaya başlarsın üst üste 8-10 kez hapşurur
etrafı çok yaşa demekten
kendini hep beraber, sen de gör, ayyhh, eeee üf, falan demekten bezdirirsin.
hani köprü altı şarapçısı gibi burnun kızarıktır,
bildin mi?
hah işte öyle oldum.
ama hiç bişeyim yoktu.
kardiş için hastaneye gittik ya, kulakburunboğaz hastanesi zaten.
belli ki benzer sebepten muzdarip birinin mikrobu, onda durmaktan sıkılıp bana atladı.
hastaneden çıktık, burnum tıkalı.
kardişi açıp beni tıkamışlar gibi.
akşam iyice tıkandı.
sabah tam bir nezle hali.
akşama kadar silmekten kızardı burnum.
gözlerim buğulandı.
sen ağladın mı dedi arkadaş. 8))
haaa haaa haaaapşşşuuuuğğğ....
ayh, fırk...
bak yine.
ay inanmayacaksın, akşam üstümü soyunup giyinirken burun deliklerime peçete bile soktum canım okuyucu.
valla billa.
zira pantulu çıkartmak için eğiliyorum.
damlayacak burnum.
tek elde mendilde, mendil burunda biçimde da rahat hareket edemiyorum.
hadi çıkarttım, öbürünü giyicem, eğilir eğilmez şıp.
musluğa döndüm.
baktım olmuyor, gittim banyoya koparttım bi parça tuvalet kağıdı, onu da böldüm ikiye, büktüm kıvırdım burun deliklerime soktum.
ay avrupa yakasında şahika'nın öyle bi sahnesi vardı.
hani volkanla buluşuyor da, burnunda peçeteler.
getirdin mi gözünün önüne.
hah, öyleyim.
ama rahatmış ha!
vallaha rahat rahat soyunup giyindim 8))
ellerim boşa çıkınca, etrafta fazla dolanmadan çıkarttım ama.
insanın kendini iğrenç görmesi bir nebze katlanılabilir olsa da,
bir başkasını öyle görmesi pek hoş değil.
sel belki sadece güler geçerdi lakin, çerçey kızıma saygım var 8))))
neyse işte böyle.
ilk defa elle tutulur biçimde, bir anda, aniden nezle oldum.
üüüffff...
başım da ağrıyor.
kardişin şişmiş burnu, patlak gözleriyle dalga da geçmedim ki allahım,
niye veriyorsun başıma.
haaa haaaaa haaaappp..
ayh geçti.
e hi 8))
9 Nisan 2009 Perşembe
şimdi detaylar...ama öyle böyle değil, çok uzun yazdım bak, okuma, istersen canım arkadaşım!
efendiiiiiimmmmm...
sabah buraya gelip 1 saat durduktan sonra çıktım, istikamet kardiş.
gittim.
e hadi hazır mıyız?
hazırlanıyor işte daha dedi karka (lafı ben uydurdum. kardişin kankası manasında. bizimkinin çocukluktan beri artık kardeşi olan 2 arkadaşı var. onlardan biri bu. diğeri de istanbulda zaten. annemler gittiğinden beri kardişin yanına taşındı karka. herkese lazım arkadaşlardan biri)
bizimki giyinmiş geldi.
çıktık.
hastaneye vardık.
gittik ki müstakbel kayın aile orada.
annemler yok diye kadınceyiz ve adamceyiz kendini sorumlu hissetmiş galiba.
sabah sabah kalıp gelmişler.
sağolasıca iyi insanlar.
da,
kardiş geceden nişanlısıyla kavga ettiği için durum biraz nane.
biz ameliyat olacağıdık da.. diyerek işlem yaptırdık.
tamam diye çıkarttılar yukarı.
biz karka ile beraber gittik kardişin yanında.
soyundu giyindi bizimki.
-la bunun kollar acık daha uzun olaymış şöyle arkaya doğru, tam sana göre olacakmış dedi karka yeşil ameliyat önlüğünü giydirip arkadan iliklerken.
kafaya da yeşil bone.
ay yakıştı, kardişimin gözlerinin rengine uydu.
neysse...
iyi tamam hadi gidin diye indirdiler bizi aşağı.
-ne zaman gelcez?
-aşağıda haber verirler.
e iyi madem.
indik.
müstakbel kayınebeveyn, karka, ben.
müstakbel kayınvalide diğer hasta hanımlarla muhabbete girişmiş,
evhamlı müstakbel kayınpeder yukarı çıkıp çıkıp kardişin ameliyata alınıp alınmadığını kontrol ederken
biz de karka ile çevre gözlemi yaptık durduğumuz yerde.
kucağında kusan çocuğunu tuvalete yetiştirmeye çalışan anne "dur dur dur...." diyordu.
-çocuk nasıl duracaksa?
duramadı tabi.
yerler birazcık battı.
temizlik görevlisi tarafından hemen temizlenip ortadan kaldırılabilecek sorun bir anda koca salonda "konu" oldu.
insanlar birbirlerini "aman aman buraya basma" diye uyarırken
olay sonra "bu tarafa geçme, çekil, basma, kaççç" seviyesine ilerledi.
yarım karışlık bir yer, etrafı dikenli telle çevrilmesi gereken bir mayınlı bölge muamelesi görmeye başladı.
