17 Ekim 2011 Pazartesi

tavuk



seviyorum kendisini 8)
"haydi, haydi eller..." derken beraber karşılıklı göbek falan atarım.
solo albümünü alır mıyım bilmiyorum, zira mimiklerine hastayım en çok.
onları görmem lazım.
bana misafirliğe gelsin, yatıya kalsın 8)

14 Ekim 2011 Cuma

sürtünük

mousepad için TDK kurulu'fare çulu', 'fare minderi', 'fare kayıcı', 'fare şiltesi', 'sürtünük', 'tık atar altlığı'  gibi öneriler getirmiş ya,
hiç beğenmedim.
benim önerim
"kedi mıncırığı hayvanının sanal dünya kapısı paspası"

Türkçemize sahip çıkalım!
8)

11 Ekim 2011 Salı

müşkül

kitaplarım geldi, kitapyurdundan aldığım 5 kitap.
paketin içine bir de hazır türk kahvesi koymuşlar, keyif yap diyorlar 8)
ne yazık ki işteyim. 8(
haftasonu antalyadaydık, sadece 1 akşam yemeği, 2 sabah kahvaltısı.
olsun.
bu arada deniz kenarında çay içip, kitapfuarından da 2 kitap alacak fırsat da buldum zaten.
yeter.
şimdi
enfes bir hava var ankarada.
az evel kovadan boşalırcasına bir yağmur indi
şimdi güneş ve kara bulutlar ve gri bir havanın daha da belirgin hale getirdiği fosfor sarısı yapraklarla süslü ağaçlar var pencereden görünen manzara parçasında.
içeride yağmur kokusu, ferah, mis gibi.
okunmak için bekleyen 8 kitabım var.
(5+2 benim aldıklarım,  -1 anneme bıraktığım, +2 Fundamın aldıkları)
içilecek kahve, dizlere örtülecek battaniye de var evde
tek sorun ben evde değilim ve burada yapmam gereken işleri yapmak için zerre kadar motivasyonum yok
aklım öğlen okumaya başladığım kitapta
şu an burda "şirket yararına" iş yapmak o kadar zor geliyor ki bana.
mazeret izni denilen şeyden kullanmak için geçerli bir mazeret sayılmaz mı acaba havanın ve benim şu anki durumumuz?
hayır, evde kedi bile var!
o derece müşkül durumdayım şu an burada..

6 Ekim 2011 Perşembe

bişeyler falan

kitapyurdundan 5 kitap aldım, daha da çok alasım vardı da, bedava dağıtmıyorlar.
dün aldım öğlen.
e bunlar akşama kadar hazırlasalar, yarın da kargolasalar, cuma da elime geçer mi ki diye beklentideydim.
hafta sonu belki Antalya'da olabilirim de, gitmeden almak istemiştim.
peehh.. nerdeee.
5 kitaptan bir tanesinin yanında "temin edildi" yazıyor, diğer 4 tanesi "beklemede"
anlamıyorum ki neyi bekliyor.
anacım kitapçı değil misiniz siz?
yok mu bu kitaplar elinizde, nerden temin edeceksin ki?
bekletiyorlar beni!
sabırsızım
hayatta pek çok şey konusunda sabırsızken, her şeye geç kalıyor olmak nasıl bir ironi çözebilmiş değilim de...
yaşarkenki bunca tembelliğime karşı, yine de -fikren- aceleci ve sabırsızım.

bi de iki şey düşündüm, hazır şuraya yazıyorken onları da sorayım da, aklımda kalmasın:

soğanlar (kuru soğan evet, bildiğimiz, yemeğe falan doğradığımız soğan diyorum)
"kırmızı,beyaz ve sarı" diye mi ayrılırlar yoksa "acı ve tatlı" diye mi?
o da değilse "kuru ve taze" diye mi?

bi de insanları (genelde) ne oldukları ile yargılamadığımız kesin de
ne olmaya "özendikleri" ile mi yargılıyoruz acaba?
şuna özenenler kendi aralarında birlik, buna özenenler kendi aralarında birlik mi oluşturur.
"şu" olanlar ile "bu" olanlar da zaten başka yerdeler.
özenenler grubu özenmeyenlere burun kıvırırken,
sınıf atlayıp özendikleri şeye dahil olunca da özenenlere mi burun kıvırır?

son olarak da barışmanço ne şahane bi adamdı değil mi?
keşke yaşasaydı da nilkaraibrahimgil ile düet yapsalardı.

