18 Haziran 2010 Cuma

yepisyeni ankaralogosu


malum.
ankaranın yeni logosu görücüye çıktı.

şekil1: yeni ankara logosu
(bu laf bi anda nasıl saçma geldi anlatamam. olmuş bitmiş iş, görücüsü mü kalmış. gördük beğenmedik diyelim şekerimizi alıp kalkıcaz mı? görücüymüş. laf!)
kedi komuşlar.
hem siyahını hem beyazını yapmışlar.
hoş ankara kedisi siyah olmaz ama, olsun varsın.
gözleri de renkli yapmışlar, amenna.
tüyleri uzun mu değil mi artık onu göremiyoruz, logo kafayı temsil eden bi yuvarlaktan ibaret.
kulak-kaş bile koymamışlar.
neyse artık.
koymadıklarına değil de, koyduklarına takıldım biraz.
kedi hayvanına hayran olan, herhangi bi kedinin herhangi bir yerini hiç çekinmeden öpüp mıncıklayacak kadar bu yaratıklara meftun olan biri olarak-e bi de ankaralıyız tabi- itirazımı dile getirmek istedim.
şimdi buradan basın aracılığıyla huzurlarınızda sayın belediye logocularına sesleniyorum:
öhöm...
sayın belediye logocuları;
kedi gözü öyledir evet ama kedi ağzı öyle olmaz kardeşim.
kırmızı dudak çizeydiniz bari, bu ne la!
kedi dediğin şeyin bıyığı vardır.
kadın erkek çoluk çocuk fark etmez, hepsi bıyıklıdır bu mahlukatın.
bak sakallı olsa da onu koymasan anlıyım, hadi belediye resmî yer, sakal olmaz dedin diyeyim.
ama bıyık yahu!
senin belediyenin olmazolasıca başkanında bile var bıyık.
kediden niye kestiniz?
ayıp!
allah bilir bu logo için bi dünya da para almışınızdır.
şimdi iki bıyık çizmeye de para istersiniz siz.
içim elvermez, belediyemin parası cebinde kalsın.
ben kendi elcağızımla düzelttim sizin logoyu.
ekstradan bi de kuyruk koydum, hadi iyisiniz.
para mara da istemiyorum ha.
maksat kedi hakları yenmesin.
hadi öperim
saygılarımla
imza:
saklambaç


şekil 2: bizzat düzenlediğim en yeni ankara logosu

17 Haziran 2010 Perşembe

müşkül durumlar

* aşırı bi uykum var. şu an bilgisayar başında ve dahi işimin başında çalışıyor görüntüsünde olsam da "bir kısmım" uyudu. arkadaşa "ekmek arası nescafe mi yapsam ne yapsam" diye mail attım, güldü. oysaki ekmek arası olmasa bile en azından 2 kaşık yesem mi diye düşünmüştüm. sek!

* aman bu çok moda şimdi diye ne zamandır kaçıp durduğum bi kitabı aldım neden sonra. almaz olaydım. içimi nasıl bir kararttı, ruhumu sıkıştırdı, nefesimi daralttı anlatamam. bi yandan da merak ediyorum. öğlen okudum yetmedi tabi. daha da beter yerde kaldım. şimdi kitap masamın üstünde bana azap veriyor. çaktırmadan kucağıma mı koysam, bluzun altına sokup tuvalete mi götürsem de okusam bilemiyorum.

*kardiş aradı, onunla konuşurken bahçeye çıktım. ağaç altında durdum. üstüme böcük mü yağdı, ağaçtan bit pire sinek mi düştü bilmiyorum ama bi kaşıntı geldi üstüme. saçımı başımı dağıtıp, elimi yüzümü yıkayıp, üstümü başımı soyunmak istiyorum.

*bilgisayarın açılış şifresinin süresi dolmuş, "değiştirmek için son 14 gün"den başladı her açılışta geri saydı garibim. her seferinde "taaam taaam sonra değiştirecin" dedim geçtim. şimdi bugün illa mutlaka değiştirmem gerekiyor. biliyorum çok saçma, salakça ama dert oluyor üstüme. yeni şifre ne koyucam ben yaa.. her gün daha işe gelir gelmez bismillah yazdığım bişey. sevimli pozitif bişey olması lazım kanaatindeyim. sonra olur da biri ben yokken bişeye ihtiyaç duyar da açmak için arayıp şifre soracak olursa da rezil olmadan söyleyebileceğim bişey olması lazım. ay ne yapayım ben şifreyi. üf.

*yazacak başka madde bulamadım. gelmedi aklıma. bu da müşkül durum sayılır mı 8)

16 Haziran 2010 Çarşamba

bizzat tecrübe ettim ve sonuç!