"o tarafa" geçmek zorunda olanlar yere yavaşça basmak suretiyle tehlikeyi bertaraf edebilecekleri hissiyatına kapıldıklarından, ayaklar önce itinayla topuk, sonra yavaşça ayak ucu şeklinde hareket eder oldu.
mikroba fark ettirmeden yere basıp, ayağı da çabucak kaldırırsan, sorun kalmıyordu demek.
gözlemek enteresandı.
bir süre sonra, lapadalapada yere basıp elindeki pis paspasla yeri silen temizlik görevlisinin gelmesi gönülleri rahatlattı.
oysa temizlikçinin o pis paspasının yaptığı şey yeri temizlemek değil, pisliği her yere eşit miktarda dağıtmaktı.
homojene mikrop sorun değildi.
karka ve ben konuşup gülerken, gözlerimden yaş geldi.
olayı "kardişe hislenmiş duygusal abla" tavrıyla kamufle ettim, kayın ebeveynlere bişey çaktırmadım.
gide gele kardişin ameliyata girip girmediğini kontrol eden müstakbel kayınpeder sonunda girdi haberiyle geldi.
beklemeye başladık.
elimde kitabım, kucağımda kendi pardesüm, kardişin öteberisi, suratımda sakin bir ifade.
karka "ben azıcık dışarı kaçıyorum, bi nefes aliym" dedi.
bekledik.
telefon, bi sayfa, telefon, bi sayfa, telefon 3 satır......
derken kısçe geldi.
kardişin nişanlısı.
öğle tatilinde taksiye atlamış gelmiş.
-ya biz bi de kavga ettik, ben çok üzgünüm ama o kadar benim suçum ki, öyle haksızdım kiiii, diyerek bekledi kardişin ameliyattan çıkma haberini.
çıktı.
hah diye koştuk yukarı.
kısçe, ben, karka.
hemşire:
-ameliyatı bitti, az sonra çıkartırlar dedi.
beklemeye başladık.
odada burnu beş metre bandajla sarılmış bir başka genç çocuk yatıyor.
hah dedik bizimki de böyle gelecek.
-hee, kırdılar ağzını burnunu, iyi oldu işte, dedi karka.
bekliyoruz.
hemşire bana baktı bi ara.
yakını mısınız?
-hı hı, dedim.
hastanızın parçalarını alın dedi.
-nası, ne parçası, hankı? demeye kalmadı elime sarılı bükülü bi bez tutuşturdu.
-hastanızdan çıkan parçalar.
-lazım olursa yine mi kullanıcaz?
-efem?
-hı, yok, peki teşekkürler.
çocuklar yüzüme bakıyor.
-bizimkinden çıkmış bu, dedim.
karka
-len o kadar parça burundan nasıl çıkar, başka bişeyi almış olmasınlar? dedi elimde sarılı parçaya bakıp.
-ay ben bakamiyciimm, karka sen aç.
-töbe açmam, o ne be, böööğ..
-kısçe?
-ay ben bakamam, ıyyyhhh
kaldı mı elimde gazlı bez içinde ne idüğü belirsiz bişey.
atsan atılmaz, baksan bakılmaz.
-bu herif bunu vernikler televizyonun üstüne koyar, ben size söyliyim.
-bööğğğ....
derken bi sedye girdi görüş alanımıza.
baktık kardişin sarı kafası.
ah anam anam anammm...
bizimki baygın.
da,
elimize parça diye bişey tutuşturmasalar, boşa götürüp getirmişler diycez.
ne kan-revan
ne bez-sargı
hiçbişey yok.
yan yataktakinin suratının üstüne pizza kulesi inşa etmişler
bizimki girdiği gibi çıkmış.
öbüründe estetik de varmış meğer.
bizimkinin sadece içeriye müdahele etmişler.
oh iyi.
sedyeden yatağa taşıdılar.
baygınımsı.
tam baygın değil zira söylenenlere tepki veriyor:
-canıııım, ağrı var mı?
-ııııhhhhh...
-kardişçim iyi misin?
-ıııııhhhh....
-hacı bi parça çıkarmışlar senden, bilmiyom artık nerden.
-ıııhhh....
bi süre sonra biraz açıldı gözler.
ıh mıh dedi biraz bakındı, sonra uyudu yine.
kayınebeveynleri, ve nişanlıyı yolladık.
biz kaldık.
efendiiiiimmmm,
ay yoruldum yaz yaz.
birkaç saat sonra artık çıkabileceğimiz söylendi.
daha doğrusu lafı cımbızla aldık ağızlardan.
neyse, çıkalım da...
iyiyim iyiyim diyor zaten kardiş, kafayı öne eğmezse sorun yok.
dik konuma getirdiği anda kanamaya başlıyor.
çıktık.
arabaya gittik ki, salağın biri tam önümüze park edip gitmiş, çıkmak mümkün değil.
e ne yapaciz?
hastaneye sorduk plakayı anons ettirdik, yok
sağa sola sorduk yok.
camda bir kart vardı, bilmemne döşeme diye, araba da döşemeci arabası zaten.
karka aradı
-şu şu plakalı araç sizin mi?
