27 Eylül 2011 Salı

kedimedi

değişenler:
evde kedi var.
saçımda sarı.

değişmeyenler:
geri kalan herşey.

kısaca durum bu.

aha kedi de bu:

 

29 Temmuz 2011 Cuma

komik köpek

akşam.
saat 8 civarı.
hava hala sıcak, ev daha sıcak
balkondan dışarı bakıyorum.
çöplerin konulduğu yerde dolaşan bir köpekcik.
aslında köpek.
ama içimde bir "yazıııık" duygusu olduğu için -cik diye ekledim.
çok sıcak, bunalmış olduğu muhakkak.
yolun diğer tarafında, bir dondurma kabına koyduğum su duruyor ama köpek o tarafa ilerlemiyor.
susamıştır diyorum, su indirsek...
balkonda bir plastik kap buluyorum, kocaman.
onu alıyorum.
daha önce koyduğum kap atılmıştı.
bir kağıda kocaman harflerle "ATMAYIN" yazıp koli bandı ile bantlıyorum kabın üstüne.
sel geliyor, ne yapacaksın diye soruyor.
köpek var diyorum, su indiricem.
ben indiririm diyor.
ben de yine balkona çıkıyorum orda mı diye bakmak için.
tam o sıra bir araba dönüyor o tarafa
-hay allah, korkup kaçmasa diyorum
çünkü tedirgin birkaç adım atıyor köpek.
araba geçip gitsin diye beklerken, tam da köpeğin önünde duruyor.
telefonla konuşmaya devam eden bir adam iniyor arabadan.
elinde bi küçük pet şişe su.
çöpün civarına, etrafa bakıyor,
köpeği ürkütmeden davranıyor.
bir şey bulamayınca arabasının bagajını açıyor.
ben içeri girip sel'e bakıyorum.
kovayı doldurmuş, bir pet şişeye de su doldurmuş, aşağı iniyor.
tam kapıyı kapatıyorum ki kapı çalıyor aşağıdan
bize de su gelmiş 8)
boş damacanayı kapı önüne koyuyorum, sucu geliyor, parasını veriyorum.
tekrar balkona koşuyorum bakmak için.
araba gitmiş, köpek orda.
o adam, yanından geçerken köpeği görüp arabayı durdurup inen o iyi adam,
arabasından bir poşet bulup, onu yere yayıp, elindeki suyu poşetin üstüne dökmüş köpek içsin diye.
çok mutlu oluyorum.
adamı bulup teşekkür etmek istiyorum
iyi insanlar var diye düşünmek
hayvanları umursayan insanlar var etrafta diye düşünmek iyi geliyor
seviniyorum
sel inmiş.
kocaman, su dolu kabı koyuyor köpeğin önüne,
birşeyler söylüyor, çağırıyor biraz uzaklaşmış olan köpeği.
ayrılıyor ordan.
ben balkondan izlemeye devam ediyorum.
sel gidince köpek yaklaşıyor suya.
önce bol bol içiyor
o içtikçe ben rahatlıyorum.
su bol. gece boyu ordan geçen köpek çetesinin tüm elemanlarına yeter.
derken bizimki (sel değil, köpek) 8)
ellerini sokuyor kovaya
patileri..
yarısına kadar suya sokuyor.
çok komik.
serinlemek istiyor herhalde.
suyu biraz dışarı döküyor, kendine doğru.
hani neredeyse yüzüne su çarpacak.
sonra biraz daha içiyor.
sonra...
sonra ağzıyla kovayı kenarından tutup komple boşaltıyor yere.
tamamen.
ve kovayı götürüp ilerdeki çöp yığınına bırakıyor.
atıyor oraya 8)))
sonra da yürüyüp gidiyor.

hahahahahaaah 8))))
öyle komik ki.
öyle anlamsız ki.

