20 Mayıs 2010 Perşembe

kim onlar?

az evvel istatiklere baktım da....
günlerce, neredeyse 1 ay boyunca hiç bişey yazmadığım süre içersinde bile en az 3 kişi her gün istikrarla sayfaya girmiş.
en az 3
8)
bir gün girdin bişey yok, 3 gün 5 gün...
1 hafta 2 hafta 3 hafta
ama yılmamışlar
eeehh yazmıyor ki bu da bişey dememişler
ısrarla her gün gelip bakmaya devam eden o 3 kişiyi bi merak ettim.
ah canlarım benim.
adresinizi falan verin de bari mail falan atayım 8)
ne bileyim mesaj yollarım,
olmadı çaldırıp kapatayım bişey yapayım.
kötü hissettim kendimi böyle.
kimsiniz?
bari bi öpiym.

başlık koymaya üşendim.

camları zangırdatan bir gök gürültüsü,
ardından, o gürültüye değmeyen 3-5 damla yağmur,
şimdi güneş.
hava böyle.
soğuk mu sıcak mı bilemiyorum.
üşendim öğlen yemeğe çıkmadım.
bi sandviç yedim oturduğum yerde
bi de sahibinden araba bakındım.
kardişi aradım 3-5 kere.
şuna ne diyorsun, şu iyi mi, bu nasıl, bunlar kötü mü.....
anlamıyorum zaten bişeyden.
onun kasası değişti diyor.
eeee?
e'si eski kasa alırsan sonra satmakta zorlanırsın.
hıı..
e fiyat iyiyse kasa eski
kasa yeniyse km fazla
km azsa kazası var
kazası yoksa yılı eski
aayyhhhhh...
eldeki para belli zaten.
sel dün ekmekle beraber umut da almış gelmiş
uzattı torbayı
ekmek aldım, gazoz aldım, gofret aldım, umut aldım.
ekmek, gazoz, gofret işe yaradı da
baktım bugün, aldığı umut yalanmış.
hiçbişey tutmamış.
velhasıl osu da olan, busu da olan, orası da böyle, burası da şöyle bi araba aramaya arıyoruz da
para belli.

dün evde kendi kendime iş, yemek ve keyif yaptım ya,
bugün pazar zannediyorum.
çünkü dün cumartesiydi zannımca.
dolayısıyla bugün pazar olmalıydı.
gerçi bugün pazar olsa yarın pazartesi olacaktı.
bu durumda bugünün perşembe olması pazar olmasından evladır, evet.

evlendirme programları seyrettim.
bence çok eğlenceli.
bekar olsam katılmazdım ama
evliyken bekar rolü yapıp katılma şansım olsa, dakika durmam.
bence çok zevkli olur.
-evi olsuun, emeklisi olsuun, bakımlııı, yaşını göstermeyeeen, 26 ile 55 yaş arasııı, biretpite benzesin 8)

sel'in bekar ablaları katsak mı diye düşündüm.
allah var talipleri çıkar.
güzel olabilecek kadınlar.
kaldı ki, kimlere kimlere talip çıkıyor, şaşıyor insan (tövbe yarabbim)
ama bi çay içtikten sonra ayrılırlar bence damat adaylarından.
çünkü büyük olan adamı tersler bir anda.
küçükle görüşen de hayatından bezer, gider evine kapanır.
program 2 damat adayından olur.