-ha, şimdi arkadaşım biz hastane önündeyiz, hastamız var acil çıkıcaz, bu araç park etmiş, çıkamıyoruz. sürücü kimse, nerdeyse bi zahmet...
bekledik.
az sonra karka'nın telefon çaldı:
adam sürücüyü bulamıyormuş, bi arasaymışız sağı solu.
güler misin ağlar mısın.
yok yok buna bişey yapmak farz oldu dedi karka.
baktı ki kapı da açık mı sana!
adam arabayı da açık bırakıp gitmiş.
bizimki tam kapıyı açmıştı ki sırıta sırıta koşan biri geldi
-abi kusura bakma yaaa....
geldik eve.
kardiş biraz daha uyudu, karka ve ben kütüphane ortamı yarattık, akşamı ettik.
kısçe de geldi.
sel de geldi.
karka'nın kardiş de geldi ki zaten aralarında 2 yaş olduğundan o da bir diğer kanka.
eee biz açız dediler 4 koca adam.
biz mutfağa girdik, bişeyler hazırladık, pişirdik, çağırdık çocukları.
yedik içtik.
ama kardiş iyi ha, bi proplem yok.
ha bi de bu arada:
tel çaldı biri adres soruyor.
kardiş önce tarif etmeye çalıştı, anlaşılan o ki karşı taraf anlamaya muktedir olamadı.
bizimki şekli değiştirdi:
gel şu mahalleye, şurada şu isimli tekel bayi var, hah, git eşrefi bul orda, o sana tarif eder burayı.
ne o yahu dedik.
çiçek geliyormuş dedi.
8)
bir süre sonra kapı çaldı, koccaman, ama koccaman bir çiçek aranjmanı geldi.
kapıyı açan da en kısası 1.85, en uzunu 2.00 olan 3 eşek!
elindeki şahane çiçeği,
tekel bayiinden adresi öğrenip geldiği evde 3 kazma adama teslim eden çiçekçi ne düşündü çok merak ediyorum. 8))))
neyse, dedim ya kardiş iyi.
gece kalmadık biz, eve döndük.
zaten çerçey kızımın olandan bitenden haberi yok
sıkıntıdan patlamış evde.
azıcık da ona ilgi gösterdik.
aldım kucağımda gezdirdim,
kafasını yüz kere öptüm
ellini tuttum bırakmadım
sırtına masaj yaptım falan.
efendim dünümüzün özeti bu.
kardişin durumu fena değil.
geceyi zor geçirmiş ama
hiç uyuyamamış.
öğlen gidip gördüm.
burun şişmiş iyice.
gözleri sulu sulu hep akıyor
yeşili iyice şeffaflaşmış
etrafı kızarmış
göz kapakları şişmiş.
ama olacak tabi o kadar.
bir kaç gün sonra düzelir umarım.
arayan soran ilgilenen geçmiş olsun diyen herkesi, hepinizi sıkı sıkı sarılır öperim.
not: sargı bezine sarılı parçayı ayılınca verdik kardişe:
-al bu senin, ilk sen açmak istersin diye bakmadık biz.
açtı baktık ki meğer tek bir parça değilmiş o, parça pinçik bi sürü et, kemik, kıkırdak, böööğğ...
-e ne yapacam ben bunu, dedi.
-ne bilem, dedim.
bıraktık 8)
sabah buraya gelip 1 saat durduktan sonra çıktım, istikamet kardiş.
gittim.
e hadi hazır mıyız?
hazırlanıyor işte daha dedi karka (lafı ben uydurdum. kardişin kankası manasında. bizimkinin çocukluktan beri artık kardeşi olan 2 arkadaşı var. onlardan biri bu. diğeri de istanbulda zaten. annemler gittiğinden beri kardişin yanına taşındı karka. herkese lazım arkadaşlardan biri)
bizimki giyinmiş geldi.
çıktık.
hastaneye vardık.
gittik ki müstakbel kayın aile orada.
annemler yok diye kadınceyiz ve adamceyiz kendini sorumlu hissetmiş galiba.
sabah sabah kalıp gelmişler.
sağolasıca iyi insanlar.
da,
kardiş geceden nişanlısıyla kavga ettiği için durum biraz nane.
biz ameliyat olacağıdık da.. diyerek işlem yaptırdık.
tamam diye çıkarttılar yukarı.
biz karka ile beraber gittik kardişin yanında.
soyundu giyindi bizimki.
-la bunun kollar acık daha uzun olaymış şöyle arkaya doğru, tam sana göre olacakmış dedi karka yeşil ameliyat önlüğünü giydirip arkadan iliklerken.
kafaya da yeşil bone.
ay yakıştı, kardişimin gözlerinin rengine uydu.
neysse...
iyi tamam hadi gidin diye indirdiler bizi aşağı.
-ne zaman gelcez?
-aşağıda haber verirler.
e iyi madem.
indik.
müstakbel kayınebeveyn, karka, ben.
müstakbel kayınvalide diğer hasta hanımlarla muhabbete girişmiş,
evhamlı müstakbel kayınpeder yukarı çıkıp çıkıp kardişin ameliyata alınıp alınmadığını kontrol ederken
biz de karka ile çevre gözlemi yaptık durduğumuz yerde.
kucağında kusan çocuğunu tuvalete yetiştirmeye çalışan anne "dur dur dur...." diyordu.
-çocuk nasıl duracaksa?
duramadı tabi.
yerler birazcık battı.
temizlik görevlisi tarafından hemen temizlenip ortadan kaldırılabilecek sorun bir anda koca salonda "konu" oldu.
insanlar birbirlerini "aman aman buraya basma" diye uyarırken
olay sonra "bu tarafa geçme, çekil, basma, kaççç" seviyesine ilerledi.
yarım karışlık bir yer, etrafı dikenli telle çevrilmesi gereken bir mayınlı bölge muamelesi görmeye başladı.
"o tarafa" geçmek zorunda olanlar yere yavaşça basmak suretiyle tehlikeyi bertaraf edebilecekleri hissiyatına kapıldıklarından, ayaklar önce itinayla topuk, sonra yavaşça ayak ucu şeklinde hareket eder oldu.
mikroba fark ettirmeden yere basıp, ayağı da çabucak kaldırırsan, sorun kalmıyordu demek.
gözlemek enteresandı.
bir süre sonra, lapadalapada yere basıp elindeki pis paspasla yeri silen temizlik görevlisinin gelmesi gönülleri rahatlattı.
oysa temizlikçinin o pis paspasının yaptığı şey yeri temizlemek değil, pisliği her yere eşit miktarda dağıtmaktı.
homojene mikrop sorun değildi.
karka ve ben konuşup gülerken, gözlerimden yaş geldi.
olayı "kardişe hislenmiş duygusal abla" tavrıyla kamufle ettim, kayın ebeveynlere bişey çaktırmadım.
gide gele kardişin ameliyata girip girmediğini kontrol eden müstakbel kayınpeder sonunda girdi haberiyle geldi.
beklemeye başladık.
elimde kitabım, kucağımda kendi pardesüm, kardişin öteberisi, suratımda sakin bir ifade.
karka "ben azıcık dışarı kaçıyorum, bi nefes aliym" dedi.
bekledik.
telefon, bi sayfa, telefon, bi sayfa, telefon 3 satır......
derken kısçe geldi.
kardişin nişanlısı.
öğle tatilinde taksiye atlamış gelmiş.
-ya biz bi de kavga ettik, ben çok üzgünüm ama o kadar benim suçum ki, öyle haksızdım kiiii, diyerek bekledi kardişin ameliyattan çıkma haberini.
çıktı.
hah diye koştuk yukarı.
kısçe, ben, karka.
hemşire:
-ameliyatı bitti, az sonra çıkartırlar dedi.
beklemeye başladık.
odada burnu beş metre bandajla sarılmış bir başka genç çocuk yatıyor.
hah dedik bizimki de böyle gelecek.
-hee, kırdılar ağzını burnunu, iyi oldu işte, dedi karka.
bekliyoruz.
hemşire bana baktı bi ara.
yakını mısınız?
-hı hı, dedim.
hastanızın parçalarını alın dedi.
-nası, ne parçası, hankı? demeye kalmadı elime sarılı bükülü bi bez tutuşturdu.
-hastanızdan çıkan parçalar.
-lazım olursa yine mi kullanıcaz?
-efem?
-hı, yok, peki teşekkürler.
çocuklar yüzüme bakıyor.
-bizimkinden çıkmış bu, dedim.
karka
-len o kadar parça burundan nasıl çıkar, başka bişeyi almış olmasınlar? dedi elimde sarılı parçaya bakıp.
-ay ben bakamiyciimm, karka sen aç.
-töbe açmam, o ne be, böööğ..
-kısçe?
-ay ben bakamam, ıyyyhhh
kaldı mı elimde gazlı bez içinde ne idüğü belirsiz bişey.
atsan atılmaz, baksan bakılmaz.
-bu herif bunu vernikler televizyonun üstüne koyar, ben size söyliyim.
-bööğğğ....
derken bi sedye girdi görüş alanımıza.
baktık kardişin sarı kafası.
ah anam anam anammm...
bizimki baygın.
da,
elimize parça diye bişey tutuşturmasalar, boşa götürüp getirmişler diycez.
ne kan-revan
ne bez-sargı
hiçbişey yok.
yan yataktakinin suratının üstüne pizza kulesi inşa etmişler
bizimki girdiği gibi çıkmış.
öbüründe estetik de varmış meğer.
bizimkinin sadece içeriye müdahele etmişler.
oh iyi.
sedyeden yatağa taşıdılar.
baygınımsı.
tam baygın değil zira söylenenlere tepki veriyor:
-canıııım, ağrı var mı?
-ııııhhhhh...
-kardişçim iyi misin?
-ıııııhhhh....
-hacı bi parça çıkarmışlar senden, bilmiyom artık nerden.
-ıııhhh....
bi süre sonra biraz açıldı gözler.
ıh mıh dedi biraz bakındı, sonra uyudu yine.
kayınebeveynleri, ve nişanlıyı yolladık.
biz kaldık.
efendiiiiimmmm,
ay yoruldum yaz yaz.
birkaç saat sonra artık çıkabileceğimiz söylendi.
daha doğrusu lafı cımbızla aldık ağızlardan.
neyse, çıkalım da...
iyiyim iyiyim diyor zaten kardiş, kafayı öne eğmezse sorun yok.
dik konuma getirdiği anda kanamaya başlıyor.
çıktık.
arabaya gittik ki, salağın biri tam önümüze park edip gitmiş, çıkmak mümkün değil.
e ne yapaciz?
hastaneye sorduk plakayı anons ettirdik, yok
sağa sola sorduk yok.
camda bir kart vardı, bilmemne döşeme diye, araba da döşemeci arabası zaten.
karka aradı
-şu şu plakalı araç sizin mi?