öpmemiştim şu vakte kadar.
şimdi öper giderim.

5 Ekim 2011 Çarşamba

hominipufiditumba

bu psikolojide olmak istiyorum ben:

"oturalım arkadaşlar
dinlenelim artık biraz
esneyelim uzun uzun
ne manasız şey çalışmak
hayat hoş gerisi boş
haydi yeşil kırlara koş
sana ne dünya halinden
sen az kudur habire coş
homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak
konuşalım arkadaşlar
mangalda kül kalmasın
atalım tutalım biraz
ya yutarlar ya yutarsın
sallayalım arkadaşlar
ki duyanlar şaşakalsın
yalandan kim ölmüş sanki
mevlam seni çayıra salsın

homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak"

4 Ekim 2011 Salı

İBİAKs

İsimBulamadığımİçinAdsızKalan....lar.

yok, evet. henüz kedinin bi adı yok
3 hafta oldu, iyice yüz göz olduk
ama kedi, hişt, kız, pisi vs. şeklinde çağırıyorum kendisini.
ha, kendisinin de pek umrunda değil zaten.
söylenen, önerilen her isim "aa.. çok iyi, olabilir bu!" gibi geliyor.
ama olmuyor.
bir sınır var, oraya kadar geliyor, geliyor....
çizgiyi geçip kabul ettiremiyor kendini hiç bir kelime.
kaldı hayvan adsız.

kendime yeni bir isim arıyorum.
kediye bulamayan "kendiye" hiç bulmazmış, öğrendim.
kendime de isim bulamıyorum elbet.
sıkıldım.
burdan yani, taşınmak istiyorum.
başka bir yere, başka bir isimle, başka başka başka....
vallahi, isim bulamadığım için gidemiyorum.
isim bulamadığım için!
yazıcam, yazamıyorum.
bura tozlu, temizlemek istemiyorum.
gidecek adres bulamıyorum
bulamadıklarım, yapamadıklarım içimde biriktikçe, içim de toz toprak halinde sıkış tepiş sanki.
"uyuz" koyasım var, kendime ayıp olsun istemiyorum.

böyle.

şimdi yazının  "güzelllikler" kısmı:
- çok güzel mavi bir kelebek gördüm öğlen, nefisti.
- burdaki kedi aç kalmış, arabaya koymak üzere epey mama almıştım hafta sonu mama indirimden yararlanıp. ona yaradı. çıldırmış gibi mamaya dalışı çok hoştu.
- şirkette şahsıma hayran bir oğlan çocuğu var. 20'lerdedir yaşı, zaten şirketin yaş ortalaması 26-27 herhalde. bu çocukceğizin de yuvarlak gözleri beni her gördüğünde parlıyor, her karşılaşmamızda bir selamlaşma, bir ufak kelime, bir gülümseme, bi bişey.. sevimli de bi çocuk allahı var ama.. "ay hiç bana sarma ablam sen!" diye ikaz edesim geliyor. cidden pek tatlı bişey, muzurluğuma gelecek, çelicem aklını, o olacak.
- hâlâ açık ayakkabı giymekte ısrar ettiğim için, bu öğlen çok memnun oldum, sıcak yahu!!!
- çay iyi demlenmiş, güzel.

öptüm müydü?

29 Eylül 2011 Perşembe

ektipüktü

karıncaya kıymet vere vere eşek kadar olduk
bi baktık hayatı ağustos böceği yaşıyormuş.
8(

kafamın içi karmançorman.
hoş, dışı da öyle ya...

çocukluğumuzda ağustos böceği ve karınca hikayesiyle büyümedik mi biz?
 "sonrasını düşünerek hareket et, elindeki imkanlar baki değil, bugünün yarını da var" demedi mi o hikaye bize?
sonra moda felsefeler sardı etrafımızı, yeni felsefeler:
"yarının garantisi yok ki, tek gerçek şu an, anı yaşa, elindekinin tadını çıkart!" diyip duruyor.

kötüyü düşünüp hazırlık olma mantığı demode oldu
"kötüyü aklına bile getirme! çağırma. herşey güllük, her yer gülistan" oldu çıktı.

kafam karmançorman
zaten içime gelip yerleşmiş, ne yapsam eleştiren, faydasız, asalak, benden beslenen bi şey var.
kovamıyorum, kaçamıyorum...

ay imdat!