şu aşağıdaki mevzu ile ilgili olarak bi deneysel çalışma yapayım dedim.
(evet şu an işim yok ve evet çok sıkılıyorum)
görev şu:
sel aranacak, elden geldiğince çocuksu konuşulacak, tepki ölçülecek.

nasıl konuşacağım ile ilgili önce kendi kendime 3-5 cümle sarfettim.
alıştırma babından.
pek de beceremedim galiba
şimdi açık konuşayım o da bi beceriymiş.
sadece sesini inceltmeye, küçültmeye çalışmakla, r yerine y kullanmakla etkili sonuç alınamıyormuş.
pes etmedim.
artık olduğu kadar olsun dedim, elime telefonu aldım dışarı çıktım.
birinin beni duyamayacağı kadar uzaklaştım sosyal alandan ki ele güne rezil olmayayım.

zıırr..
-efendim?
-kociişş..
-?!!.. efendim canım?
-müsaitmisin? (ilk fire. müsait misin sorusu kafası bişeye basmayan bebek kadınlar için uygun bir soru değil ki.. oysa önceden o telefonu açar açmaz en cıvık sesimle, müsait olup olmadığına bakmaksızın yılışık biçimde "yaapooşuunn?" demeyi hesaplamıştım.)
-müsaitim, söyle?
-eee.... akşam beni çarşıya götürsene? gözlük alıcam. (buyur! oldu mu bu şimdi. birincisi götür dedim, götüy demedim, ikincisi "gözlük alıcam" ne demek, göşlük aaşana bana, göslük âl kayıcığına falan demeliydim)
-tamam gideriz.
-eeee.. (burada çocukça bi tonlamayla bişeyler söylemek için zaman kazanmaya çalışıyorum ama aklıma hiçbişey gelmiyor) gidelim tamam mıııı?

ve sel'in beni hayalkırıklığına uğratan cevabı geliyor?
-sen ağlıyor musun?
!!!!

bana "sen ağlıyor musun" dedi yaa!!
bi mana veremediği salak konuşmama bakıp ağlıyor musun! diye sordu!

pes!
-e yok. yarım nezle oldum da ondan, dedim. sol tarafım nezle.
gerçekten de sürekli olarak hapşuracakmış da hapşuramamış bir hissiyat içindeyim.
sol tarafım nezle, sağ tarafta tık yok.
yapmaya çalıştığım tuhaf konuşma vurgusu, bu yarım nezle halimle de birleşince demek ki hastalıklıyım izlenimi oluşturdu adamda!
-ee tamam o zaman, hadi görüşürüz.
-görüşürüz.

budur yani.
"alışmadık kıçta don durmaz" derler bir laf vardır hani.
durumum aynen bu.
8)

15 Haziran 2010 Salı

yeden ayamadın kocacik?

mermerleri döve döve, tokatlaya tokatlaya yıllarca çalışan, elleri fırıncı küreği gibi olan tokatçılar varmış ya Osmanlıda.
bildiniz mi?
hah işte onlar tarafından şöyle kaba etlerine doğru sağlam bir tokadı hak ediyor bunlar.
öyle ki arkadan o tokadı yiyince öne doğru 5 metre uçup, dizüstü kapaklansınlar da, oturup zırıl zırıl ağlasınlar.
gerçi ona da tahammül edilmez ha!
"uf oldu" diye yeri göğü inletir bunlar.
olmaz olasıcalar!

kimler mi?
şeyler işte, "kocasıyla konuşurken çocuk sesi çıkartan, çocuk tonlaması, vurgusu, konuşması-konuşamaması yapan kendi gelişmiş, beyni ruhu gelişememiş gelişemeyesice kadınlar"
allahım sen bunları nasıl yarattın, nelerini eksik kodun (tövbe haşa!) yarebbim?
deli olacam, ay valla tiksiniyorum, tahammülüm yok, zorla değil ya!

len kocan o senin!
sen mi manyaksın adam mı sapık?
çocuklara meyilli de, ele güne ayıp olmasın diye seni mi kakaladılar?
niye yarım cümlelerle, eksik harflerle, hastalıklı bir vurguyla konuşuyorsun?
sevimli mi oluyorsun, şirinlik mi bu, bak ben o kadar masumum ki, kafam daha 3 yaş civarı iması mı?
bilen varsa ne olur bi anlatsın, hatta bunu sevimli bulan varsa bi izah etsin bana ne olur.
onlar mutlu evliliğin formülünü bulmuş da ben mi yaya kalmışım.
dudaklarımı uzatıp salakmış gibi ses çıkartırsam, cümleleri yarım bırakırsam ne kazanırım?
yok mu bilen?
3 tane 5 tane değil bunlar.
cahili var eğitimlisi, güzeli var çirkini,
20'lik olanı var 40'a dayananı, çıtırı var -allah sizi inandırsın- kazulet gibi olanı!
yok mu gören?
ayyhhh...!

14 Haziran 2010 Pazartesi

sonuçsal durum değerlendirmesi

bildireyim.
listedeki durum şu:
kıyafetler ve ayakkabılar henüz ayıklanmadı
perdeler yıkandı
bitkiler saksı değiştirmedi
duvar boyanmadı
halı yıkamaya verilmedi
baharat dolabı temizlendi
banyo dolabı çekmecesi temizlendi
cdlik alındı cdler nispeten toparlandı
balkonlardan biri temizlendi.
kışlık kazaklar vakumlu torbaya kaldırıldı
göz doktoruna gidilmedi
bilgisayardaki resim dosyaları düzenlenmedi.
sadece şirket bilgisayarından çerçey resimleri toparlanıp yedeklendi.
hobi malzemeleri olduğu gibi duruyor
kitap rafı alındı, yetersiz de olsa, en azından bi göz şenliği sağlandı.
şekersiz çaya henüz alışılamamış olsa da, şekersiz içmeye devam ediyorum
almayı düşündüğümüz araba da ne mene bi şeyse, doğru dürüst bi ilan çıkmadığından hala alamadık bişey.

eh.. hiç yoktan iyi yani.
ve
bahsettiğim uzun kot elbiseyi de aldım.
giydim de.
hatta az evel bahçeye çıktığımda kız çocuklarından biri "elbiseniz çok güzel" dedi bana 8)
7-8 yaşlarındaki tanımadığım bir kız çocuktan iltifat almak çok eğlenceliymiş.
sevindim.

(bi çeşit okul gezisi herhalde. şirkette şu an özel bir kolej öğrencilerinden olan 100 küsur ilkokul çocuğu dolaşıyor. bahçe masasının üstünde küçük bir dağ oluşturan yüzlerce topkek ve meyve suyu yığını ise an be an azalmakta. heryer cıvılcıvıl. ve neredeyse bunaltıcı 8)
kız çocuklar etrafı süzerken oğlanlar çimenlerin üstünde top oynuyor.
kedi ise sanırım saklandı)
8)

son dakika:
öğretmenleri şimdi "hadi gidiyoruz, hadi yavrum, hadi kızım" diyerek kalabalığı toplama çalışıyor.
kek kaldı mı ki 8)))

11 Haziran 2010 Cuma

Bihter Ziyagil ile Ezel Bayraktar arasındaki büyük sır! yollar kesişiyor!

geeel, gel.
gel bakalım yabancı okuyucu..
Nooldu, canım benim?
Şaşırdın!
8)
bihter dedin, ezel dedin, sır dedin, kesişme miii dedin, geldin.
anacım allasen ne okuyacağını sanıyordun bi söylesene, kurban olayım?
behlüle hırslanan bihter, eyşana hırslanan ezelle mercimeği fırına verecek de
ednanım da "daaayıııı" diye ramize koşacak mı sanıyordun?
hıı?
yaaa yaaa..
ava giderken avlandın değil mi?
denek oldun bak.
ne deneği mi?
şu:
bir yazının okunmasında başlığın önemi.

test yapıyorum ben şimdi.
bu birincisi.
dur dedim afilli bir başlık atayım da, en magazinel olanından, bakalım okuyucu sayısında değişiklik olacak mı?
e gazetede de okudum ki bugünün bihteri olan dünün kız çocuğu birkaç yılda servet edinmiş ki öyle böyle değil.
bir talep bir talep.
dedim madem talep bunlarda, du bakalım ben bu menşurları başlık yapayım da bizzat gözlemleyeyim reytingdeki değişimi.
hahay, şaşırdın mı?
8))

e ama bura kadar gelmişsin, eli boş göndermeyeyim seni.
bak senin için güssel bi resim yaptım elcağızımla, kısıtlı imkanlarımla.
arkamdaki arkadaşın ekranımda abuk subuk uğraşlar görüp benden tiksinmesini bile göze aldım, evet.
gitmeden önce ona bak bari, pek de yakışmadılar ama idare et.
bu iyiliğimi de unutma.
çıkarken de göz bebeğini okut kapıdaki cihaza.
tanıyım seni bi dahaki gelişinde.
hadi
selametle.
8)

10 Haziran 2010 Perşembe

yımırtalar-sezon finali

ahım tuttu herhal.
benim de pek bişeyim tutmaz ama
tutacağı varmış demek ki.
sahipsiz çıktı o yımırtalar.
geleni-gideni-soranı-üstüne oturanı yok.
bu saatten sonra da ben alıp üstüne oturamayacağıma göre
işleri bitti!
demek hakikaten istenmeyen yumurtaydı bu.
süpriz yumurta 8)
gidip kafe tuvaletinde doğuran kadınlar gibi
uçarken bi anda yumurtlayası geldi kadının-ki kadın dediğim güvercin.
bizim pis balkon dikkatini çekti,
yumurtladı gitti.
öbürü de artık başka bi cins belli ki.
bu sahipsiz yumurtayı gören başka bi gariban kuş da cami avlusu mantığıyla geldi, kendi yumurtasını bıraktı gitti.
başka mantıklı bi açıklama bulamadım ben.
olsa olsa böyle olmuştur.

o kadar söylendim, vay pisliktir, vay şudur budur diye ama
sahipsiz o yavrucaklar da pek dokundu bana şimdi.
çerçöpün üstünde yanyana duran terkedilmiş iki kader ortağı...
yazık yaavv..