-ha, şimdi arkadaşım biz hastane önündeyiz, hastamız var acil çıkıcaz, bu araç park etmiş, çıkamıyoruz. sürücü kimse, nerdeyse bi zahmet...
bekledik.
az sonra karka'nın telefon çaldı:
adam sürücüyü bulamıyormuş, bi arasaymışız sağı solu.
güler misin ağlar mısın.
yok yok buna bişey yapmak farz oldu dedi karka.
baktı ki kapı da açık mı sana!
adam arabayı da açık bırakıp gitmiş.
bizimki tam kapıyı açmıştı ki sırıta sırıta koşan biri geldi
-abi kusura bakma yaaa....
geldik eve.
kardiş biraz daha uyudu, karka ve ben kütüphane ortamı yarattık, akşamı ettik.
kısçe de geldi.
sel de geldi.
karka'nın kardiş de geldi ki zaten aralarında 2 yaş olduğundan o da bir diğer kanka.
eee biz açız dediler 4 koca adam.
biz mutfağa girdik, bişeyler hazırladık, pişirdik, çağırdık çocukları.
yedik içtik.
ama kardiş iyi ha, bi proplem yok.
ha bi de bu arada:
tel çaldı biri adres soruyor.
kardiş önce tarif etmeye çalıştı, anlaşılan o ki karşı taraf anlamaya muktedir olamadı.
bizimki şekli değiştirdi:
gel şu mahalleye, şurada şu isimli tekel bayi var, hah, git eşrefi bul orda, o sana tarif eder burayı.
ne o yahu dedik.
çiçek geliyormuş dedi.
8)
bir süre sonra kapı çaldı, koccaman, ama koccaman bir çiçek aranjmanı geldi.
kapıyı açan da en kısası 1.85, en uzunu 2.00 olan 3 eşek!
elindeki şahane çiçeği,
tekel bayiinden adresi öğrenip geldiği evde 3 kazma adama teslim eden çiçekçi ne düşündü çok merak ediyorum. 8))))
neyse, dedim ya kardiş iyi.
gece kalmadık biz, eve döndük.
zaten çerçey kızımın olandan bitenden haberi yok
sıkıntıdan patlamış evde.
azıcık da ona ilgi gösterdik.
aldım kucağımda gezdirdim,
kafasını yüz kere öptüm
ellini tuttum bırakmadım
sırtına masaj yaptım falan.
efendim dünümüzün özeti bu.
kardişin durumu fena değil.
geceyi zor geçirmiş ama
hiç uyuyamamış.
öğlen gidip gördüm.
burun şişmiş iyice.
gözleri sulu sulu hep akıyor
yeşili iyice şeffaflaşmış
etrafı kızarmış
göz kapakları şişmiş.
ama olacak tabi o kadar.
bir kaç gün sonra düzelir umarım.
arayan soran ilgilenen geçmiş olsun diyen herkesi, hepinizi sıkı sıkı sarılır öperim.
not: sargı bezine sarılı parçayı ayılınca verdik kardişe:
-al bu senin, ilk sen açmak istersin diye bakmadık biz.
açtı baktık ki meğer tek bir parça değilmiş o, parça pinçik bi sürü et, kemik, kıkırdak, böööğğ...
-e ne yapacam ben bunu, dedi.
-ne bilem, dedim.
bıraktık 8)
8 Nisan 2009 Çarşamba
kardiş
kardiş ufak bi operasyon geçirecek bugün.
garibim senelerdir nefes alamıyor da,
baş ağrısı, uyuyamama falan gibi etkileri de artık erteleyemeyeceği duruma geldi.
burnunda kemik S biçiminde mi neymiş.
daha bebekken de bademcik ameliyatı, geniz eti aldırma falan geçirmişti ama,
bi de bu varmış demek.
e malumunuz annemler de antalyada.
kardişi de genel anestezi ile uyutup kesecekler.
o sebeple bugün yokum burda.
gidiym yanında durayım.
ameliyata girmeden önce "açmışken estetik de yapsınlar bari ehi ehi" diyerek,
ameliyattan sonra ayılırken de "olm burnun noolmuş la, abbooovv" diyerek dalga geçeyim.
doktor "biraz zor olur, sonradan kanama da olabilir falan demiş.
üç-beş gün refakatçi hemşire psikolojisinde olabilirim.
manyaktır, delidir, gıcıktır mıcıktır ama...
kardişin canı benim canım sayılır.
ay kıyamam valla.
öpeym hepinizi.
(pişt...genel anestezi diye arama yaparken tesadüfen gelen okuyucu. çık aradan, öpücük sana değil.)
garibim senelerdir nefes alamıyor da,
baş ağrısı, uyuyamama falan gibi etkileri de artık erteleyemeyeceği duruma geldi.
burnunda kemik S biçiminde mi neymiş.
daha bebekken de bademcik ameliyatı, geniz eti aldırma falan geçirmişti ama,
bi de bu varmış demek.
e malumunuz annemler de antalyada.
kardişi de genel anestezi ile uyutup kesecekler.
o sebeple bugün yokum burda.
gidiym yanında durayım.
ameliyata girmeden önce "açmışken estetik de yapsınlar bari ehi ehi" diyerek,
ameliyattan sonra ayılırken de "olm burnun noolmuş la, abbooovv" diyerek dalga geçeyim.
doktor "biraz zor olur, sonradan kanama da olabilir falan demiş.
üç-beş gün refakatçi hemşire psikolojisinde olabilirim.
manyaktır, delidir, gıcıktır mıcıktır ama...
kardişin canı benim canım sayılır.
ay kıyamam valla.
öpeym hepinizi.
(pişt...genel anestezi diye arama yaparken tesadüfen gelen okuyucu. çık aradan, öpücük sana değil.)
7 Nisan 2009 Salı
6 Nisan 2009 Pazartesi
çerçey'e açık mektup
sevgili dobişim, tatlı kedişim çerçey,
bir haftadır evimizde 3 kafa, 8 ayak olarak yaşamamıza sebep pompik kızım,
biliyorsun ki annenlerin antalyaya gitmesi neticesinde piyango bizde kaldı, teşrif ettin hanemize.
annenler gelene kadar da bizim ev sınırları içersinde yaşayacaksın, artık anla bunu.
her sabah yataktan kalkış amacımız seni yaka paça yakalayıp, bağırta bağırta evden çıkartmak, arabaya atıp o ev senin, bu ev benim taşımak değil.
manyak mıyız biz!
sabahları işe gitmek için hazırlanıyoruz, senle hiiiiç alakası yok.
sahibinin dayağından pısmış, zavallı köle çocuk bakışıyla koltuk arkalarına saklanman, her sabah ama her sabah biz evden çıkana kadar kendini korumaya alman saçma, çok saçma. yapma bunu.
bir haftadır idrak edemedin mi hala salak kızım?
bir diğer mevzu bahis de, seher vakti öğünü alışkanlığın.
hadi ezanla birlik karnında hasıl olan acıkma da anlaşılabilir bişey diyelim ama, tabağında yemek varken bile bizi uyandırman, illa ve mutlak surette mutfağa gitmemiz yönünde ısrarcı olman şık bir davranış değil. ha, yemek yoktur anlarım. ama zaten tıka basa yemesen o göbek her adımda sallanıyor olmazdı be yavrucum. bi su iç, bi dolaş, bi tuvalete git, ne biliym hazır kalkmışken 2 rekat namaz kıl sevap kazan. hayrımıza dua et. zaman zaman masum olmayan hal ve hareketler içinde bulunduğun olsa da, nihayetinde kedisin. allah tarafından seviliyorsundur. belki kabul olur bi duan.
gelelim masum olmayan hareketler statüsünde değerlendireceğimiz, antre duvarında sallanan çiçeklerin misinalarına dadanma huyuna.
şekerim, o misinalara takılı çiçekler, yapraklar, tavandan aşağı sallansın da tüm duvara bi renk gelsin diye yapıldı annenler tarafından.
oturup, o misinaları kıtır kıtır kıtır yandan yandan kemirmek suretiyle kopartman gerçekten anlaşılır değil.
yerde kopmuş çiçek bulmak alışıldık oldu.
tavandan aşağı uzanan, koca perde diyim, kısaldı kısaldı...
kemirirken yakalanıp höyyttt pist falan denilince kaçıyor olman, yaptığın şeyin suç olduğunu biliyor olduğun anlamına geliyor.
hele hele,
biz kahvaltı ederken bize çaktırmadan koltukların kanepelerin arkasından sessizce, görünmeden geçip, istikameti antreye yöneltmen,
tam kapıya geldiğinde "çerçey!" denildiği anda hiiç istifini bozmadan, zaten geri dönecekmişsin gibi bir ifadeyle gerisin geri dönüp aynı koltukların arkasından kaybolman,
ve bunu defalarca aynı istikrarla tekrarlayıp, "geri dön" dendiğinde geri dönmen,
özellikle planlı programlı bir yok etme harekatına giriştiğin izlenimi vermekte.
bizi uyutmaya çalışıyorsun, yemez!
çerçey,
kızıyorum ama.
manyak mısın sen yaaaaa!!!!!
misina kemirmek ne demek yavrucum.
bi git!...
canım çerçeyim, balım, datlım,
her akşam sana masaj yapmaktan üşenmeyen sel kişisi,
aynı kararlılık ve sebatla bana masaj yapsa, sırt ağrılarım biterdi.
bi kıymetini bil gözünü sevdiğim.
kafanı uzatıp şap diye karşındakinin ağzına yapıştırman,
kafadan öptürme lütfu bahşemen nazarı dikkatimizden kaçmıyor, seviniyoruz.
ama,
misinaları kemirip, koltukları tırmalayıp, her yere tüy dökmenin karşılığında kafanı insanın ağzına toslayıp öptürmen yeterli bir bedel değil.
ha, bak lafı ağzımdan aldın, tüy dökme diyorum.
yavrucum ne yiyorsun da dokunuyor diycem ama yediğin de belli be kızım.
da,
o nasıl tüy dökmedir öyle.
burda kapının önünde yaşayıp giden sokak kedisi de kucağıma tırmanıyor zaman zaman.
kalkıyorum bakıyorum kucağımda sadece tozlu pati izleri.
tüy müy yok.
ama yavrucum, pompişim,
sen oturup kalkınca sıvama tüy oluyorum ben.
oturmayı geçtim, sürünüp geçiyorsun ya bazen yanımdan, hah işte senin süründüğün yer tüye sıvanıyor.
hasta mısın ki çocuuum?
taranmayı da sevmiyorsun.
birisi tavuklu mama tüy döküyor dediydi, haklı mıydı acaba?
e kırmızı etli bişey de yemiyorsun.
ciğerden midesi bulanan kedi mi olur len?
neyse neyse,
misafir sayılırsın daha.
fazla üstüne gelmiyim.