akşam olsun çıkalım eve gidelim bihtergili seyredelim istiyorum.
o değil de, sel çıkışta beni vaktiyle alsa keşke, hava yürümeye imkan verecek gibi değil.
zaten ayağımda çok yüksek topuklu pembe ayakkabılar var.
yağmasa da yürüyemem.
mahrumiyet bölgesinde çalıştığımdan da tolu taşımayla gitme şansım yok ki.
toplu taşımaya ulaşmak için en az 30 dakika yürümem gerek.
olsun.
şikayetim yok burda çalışmaktan.
masamın az önceki hali buyken nasıl şikayetim olsun ki 8)
not: benim makinanın tarihi niye kafasına göre takılıyor yahu!
not2: sabah arabaya binerken yolda ölü bi fare gördüm. araba ezmiş! hayır zaten sokak öyle sürat denemesi yapmaya müsait bir sokak değil, e fare desen hızlı olmasıyla bilinen bi hayvan.
araba, karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir fareyi nasıl ezer ki!
-aaa farecik ölmüş, dedim.
yoldan geçen bi adam bi bana bi ezik fareye bi daha bana baktı
sel de "farecik dediğin eşek kadar lağım faresi" dedi.
olsun. araba altında kalması gerekmezdi!
not3: yağmur şu anda az önceki gök gürültülerini fazlasıyla hak edecek şiddette yağıyor. ay ne güzel!
not4: haftaya annemler geliyoorrr.. 8) bu cumartesi değil, bir dahaki cumartesi kahvaltıya çağırabilirim, çok özledim.
not5: sel için zor 3 gün var önümüzde. bi hayır duası etseniz ne güzel olmaz mı 8)

11 Mayıs 2010 Salı

işte bişeyler...

yazma yazma
sonra da ay ne yazsam ki boş boş bak ekrana.

kafam çorba oldu.
işim vardı
yani aslında sabahtan beri habire ders çalışıyorum da denebilir.
işim bu zira.
fiziktir, kimyadır, matematiktir....
sor bana şimdi trigonometrik fonksiyonları birbiri cinsinden bulmayı
ya da,
omurgalıların genel özelliklerini sıralayayım size.
omurgasızları da biliyorum ama onu istemeyin
ıyh
sevmem omurgasızları hiç. tiksinirim.
sünger hayvanı var bi, o hadi neyse.
biyolojiyle işim olmaz derseniz
çözeltilerle ilgili problem çözelim, kimyasal türler arasındaki etkileşimleri inceleyelim....
yaaa..
sabah akşam ders çalışıyorum bi nevi.
negzel dimi 8)

dışardaki kavak ağaçları iyice terbiyesizleşti.
durdukları yerde öbek öbek pamuk üretip heryere saçıyorlar.
çimenlerin üstüne bakınca insanın elektirik süpürgesini çıkartıp temizleyesi geliyor, o derece.
oraya buraya pamuk saçtıkları yetmiyor gibi bi de tükürüyor bu ağaçlar!
valla billa.
insana tükürdüğü bişey değil, altında park edili arabalara da tükürüyor. (mala geleceğine cana gelsin yaklaşımı!)
ama bana ne, zaten arabam yok.

ankara yaz oldu ben yazmayalı.
birden bire.
hatta öyle birden bire ki
burnu kapalı baharlık ayakkabı arıyordum
e burnu açıkları daha giyemem, mevsimi gelmedi diye diye
bir anda geldi o mevsim.
beni bir sabah burnu, sağı solu, arkası açık ayakkabıyla gören sel "hayırdır" dedi.
giyiliyor artık dedim.
iki günde neyin değiştiğini anlamadı tabi, sordu:
"siz kadınlar bir merkezden fetva falan mı alıyorsunuz, onay mı çıkıyor?"
öyle bişey aslında.
açılış yapmak için bir gün önce Esra ile konuştuk çünkü "yarın açık ayakkabı giyelim" diye
nitekim şirketteki kadın nüfusu aynı şeye odaklıydı "aha! mevsim açılmış, yarın ben de giyeyim"
bu işler böyle galiba.
ve fakat ben hala burnu kapalı ayakkabı arıyorum o ayrı.

evde yemek yok.
biri kilo almaya, biri de almamaya çalışan iki insan aynı evde yaşayınca iki tarafın da memnun olması kolay değil.
akşam ne yesek sorusuna sel:
"kızartma yapalım, patatese girelim" diye coşkuyla fikir beyan ederken
"ama kalori" diye mızıldamak olmuyor.
adam yediğini bi şekilde ne yapıp edip yok ediyor içerde ama benim butlarım biraz tutucu 8)
yine de bağrıma taş basıp ona her türlü abur cuburu, pastayı, tatlıyı teklif ediyorum, özellikle de dışardaysak:
-seeel, sufle istermisin?
-yok canım, ne söyleyeceğimi biliyorum ben!
-gıcık!

zıplamanın ilk okul çocuklarına iyi geldiğini okudum bir yerde.
akşamları zıplıyorum.
valla.
(ilkokul çocuğu olmadığımın farkındayım, evet.)
durduğum yerde salak salak zıplıyor olmama ve bunu bir sağlıklı yaşam, bir kilo kontrolü, bir spor aktivitesi olarak değerlendiriyor olmama biraz gülüyor sel ama allahı var, destekliyor yine de.

e hadi artık ben gidiyorum.
arayı bu kadar açmayalım allasen, özlüyo insan 8)
hadi öpiy.

15 Nisan 2010 Perşembe

farkındalık ve şükür - TRT denetimleri

bazı şeylerin, kurumların, yasakların falan misal, faydası zamanında anlaşılmıyor.
ancak üstünden belli bir süre geçtikten sonra fark ediyor insanevladı.
çocuğa sütü içirir içirmez uzuyor mu boyu?
yoo değil mi, uzamıyor.
ama bakıyorsun selvi boylu bir insana "ben çocukken çok süt içmişim" diyor.
yaaa...
gerçi içse de uzamayabilir.
bebekliğimde biberonu 2 parmak eksik görmeye tahammül edemeyen, "aazınaa kadaaay..." diye pis pis ağlayan bi bebekmişim. süt meraklısı.
e ne oldu!
ya da şöyle mi sormalıyım?
bi de onları içmesem ne olacaktı?
8)
neyse mevzu o değil.
ne diyordum.
bazı yasakların da faydası üzerinden zaman geçince anlaşılıyor.
buyrun en kesin örnek.
TRT denetimleri.

kına saçlı sakin sanatçı lemansam'ın "dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye merhaba dedim" diyen şarkısı bu ahlaksız sözleri nedeniyle yasaklanmış mesela TRT tarafından.
kadınımızın ahlakını bozuyor diye. bu ne terbiyesizlik, türk kadını bu kadar iffetsiz mi kardeşim! diye köpürmüştür yetkililer herhalde. tanımadığın adama git merhaba de, sonra gör örekeyi.
sonuç:
tanımadığı erkeği bırak, kocasına bile merhaba diyemeyen bir kısım ile, tv programlarında merhabayı bırak her bişeyi diyebilen bir kısım sosyal çorba.

ya barışmanço'ya ne demeli. başka hayvanat kalmamış gibi arkadaşım eşek diye şarkı yapılır mı yahu! denetim masası imdadımıza yetişmek için gayret sarfetmiş etmesine ama "kuzu daha sevimli, arkadaşım kuzu olsun" önerisi kabul görmemiş rahmetli tarafından.
sonuç mu:
ne yazık ki eşeği "daha sevimli" bulan sapık delikanlı sayısı kuzuya musallat olandan fazla.

bu rahmetlinin vukuatı bir değil üstelik. "lambaya püf de" erotik unsur içerdiği için yasaklanmış. e haklılar. yasaklanmasaydı kimbilir ne mene bir toplum olurduk. aynı şekilde özdemirerdoğan. elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, çocuğunuza dinletir misiniz şu şarkıyı "ikinci bahar yaşıyor ömrüm, gel benim yarim oluver şimdi". şükür ki vaktiyle TRT yasaklamış. ikinciyi bırak ömrü boyunca bahar görmemiş insanımız yârini izdivaç programlarından arıyor şimdilerde.

minikserçemiz de masum değilmiş meğer. TRT'den onay alamadığı kadar var aslında. ne demek "gel gel sarışınım"! nereye geliyor belli değil, ne amaçla çağrılıyor belli değil. yasaklanacak tabi. maazallah bi yasaklanmasaydı vaktinde.... düşünmek bile istemiyorum.

