6 Ekim 2011 Perşembe

bişeyler falan

kitapyurdundan 5 kitap aldım, daha da çok alasım vardı da, bedava dağıtmıyorlar.
dün aldım öğlen.
e bunlar akşama kadar hazırlasalar, yarın da kargolasalar, cuma da elime geçer mi ki diye beklentideydim.
hafta sonu belki Antalya'da olabilirim de, gitmeden almak istemiştim.
peehh.. nerdeee.
5 kitaptan bir tanesinin yanında "temin edildi" yazıyor, diğer 4 tanesi "beklemede"
anlamıyorum ki neyi bekliyor.
anacım kitapçı değil misiniz siz?
yok mu bu kitaplar elinizde, nerden temin edeceksin ki?
bekletiyorlar beni!
sabırsızım
hayatta pek çok şey konusunda sabırsızken, her şeye geç kalıyor olmak nasıl bir ironi çözebilmiş değilim de...
yaşarkenki bunca tembelliğime karşı, yine de -fikren- aceleci ve sabırsızım.

bi de iki şey düşündüm, hazır şuraya yazıyorken onları da sorayım da, aklımda kalmasın:

soğanlar (kuru soğan evet, bildiğimiz, yemeğe falan doğradığımız soğan diyorum)
"kırmızı,beyaz ve sarı" diye mi ayrılırlar yoksa "acı ve tatlı" diye mi?
o da değilse "kuru ve taze" diye mi?

bi de insanları (genelde) ne oldukları ile yargılamadığımız kesin de
ne olmaya "özendikleri" ile mi yargılıyoruz acaba?
şuna özenenler kendi aralarında birlik, buna özenenler kendi aralarında birlik mi oluşturur.
"şu" olanlar ile "bu" olanlar da zaten başka yerdeler.
özenenler grubu özenmeyenlere burun kıvırırken,
sınıf atlayıp özendikleri şeye dahil olunca da özenenlere mi burun kıvırır?

son olarak da barışmanço ne şahane bi adamdı değil mi?
keşke yaşasaydı da nilkaraibrahimgil ile düet yapsalardı.

öpmemiştim şu vakte kadar.
şimdi öper giderim.

5 Ekim 2011 Çarşamba

hominipufiditumba

bu psikolojide olmak istiyorum ben:

"oturalım arkadaşlar
dinlenelim artık biraz
esneyelim uzun uzun
ne manasız şey çalışmak
hayat hoş gerisi boş
haydi yeşil kırlara koş
sana ne dünya halinden
sen az kudur habire coş
homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak
konuşalım arkadaşlar
mangalda kül kalmasın
atalım tutalım biraz
ya yutarlar ya yutarsın
sallayalım arkadaşlar
ki duyanlar şaşakalsın
yalandan kim ölmüş sanki
mevlam seni çayıra salsın

homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak"

4 Ekim 2011 Salı

İBİAKs

İsimBulamadığımİçinAdsızKalan....lar.

yok, evet. henüz kedinin bi adı yok
3 hafta oldu, iyice yüz göz olduk
ama kedi, hişt, kız, pisi vs. şeklinde çağırıyorum kendisini.
ha, kendisinin de pek umrunda değil zaten.
söylenen, önerilen her isim "aa.. çok iyi, olabilir bu!" gibi geliyor.
ama olmuyor.
bir sınır var, oraya kadar geliyor, geliyor....
çizgiyi geçip kabul ettiremiyor kendini hiç bir kelime.
kaldı hayvan adsız.

kendime yeni bir isim arıyorum.
kediye bulamayan "kendiye" hiç bulmazmış, öğrendim.
kendime de isim bulamıyorum elbet.
sıkıldım.
burdan yani, taşınmak istiyorum.
başka bir yere, başka bir isimle, başka başka başka....
vallahi, isim bulamadığım için gidemiyorum.
isim bulamadığım için!
yazıcam, yazamıyorum.
bura tozlu, temizlemek istemiyorum.
gidecek adres bulamıyorum
bulamadıklarım, yapamadıklarım içimde biriktikçe, içim de toz toprak halinde sıkış tepiş sanki.
"uyuz" koyasım var, kendime ayıp olsun istemiyorum.

böyle.