mektubumu ufak bir hatırlatma ve iyi niyet nişanesi olarak kabul et.
o misinaları da kemirme, bak geliyo terlik haa!!!!
pist!!!!
bir haftadır evimizde 3 kafa, 8 ayak olarak yaşamamıza sebep pompik kızım,
biliyorsun ki annenlerin antalyaya gitmesi neticesinde piyango bizde kaldı, teşrif ettin hanemize.
annenler gelene kadar da bizim ev sınırları içersinde yaşayacaksın, artık anla bunu.
her sabah yataktan kalkış amacımız seni yaka paça yakalayıp, bağırta bağırta evden çıkartmak, arabaya atıp o ev senin, bu ev benim taşımak değil.
manyak mıyız biz!
sabahları işe gitmek için hazırlanıyoruz, senle hiiiiç alakası yok.
sahibinin dayağından pısmış, zavallı köle çocuk bakışıyla koltuk arkalarına saklanman, her sabah ama her sabah biz evden çıkana kadar kendini korumaya alman saçma, çok saçma. yapma bunu.
bir haftadır idrak edemedin mi hala salak kızım?
bir diğer mevzu bahis de, seher vakti öğünü alışkanlığın.
hadi ezanla birlik karnında hasıl olan acıkma da anlaşılabilir bişey diyelim ama, tabağında yemek varken bile bizi uyandırman, illa ve mutlak surette mutfağa gitmemiz yönünde ısrarcı olman şık bir davranış değil. ha, yemek yoktur anlarım. ama zaten tıka basa yemesen o göbek her adımda sallanıyor olmazdı be yavrucum. bi su iç, bi dolaş, bi tuvalete git, ne biliym hazır kalkmışken 2 rekat namaz kıl sevap kazan. hayrımıza dua et. zaman zaman masum olmayan hal ve hareketler içinde bulunduğun olsa da, nihayetinde kedisin. allah tarafından seviliyorsundur. belki kabul olur bi duan.
gelelim masum olmayan hareketler statüsünde değerlendireceğimiz, antre duvarında sallanan çiçeklerin misinalarına dadanma huyuna.
şekerim, o misinalara takılı çiçekler, yapraklar, tavandan aşağı sallansın da tüm duvara bi renk gelsin diye yapıldı annenler tarafından.
oturup, o misinaları kıtır kıtır kıtır yandan yandan kemirmek suretiyle kopartman gerçekten anlaşılır değil.
yerde kopmuş çiçek bulmak alışıldık oldu.
tavandan aşağı uzanan, koca perde diyim, kısaldı kısaldı...
kemirirken yakalanıp höyyttt pist falan denilince kaçıyor olman, yaptığın şeyin suç olduğunu biliyor olduğun anlamına geliyor.
hele hele,
biz kahvaltı ederken bize çaktırmadan koltukların kanepelerin arkasından sessizce, görünmeden geçip, istikameti antreye yöneltmen,
tam kapıya geldiğinde "çerçey!" denildiği anda hiiç istifini bozmadan, zaten geri dönecekmişsin gibi bir ifadeyle gerisin geri dönüp aynı koltukların arkasından kaybolman,
ve bunu defalarca aynı istikrarla tekrarlayıp, "geri dön" dendiğinde geri dönmen,
özellikle planlı programlı bir yok etme harekatına giriştiğin izlenimi vermekte.
bizi uyutmaya çalışıyorsun, yemez!
çerçey,
kızıyorum ama.
manyak mısın sen yaaaaa!!!!!
misina kemirmek ne demek yavrucum.
bi git!...
canım çerçeyim, balım, datlım,
her akşam sana masaj yapmaktan üşenmeyen sel kişisi,
aynı kararlılık ve sebatla bana masaj yapsa, sırt ağrılarım biterdi.
bi kıymetini bil gözünü sevdiğim.
kafanı uzatıp şap diye karşındakinin ağzına yapıştırman,
kafadan öptürme lütfu bahşemen nazarı dikkatimizden kaçmıyor, seviniyoruz.
ama,
misinaları kemirip, koltukları tırmalayıp, her yere tüy dökmenin karşılığında kafanı insanın ağzına toslayıp öptürmen yeterli bir bedel değil.
ha, bak lafı ağzımdan aldın, tüy dökme diyorum.
yavrucum ne yiyorsun da dokunuyor diycem ama yediğin de belli be kızım.
da,
o nasıl tüy dökmedir öyle.
burda kapının önünde yaşayıp giden sokak kedisi de kucağıma tırmanıyor zaman zaman.
kalkıyorum bakıyorum kucağımda sadece tozlu pati izleri.
tüy müy yok.
ama yavrucum, pompişim,
sen oturup kalkınca sıvama tüy oluyorum ben.
oturmayı geçtim, sürünüp geçiyorsun ya bazen yanımdan, hah işte senin süründüğün yer tüye sıvanıyor.
hasta mısın ki çocuuum?
taranmayı da sevmiyorsun.
birisi tavuklu mama tüy döküyor dediydi, haklı mıydı acaba?
e kırmızı etli bişey de yemiyorsun.
ciğerden midesi bulanan kedi mi olur len?
neyse neyse,
misafir sayılırsın daha.
fazla üstüne gelmiyim.
mektubumu ufak bir hatırlatma ve iyi niyet nişanesi olarak kabul et.
o misinaları da kemirme, bak geliyo terlik haa!!!!
pist!!!!
3 Nisan 2009 Cuma
cuma karması
benden tarafta mutlu mesut bahar ışıltılı haber yok malesef.
mevcut sıkıntılarımız mevcudiyetini koruyor.
zaman zaman sinir, zaman zaman nefret, moralsizlik, umutsuzluk falan gibi yan etkileri var.
baş edemiyorum.
yok saymak geçici çözüm.
ama en azından bişeyler yazarken ya da okurken yok sayıyorum.
benden yana gülücüklü havadis yok madem, ordan burdan okuduklarımı "haber" kabul edin.
bunların nesi haber, ne kadar haber ayrı konu tabi.
ama onu tartışmayı bile istemiyor canım.,
1.zonguldak ereğli'de bir araç reflektör görevi görsün diye aracın arkasına bulduğu bir büyükbaş hayvan kafatasını koymuş. reflektörü yokmuş işte, ne yapsın. ne bulsa koyacaktı, şansına öküz başı mı ne denk gelmiş. haber mi bu!
2.bosnalı bi adam karısıyla ayrılıklarında sebep gördüğü kaynanasının evine tankla gidip yaylım ateşine tutmuş. 6 yıl ceza almış, sevinmiş. ben çıktığımda bu çoktan ölmüş olur diye. işt eallah kimini parayla sınıyor, kimini kaynana ile.
3.erdoğan lafını düzeltmiş, teğet dedikse etkilemeyecek demedik. bi ''sürtünme' olur tabi demiş. Sürtünme derken?
4.ünlü oyuncu glenn close ağzına 42 havuç sokabiliyormuş. aferim.
5. çikolata yiyenlerin matematik işlemlerini daha kolay yaptığı anlaşılmış. çikolata kendi kendine matematik işlemi yapıyor deseler de fark etmez. yiyecek adam yer, yemeyecek adam yemez. sinirlendirmeyin beni!
6.brad pitt angelina'ya benimle evlenmezsen ayrılırım senden demiş. allahın işi!
7.ali özgentürk'ün yengeç oyunu adlı filmindeki tüm oyuncular kadınmış. izleyicilerin cinsiyeti önemli bence.
8.sivas zara'da muhtar adayının biri hiç oy alamamış. meğer kendisi de yanlışlıkla rakibin adını kutuya atmışmış. e bu dikkatsiz, şapşal adamı muhtar seçmek isteyecek kim olurdu ki?
9.kaliforniya eyalet meclisi siyah renkli arabaları yasaklamayı düşünüyormuş. siyah renk daha fazla güneş ışığı emiyor diye küresel ısınmayı hızlandıyormuş. şehir içinde 5 km yolu koca koca ama beyaz jipleriyle giden züppeler kendisi çevreci ilan edecek demek ki yakında.
10.sufi olmak istiyorum!!!
mevcut sıkıntılarımız mevcudiyetini koruyor.
zaman zaman sinir, zaman zaman nefret, moralsizlik, umutsuzluk falan gibi yan etkileri var.
baş edemiyorum.
yok saymak geçici çözüm.
ama en azından bişeyler yazarken ya da okurken yok sayıyorum.
benden yana gülücüklü havadis yok madem, ordan burdan okuduklarımı "haber" kabul edin.
bunların nesi haber, ne kadar haber ayrı konu tabi.
ama onu tartışmayı bile istemiyor canım.,
1.zonguldak ereğli'de bir araç reflektör görevi görsün diye aracın arkasına bulduğu bir büyükbaş hayvan kafatasını koymuş. reflektörü yokmuş işte, ne yapsın. ne bulsa koyacaktı, şansına öküz başı mı ne denk gelmiş. haber mi bu!
2.bosnalı bi adam karısıyla ayrılıklarında sebep gördüğü kaynanasının evine tankla gidip yaylım ateşine tutmuş. 6 yıl ceza almış, sevinmiş. ben çıktığımda bu çoktan ölmüş olur diye. işt eallah kimini parayla sınıyor, kimini kaynana ile.
3.erdoğan lafını düzeltmiş, teğet dedikse etkilemeyecek demedik. bi ''sürtünme' olur tabi demiş. Sürtünme derken?
4.ünlü oyuncu glenn close ağzına 42 havuç sokabiliyormuş. aferim.
5. çikolata yiyenlerin matematik işlemlerini daha kolay yaptığı anlaşılmış. çikolata kendi kendine matematik işlemi yapıyor deseler de fark etmez. yiyecek adam yer, yemeyecek adam yemez. sinirlendirmeyin beni!
6.brad pitt angelina'ya benimle evlenmezsen ayrılırım senden demiş. allahın işi!
7.ali özgentürk'ün yengeç oyunu adlı filmindeki tüm oyuncular kadınmış. izleyicilerin cinsiyeti önemli bence.
8.sivas zara'da muhtar adayının biri hiç oy alamamış. meğer kendisi de yanlışlıkla rakibin adını kutuya atmışmış. e bu dikkatsiz, şapşal adamı muhtar seçmek isteyecek kim olurdu ki?
9.kaliforniya eyalet meclisi siyah renkli arabaları yasaklamayı düşünüyormuş. siyah renk daha fazla güneş ışığı emiyor diye küresel ısınmayı hızlandıyormuş. şehir içinde 5 km yolu koca koca ama beyaz jipleriyle giden züppeler kendisi çevreci ilan edecek demek ki yakında.
10.sufi olmak istiyorum!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)