sel kapıyı çalıyor, ben gülüyorum.
tüm bunlar sel geri gelene kadar olmuş.
seeeel, su döküldü! diyorum.
nası! diyor.
köpek içti içti, sonra elini kolunu yıkadı
işi bitince de bulaşık yıkadığı suyu boşaltıp, kabı kaldıran kadın gibi
kabı boşalttı, götürüp çöpe attı 8)))

köpeğe bunu neden yaptığını sormak için dayanılmaz bir istek duyuyorum ama imkansız.
çaresiz,
yapılacak tek şeyi yapıp
yeniden su indiriyoruz aşağı.
8)

22 Temmuz 2011 Cuma

iyi oldu bu.

müjdeler olsun nur topu gibi bi ekonomik kriz kapımızdaymış ya hani.
yetkili ağzılardan da "paranızı dikkatli harcayın" uyarısı geldi.
gerçi bu uyarının muhattabı kim ondan emin olamadım.
e bizde para yok ki harcayacak!
"parası olana diyor zaar" dedimse de, içimde bi huzursuzluk oldu yine de.
tam da kitapyurdu sepetim dolmuştu.
alıverecektim seçerek biriktirdiğim kitapları.
durdum.
allahın bildiğini sizden mi saklıycam,
sepetten, korsankitaptezgahlarındabulunabilecekolan kitapları çıkarttım.
ordan (ç)alıcam onları.
biraz utanıyorum evet.
ama o kadar da değil galiba.
aramızda bir hocaefendi olsaydı sorardım lakin:
"hocaefendi. alacağım bazı kitapların orijinalleri yerine korsanlarını almak suretiyle artırdığım para ile kozmetik alsam caiz midir?"

hayır zaten sıcak.
öpsem mi ki bi?
("mi ki bi" ne komik durmadı mı?)

15 Temmuz 2011 Cuma

pff.

18 Nisan 2011 Pazartesi

not

bir dönem sona erdi peh! "benim hiç diş dolgum yok daha, 40 yaşıma ağzımda tek dolgu olmadan giricem" hikayesi de son buldu böylece. geçen çarşamda akşamı saat 21.15'de işim çürüdü. valla. önce yoktu bişey. bi anda aa bi baktım sol üst dişimde bi delik. 8( içten mi çürüdü de bi anda dışı mı kırıldı da ne oldu anlamadım ama bir anda, bir anda bi çürüğüm oldu. ağrı sızı falan da yoktu ama... cumartesi mecburen dişçiye gittim. ve mecburen dolgu yaptırdım. bunu da buraya not düşmüş olayım kişisel tarihim bakımından. öbür not: aile terapistliği konusunda yardıma ihtiyacı olan varsa, bana başvursun. kelim, kendime merhemim yok, her yerim sökülse dikecek becerim yok lakin 7/24 evlilik danışmanlığı tecrübem git gide artıyor. hayırlısı! bi de bi not daha: kitap yurdundan kitap almanın en sevdiğim yanı, kargo hareketleri ve dağıtım aracı takibi. benim kitaplar dağıtılmak üzere yola çıkmış, haritadan an be an nerde olduklarını görebiliyorum. kampüs içine girdi dağıtım aracı. 1 saate güvenlik beni arar herhalde saklambaç hanım kargonuz geldi diye. mücevher bekler gibi sabırsızlıkla bekliyorum ki tadına doyum olmuyor. du bi daha bakayım haritaya, araba hangi yola girmiş 8)******************************************************************************* niye alt satıra geçemiyo bu yazdıklarım yaa... böyle deli gibi her şey yanyana..püüüfff....