şimdi yazının  "güzelllikler" kısmı:
- çok güzel mavi bir kelebek gördüm öğlen, nefisti.
- burdaki kedi aç kalmış, arabaya koymak üzere epey mama almıştım hafta sonu mama indirimden yararlanıp. ona yaradı. çıldırmış gibi mamaya dalışı çok hoştu.
- şirkette şahsıma hayran bir oğlan çocuğu var. 20'lerdedir yaşı, zaten şirketin yaş ortalaması 26-27 herhalde. bu çocukceğizin de yuvarlak gözleri beni her gördüğünde parlıyor, her karşılaşmamızda bir selamlaşma, bir ufak kelime, bir gülümseme, bi bişey.. sevimli de bi çocuk allahı var ama.. "ay hiç bana sarma ablam sen!" diye ikaz edesim geliyor. cidden pek tatlı bişey, muzurluğuma gelecek, çelicem aklını, o olacak.
- hâlâ açık ayakkabı giymekte ısrar ettiğim için, bu öğlen çok memnun oldum, sıcak yahu!!!
- çay iyi demlenmiş, güzel.

öptüm müydü?

29 Eylül 2011 Perşembe

ektipüktü

karıncaya kıymet vere vere eşek kadar olduk
bi baktık hayatı ağustos böceği yaşıyormuş.
8(

kafamın içi karmançorman.
hoş, dışı da öyle ya...

çocukluğumuzda ağustos böceği ve karınca hikayesiyle büyümedik mi biz?
 "sonrasını düşünerek hareket et, elindeki imkanlar baki değil, bugünün yarını da var" demedi mi o hikaye bize?
sonra moda felsefeler sardı etrafımızı, yeni felsefeler:
"yarının garantisi yok ki, tek gerçek şu an, anı yaşa, elindekinin tadını çıkart!" diyip duruyor.

kötüyü düşünüp hazırlık olma mantığı demode oldu
"kötüyü aklına bile getirme! çağırma. herşey güllük, her yer gülistan" oldu çıktı.

kafam karmançorman
zaten içime gelip yerleşmiş, ne yapsam eleştiren, faydasız, asalak, benden beslenen bi şey var.
kovamıyorum, kaçamıyorum...

ay imdat!

28 Eylül 2011 Çarşamba

ben saklambaç, nasıl sarışın(ımsı) oldum

hikaye uzun da..
(şnorkelli kuaförden, evdeki röfle setine, ananemin kalan sarı boyalarından, annemin kalan kızıl boyalarına uzanan...)
dolfinim son gördüğümde kıvırcık ve kızıldı diyince, hafızada görüntüyü güncelliyim dedim.
normal bir kadın gibi kuaför kültürüm olmadığından, sonuçlar da bi tuhaf oluyor.
fekat neticede 4 aşamalı boyabadana işlemi sonunda elalem içine çıkılır bir durum oldu bence.
biraz kızıl, biraz sarı...
kaldı ki ben "hafif dağınık bir su dalgası olsun" niyetiyle kooföre gidip 80'ler permasıyla mehtapar'a dönüşmüş bir kişiyim, öyle bile yaşadım. bu rengarenk hâle kurban olurum onun yanında.
buyur dolfinim: kafamın yeni hâli senin için geliyor 8)

27 Eylül 2011 Salı

kedimedi

değişenler:
evde kedi var.
saçımda sarı.

değişmeyenler:
geri kalan herşey.

kısaca durum bu.

aha kedi de bu:

 

29 Temmuz 2011 Cuma

komik köpek

akşam.
saat 8 civarı.
hava hala sıcak, ev daha sıcak
balkondan dışarı bakıyorum.
çöplerin konulduğu yerde dolaşan bir köpekcik.
aslında köpek.
ama içimde bir "yazıııık" duygusu olduğu için -cik diye ekledim.
çok sıcak, bunalmış olduğu muhakkak.
yolun diğer tarafında, bir dondurma kabına koyduğum su duruyor ama köpek o tarafa ilerlemiyor.
susamıştır diyorum, su indirsek...
balkonda bir plastik kap buluyorum, kocaman.
onu alıyorum.
daha önce koyduğum kap atılmıştı.
bir kağıda kocaman harflerle "ATMAYIN" yazıp koli bandı ile bantlıyorum kabın üstüne.
sel geliyor, ne yapacaksın diye soruyor.
köpek var diyorum, su indiricem.
ben indiririm diyor.
ben de yine balkona çıkıyorum orda mı diye bakmak için.
tam o sıra bir araba dönüyor o tarafa
-hay allah, korkup kaçmasa diyorum
çünkü tedirgin birkaç adım atıyor köpek.
araba geçip gitsin diye beklerken, tam da köpeğin önünde duruyor.
telefonla konuşmaya devam eden bir adam iniyor arabadan.
elinde bi küçük pet şişe su.
çöpün civarına, etrafa bakıyor,
köpeği ürkütmeden davranıyor.
bir şey bulamayınca arabasının bagajını açıyor.
ben içeri girip sel'e bakıyorum.
kovayı doldurmuş, bir pet şişeye de su doldurmuş, aşağı iniyor.
tam kapıyı kapatıyorum ki kapı çalıyor aşağıdan
bize de su gelmiş 8)
boş damacanayı kapı önüne koyuyorum, sucu geliyor, parasını veriyorum.
tekrar balkona koşuyorum bakmak için.
araba gitmiş, köpek orda.
o adam, yanından geçerken köpeği görüp arabayı durdurup inen o iyi adam,
arabasından bir poşet bulup, onu yere yayıp, elindeki suyu poşetin üstüne dökmüş köpek içsin diye.
çok mutlu oluyorum.
adamı bulup teşekkür etmek istiyorum
iyi insanlar var diye düşünmek
hayvanları umursayan insanlar var etrafta diye düşünmek iyi geliyor
seviniyorum
sel inmiş.
kocaman, su dolu kabı koyuyor köpeğin önüne,
birşeyler söylüyor, çağırıyor biraz uzaklaşmış olan köpeği.
ayrılıyor ordan.
ben balkondan izlemeye devam ediyorum.
sel gidince köpek yaklaşıyor suya.
önce bol bol içiyor
o içtikçe ben rahatlıyorum.
su bol. gece boyu ordan geçen köpek çetesinin tüm elemanlarına yeter.
derken bizimki (sel değil, köpek) 8)
ellerini sokuyor kovaya
patileri..
yarısına kadar suya sokuyor.
çok komik.
serinlemek istiyor herhalde.
suyu biraz dışarı döküyor, kendine doğru.
hani neredeyse yüzüne su çarpacak.
sonra biraz daha içiyor.
sonra...
sonra ağzıyla kovayı kenarından tutup komple boşaltıyor yere.
tamamen.
ve kovayı götürüp ilerdeki çöp yığınına bırakıyor.
atıyor oraya 8)))
sonra da yürüyüp gidiyor.

hahahahahaaah 8))))
öyle komik ki.
öyle anlamsız ki.

sel kapıyı çalıyor, ben gülüyorum.
tüm bunlar sel geri gelene kadar olmuş.
seeeel, su döküldü! diyorum.
nası! diyor.
köpek içti içti, sonra elini kolunu yıkadı
işi bitince de bulaşık yıkadığı suyu boşaltıp, kabı kaldıran kadın gibi
kabı boşalttı, götürüp çöpe attı 8)))

köpeğe bunu neden yaptığını sormak için dayanılmaz bir istek duyuyorum ama imkansız.
çaresiz,
yapılacak tek şeyi yapıp
yeniden su indiriyoruz aşağı.
8)