hadi bazısı açık açık ahlaka mugayyir. şu yukarda bahsettiklerimiz gibi. ama bir de gizli sakıncalılar var. şükürler olsun onları da kaçırmamış, anında yasaklamış yüce TRT. bakın misal ilk anda kulağa hoş gelen, insanın aman ne güzel temenniler bunlar diyesi gelen şu şarkı: "hayat bayram olsa, insanlar el ele tutuşsa..." ne var bunda mı dediniz? lütfen ama. TRT derhal ard niyeti sezmiş ve onay vermemiş tabi ." komünist propagandası var bunda!" yaaa.. sen çaktırmadan komünizm propagandası yapmaya çalışabilirsin ama neyseki buzağıyı öküzün altında dahi olsa eliyle koymuş gibi bulan TRTmiz var.

şimdi bir an için bi düşünün ya bu çirkin çirkin şarkılar yasaklanmasaydı vaktiyle.
ne olurduk?
eser kalır mıydı toplumumuzun şu nezih halinden?
lütfen kıymet bilelim.
kıymet görelim.

alakasız not: kıymet diyince kıyma ve et kelimelerini birleştirmişsiniz gibi geliyor mu size de?
alakalı not: öyle ya da böyle bi şekilde korunmaya çalışılan bir toplum nasıl bu hale gelebilmiş acaba?

12 Nisan 2010 Pazartesi

ağaçkakan

bahçede, çimenlerin üstünde gayet rahat tavırlar içersinde çimleri didikleyen bi ağaçkakan gördüm şimdi.
öyle de şirin bi şey ki.
buralarda olduğunu hiç bilmiyordum.
sevindim 8)

8 Nisan 2010 Perşembe

tamam güzel kardeşim.

buyrun çözün:

rasgele bir zamanda tutulan kronometreye göre
a kişisi 85 saniyede 15 kez "tamammı" derken,
ve b kişisinin de "tamammı" sayacı, a kişisinin 1/2 oranında sabitlenirken
toplam konuşma süresi > 1 saat ise
aynı ortamda çalışmaya çalışan biçare bir saklambaç kişisinin
"tamammı" haddi ne zaman dolar ve dahi taşar?

not: kişiler ve olaylar gerçektir. 8)

edit: konuşmanın devamında -ki halen devam ediyor- a kişisinin toplantıda 1.5 kilo verdiğini de itiraf etmesi aydınlatıcı oldu.

7 Nisan 2010 Çarşamba

bacaklarım ucuz!

kayıtlara geçsin lütfen.
çok güldük çünkü.
saat 17:00 civarı
işten güçten bunalmış bir grup olarak
sandalye üstünde bağdaş kurmuş biçimde oturmanın rahatlığı keşfedilmiş.
derken kızlardan biri
aslında lotus oturuşuyla oturabilmenin lazım geldiğini ama öyle oturulmadığını söyledi.
sordu:
öyle oturabilen birini gördünüz mü?
e gördüüm.
ben bizzat oturabiliyorum. 8)
sonra ispat etme gereği duymuş olmalıyım ki
sandalye üstünde kocca topuklu botlarımla düğüm oldum.
buyrun:


arkadaş şaşkın.
kendi de denemek istedi
pek olmadı.
açıkladı:
çünkü herhalde senin bacakların ucuz!
hahahahaaayy..
galiba uzun demek niyetindeymiş.
gülmekten kaymış durumda olduğumuz için devam edemedik.
esasında "böyle düğümlediğine göre kırılmasından korkmuyorsun, hani ucuz ya, olmadı yenisi alırsın" şeklinde de anlaşılabilir.
sonuç:
makyajım aktı, maskaram dağıldı, ter bastı, zaten güç bela iş yapıyordum hiç çalışasım kalmadı.
bir sefer daha düğümledim kendimi
kızlardan diğeri dilini ters çevirdi
dirseğimizi yalamaya ramak kalmıştı ki,
odadaki erkek arkadaş olacaklardan korkup dışarı çıktı.
galiba burda oksijen bitti.
biz de çıksak iyi olacak
du bi bacaklarımı çözeyim de oksijen alıp geleyim.
8)