7 Nisan 2011 Perşembe

uyku

gitgide gençleşiyor olmalıyım başka bir sebebi olmaz herhalde. uyku diyorum. insan yaşlandıkça uyku ihtiyacı azalırmış. benimki gün günden artıyor. bu ay daha da fazla. en az 8 saat uyuyorum ama tekrar yatma saati gelene kadar hiç uykum geçmiyor. her an yatıp uyuyabilecek bir kıvamdayım. azalmak şöyle dursun, mütemadiyen artan bir uyku ihtiyacı. esneme-ki oksijen azlığı falan değil derdim- gözlerin kapanması, halsizlik, sırt ağrısı.... olsa olsa gençleşiyorumdur. altında başka bişey aramaya gerek yok dimi. 8(

4 Mart 2011 Cuma

arıza

güneşi özledim
öğlen çıkıp tenha bir yerde, güneş altında bir banka attım kendimi.
üstümdeki pofur kabanı çıkartacak kadar sıcak değil hava ama güneş yüzümü ısıtıyor.
gözlerimi kapatsam ve uyusam istiyorum.
aklımdan cümleler geçsin, onların bir çıktısını alayım. (nasıl? şimdi teknik kısmını düşünmek, ona bir cevap bulup, hayale kaldığım yerden devam etmek dürtüsü var içimde ama yapmıycam. yaptığım her şeyi mantıklı, akıl sınırları içinde, doğru ve kabul edilebilir yapmak çabasından yorgunum. hayallerimi bile kontrol altına almak, önce, nasıl sorusuna cevap verip tüm gerçekçi şartları sağladıktan sonra devam etmekten de bıktım)
kalemle, kağıtla, klavyeyle, tuşla uğraşmıyım, kapalı gözlerimin ardında, siyah zemin üzerinde akıp geçen cümleler somuta dökülsün istiyorum.
aklımdan geçenler bir sürü kağıt olarak yanımda birikirken, bir rüzgar essin, dağılsın kağıtlar. umursamıyım, koşmaya, toplamaya çalışmıyım. dağılsın gitsin istiyorum.
sonra, "pardon" desin biri. isteksizce gözlerimi açayım. karşımda biri sıcacık gülüşü, iri gözleri...
-bu sizin aklınızdan mı uçtu?
-evet, sanırım.
-birileri basmasın, kirletmesin diye aldım yerden. hem özel bir şeye benziyor. kaybolmasın.
azarlıyım onu:
-ama olmaz ki! hepsini dağıtmaya, kendimi sağmaya çalışıyorum ben burda. lütfen uzak bir yere atar mısınız onu.
elindeki kağıdı atmadan otursun yanıma istiyorum. "peki" desin ve yırtıp küçük parçalar haline getirdiği kağıdı atsın ağzına. çiğnesin, yutsun.
-tamam bende kalsın o halde. böylece kimse almaz, bozmaz bunu.
ukala bir bakış atıp kapatayım gözlerimi.
düşünce fonum kırmızımsı, sarımsı, turuncumsu bir renge dönüşmüş. yüzüm sıcak, güneş gözlerimde. uykum da var.
yakındaki bir ağacın üstünde kendinden büyük ses çıkartan bir serçe şakıyor şimdi.
gözümü açıyorum ama göremiyorum.
ben serçeyi duyana kadar serçe gitmiş midir?
ses dalgalarının yayılma hızı... diye geçiyor aklımdan saçma bir şekilde.
aramızda hava var. kuşla ikimiz bir katının içine hapsolmuş olsaydık, daha çabuk duyardım. o da olmadı, ikimizde su içinde olsaydık, yine de havadan hızlı biçimde yayılırdı ses.
kuşla ikimizi bir demir blok içinde yaşatabilmişken, kuş suda nasıl ötecek diye düşünmüyorum.
düşünmediğimi söylediğim şeyi aslında düşünmüş olduğumu fark etmek bile sıkıcı. çözüm üret diyen mantık bölgemi, üstünde "dikkat, hayal taşır!" yazan bir kamyondan boşaltılacak bir ton kum döküp susturmak istiyorum.
etrafım aklımdan geçenlerin döküldüğü kağıtlarla dolu. bozulmuş delirmiş bir faks makinesi gibi çalışıyor. fişten çekiyorum, kağıtlar durmuyor.
yazı resmi: