12 Nisan 2010 Pazartesi

ağaçkakan

bahçede, çimenlerin üstünde gayet rahat tavırlar içersinde çimleri didikleyen bi ağaçkakan gördüm şimdi.
öyle de şirin bi şey ki.
buralarda olduğunu hiç bilmiyordum.
sevindim 8)

8 Nisan 2010 Perşembe

tamam güzel kardeşim.

buyrun çözün:

rasgele bir zamanda tutulan kronometreye göre
a kişisi 85 saniyede 15 kez "tamammı" derken,
ve b kişisinin de "tamammı" sayacı, a kişisinin 1/2 oranında sabitlenirken
toplam konuşma süresi > 1 saat ise
aynı ortamda çalışmaya çalışan biçare bir saklambaç kişisinin
"tamammı" haddi ne zaman dolar ve dahi taşar?

not: kişiler ve olaylar gerçektir. 8)

edit: konuşmanın devamında -ki halen devam ediyor- a kişisinin toplantıda 1.5 kilo verdiğini de itiraf etmesi aydınlatıcı oldu.

7 Nisan 2010 Çarşamba

bacaklarım ucuz!

kayıtlara geçsin lütfen.
çok güldük çünkü.
saat 17:00 civarı
işten güçten bunalmış bir grup olarak
sandalye üstünde bağdaş kurmuş biçimde oturmanın rahatlığı keşfedilmiş.
derken kızlardan biri
aslında lotus oturuşuyla oturabilmenin lazım geldiğini ama öyle oturulmadığını söyledi.
sordu:
öyle oturabilen birini gördünüz mü?
e gördüüm.
ben bizzat oturabiliyorum. 8)
sonra ispat etme gereği duymuş olmalıyım ki
sandalye üstünde kocca topuklu botlarımla düğüm oldum.
buyrun:


arkadaş şaşkın.
kendi de denemek istedi
pek olmadı.
açıkladı:
çünkü herhalde senin bacakların ucuz!
hahahahaaayy..
galiba uzun demek niyetindeymiş.
gülmekten kaymış durumda olduğumuz için devam edemedik.
esasında "böyle düğümlediğine göre kırılmasından korkmuyorsun, hani ucuz ya, olmadı yenisi alırsın" şeklinde de anlaşılabilir.
sonuç:
makyajım aktı, maskaram dağıldı, ter bastı, zaten güç bela iş yapıyordum hiç çalışasım kalmadı.
bir sefer daha düğümledim kendimi
kızlardan diğeri dilini ters çevirdi
dirseğimizi yalamaya ramak kalmıştı ki,
odadaki erkek arkadaş olacaklardan korkup dışarı çıktı.
galiba burda oksijen bitti.
biz de çıksak iyi olacak
du bi bacaklarımı çözeyim de oksijen alıp geleyim.
8)

1 Nisan 2010 Perşembe

bize katılır mısınız?

ikiletmedi katıldı zira.
böylece 5 kişi olduk masada.
ama dur baştan anlatayım dimi 8)

dün akşam kızlarla buluşucaz.
iki kız arkadaşım.
işten çıktım eve geldim önce, üstümü başımı değiştim, sel geldi sonra aldı beni götürdü buluşacağımız yere, ikaz etmeden de duramadı:
-bak orası içkili bir yer, asılan falan olmasın? kızkıza buluşuyorsunuz öyle mi?
-yok! 3 tane de yakışıklı bulmuşlar getirecekler beraberlerinde!
-döverim
-e hi 8)

girdim içeri, garson beni görür görmez, "arkadaşlarınız arka tarafta" dedi.
maaşallah pek anlayışlı bir garson!
kızlar gelmiş, biralar patatesler söylenmiş.
oturdum.
tam mevzunun başına yetişmişim.
-eee?
-işte e'si ben kızlarla buluşucam istersen sen de uğra dedim
-inanmıyorum, buraya mı gelecek!
-gelecek gibi!

adam milli atletmiş.
bi yüzbaşı.
kızlardan birinin net'te tanıştığı bir çocuk.
valla resimlere falan bakarsan da fena bi tip değil hani.
kıca saç(e haliyle, zira belirttiğim gibi asker!), renkli göz falan.
bi süredir yazışma muhabbet derken tanışsak noktasına gelmişler.
bizimki ben tek başıma görüşmek istemem demiş, "kızlarla buluşucaz, istersen gel"
çocuk kaçırır mı fırsatı, kabul etmiş.
şimdi çocuğu ilk kez görücez ya,
hadi bizi geçtim, bizimki de ilk kez görecek ya...
bi şifreli cümle belirleyelim dedik
sen çocuktan hoşlanmazsan bişey söyle, ona göre hareket edelim.
ama biraz salağız
daha şifreli cümle belirleme çabasında dağıldık gülmekten.
-sıcak oldu desen?
-e ya gerçekten sıcak olursa, sen çocuğu beğenmiş olsan da ter bassa?
-yok bu fikir olmadı!
-sen çocuğu beğenmediysen ikimiz sigaraya çıkalım de?
-e ben pek içmiyorum.
-ee o zaman sen çocuğu beğendiysen çocuk sigaraya çıksın?
-ben çocuğu beğenirsem sen çocukla dışarı çık!
-çocuk beni beğenirse senle çıksın!
-çocuk sigara çıkarsa biz birbirimizi beğenelim.....
şeklinde şuursuz bi beyin fırtınası sonucu şifreli cümle öznesinin arkadaşın kızı olmasına karar verdik.
-tamam ben beğenmezsem kız uyudu mu ki diyim, kalkıp arayınca da yok uyumamış, beni istiyormuş falan diye bahane eder kalkarız! artık başka yerde devam ederiz ne yapalım.
-tamam şahane bence
-anlaştık!
şimdi şöyle:
kızlardan birinin 6 yaşındaki kızına, kızlardan diğerinin (kaç yaşında olduğunu bilemediğim) anneannesi bakacak bu gece için. zira evleri karşılıklı. anneanne yaprakdökümünü arkadaşın evinde izlemek suretiyle bizim ufaklığa göz kulak olacak ki, biz kıza kıza takılalım. 8))

velhasıl anahtar cümleyi belirledik, rahatız.
gülelim, eğlenelim falan derken telefon çaldı.
malum şahıs gelmiş!
nerdesiniz, içerde mi, dışarda mı derken
arkadaş "dışarıya içerden mi giriliyo" cümlesiyle ilk artısını kapmıştı 8)
yalnız lütfen dikkat edelim dışarıya içerden mi çıkılıyor değil, dışarıya içerden mi giriliyor?
gerek yok dedik,
gerçi biz içerde otururken, sonra dışardaki bir masaya geçmiştik ama çocuğun bizle aynı güzergahı takip etmesine gerek yok 8) içeri girmeden de bize ulaşabilir.

geldi.
merhaba
merhaba
memnun oldum
bende
vs.

oturdu.
arkadaşın karşısına
benim çapraz karşıma.
heyecanlı yavrum.
ama nasıl olmasın!
tam anlamıyla deplasmanda
ilk kez çıktığı bir sahada
karşında sürekli gülen ve yıllardır tanışan 3 kız.
-hani şöyleydi ya...
-puhahhaaaaa
-hatırlıyor musun....
-hahahhaaaa..
yavrum bi pıstı bana kalırsa.
muhtemeldir ki içinden "ben yüzbaşıyım, askerim ben, yakışıklıyım, gözüm de mavi" falan diye tekrarladı önce
ama bizim kız çok hoş.
ama bizimki çok rahat
ve ama bizimki deli
yani yemedi.
hele "ben yemekteyiz'e katıldığımda..." yı da duyunca zaten yiyemedi 8)
(yemekteyiz'e katıldı bi deli arkadaşım demiştim bi yazıda bi zaman. o deli bu deli!)

biz eğlenip gülerken, buncağızım da kendince sohbete iştirak edip, gerek işinden, gerek bi anısından, gerek annesinden falan bahsederken....
kızlardan biri tuvalete kalktı.
hangisi mi?
bununki işte.
yani bu onunki aslında da
onunki olmaya çalışan bununki işte.
amaaaan her neyse
yanımdaki sandalye boşaldı yani.
böylece yanımdaki masayı fark ettim.
masayı ve orada tek başına oturup kahve içmekte olan tebessümlü kibar ve yalnız adamı.
adamceğiz bir masada öyle tek başına oturmuş kahvesini içerken
ve tabi mecburen
bizim sohbete kulak misafiriydi anlaşılan.
kibar bi surat, hafif bi gülümseme, kaçamak bakışlar.
şahane bi üçleme 8)

ben bu adamcağızı yan sandalyem boşalınca fark ettim fark etmeye ama
kızlardan karşımda oturanla epey bi göz göze gelmişler meğer.
e bizimki de vicdanlı insan
tebessümlü bu yalnız çocuğun kahve ile arkadaşlığına acımış olacak
üç beş sefer de göz göze gelip karşılıklı sırıtışınca.....
-bize katılmak ister misiniz? diye sordu.
şimdi ben bi afalladım önce tabi.
çocuk benden beter afalladı sanki ama hızlı düşünüp çabuk karar vererek değerlendirdi teklifi:
-ee... şeeyy, yani rahatsız etmezsemm, tabi memnun olurum.
geldi oturdu!
-ahmet ben.
8)
allah sizi inandırsın o an içimden:
"hah saklambaç, dedim. bi üçüncü adam daha girsin muhabbete de gör sen "heee 3 adam bulmuşlar getirecek kızlar" diye sel'le dalga geçmeyi!"

ahmet bize katılınca,
bizim kıza meftun olan yüzbaşı zaten katılıp kalınca
bizimki de tuvaletten dönüp masada tanımadığı bi adamı daha sırıtırken bulunca
şahane bi grup olduk ki anlatılmaz yaşanır.

ahmet doktormuş
kardiyolog.
bilemiyoruz artık neden tek başına geldi, neden öyle annesini kaybetmiş çocuk gibi mahsun oturdu kaldı akşamın bi saati orada ama,
içyüzünü araştırmadık tabi.
e çünkü zaten yalancıydı.
zira yaşımıza inanmadı
8)

-evet bi kızım var 6.5 yaşında
-!!!!!! kızınız mı var?
- 35 yaşındayım ben
-...............ama hiiiç göstermiyorsunuz!
-onun için 35 dedikten sonra durup bekliyorum, bu tepkiyi almak hoşuma gidiyor haha..
-siz? (bana bu soru)
-36! (tamam henüz 36 değil ama bir arttırmak istedim)
-!!!!!!!!!!!!!!
-hahahhaaaa..
-gerçekten mi?
-gerçekten!
-yemin ederim en fazla 25 falan derim ben size
-ay çok mersi. bu tepkiyi almak için duraklıyoruz yaşı söyledikten hemen sonra.

bizim gülüşmelerimiz yüzbaşıda "len daha tavlayamadığımız kızı yan masadan gelip yerleşen şu herife mi kaptıracam endişesine mi sebep oldu neyse, o da doktora sordu yaşını.
-siz?
-28!
-............................
(hahahhaaaa. buradaki sessizlik de bizdendi. zira bizim aksimize çocukceğiz yaşını gaayet belli ediyordu yavrum, hatta saçları olsa onlar da belli ederdi 8))

*******
gel zaman git zamannn...
ay ne diyordum yaaa....
o kadar ara verdim ki şu yazıya,
derli toplu bir hale sokma şansım yok zannımca.
bi yandan iş yapıcam bi yandan yazıcam derken hepten kaybetmeden toparlıyım mı ben?
**************
işte konuştuk, gülüştük falan filan
zaten daha çok biz konuştuk
biz gülüştük
garson gelip kasayı kapatıcaz hesabı alabilir miyiz deyince,
tabi dedik.
e zaten başka ne diyecektik.
garson hesabı getirmeye giderken ben de yapmam gerekeni yaptım tabi
sel'i aradım
-seeel.. kalkıcaz biraz sonra, gelebilir misin?
garson hesabı ve pos makinesi getirip götürdükten hemen sonra sel aradı.
jet hızıyla mı geldi naaptıysa..
gelmiş.
zaten yola yakın, dışarda oturduğumuz için telefonu açmadan gördüm kendisini.
o da görmüş olacak (ne ya olacak!)
arabayı park edip geldi yanımıza.
şimdi burda bi parantez açıp sel beni bırakırkenki konuşmayı hatırlatıyorum:
-kızkıza öyle mi?
-yok 3 adam bulmuşlar, onları da getirecekler!
gelelim manzaraya:
masada sel'in daha önce hiç görmediği (zira bizim de daha önce hiç görmediğimiz) 2 erkek var.
kapatalım parantezi.
sel kızları öptükten sonra bana fısıldadı:
-seninki gitti mi??!!

allahtan sel akıllı bi insan kendisi.
biz arkadaşları ismen tanıttık ama
o az sonra anlamış tiplerin devşirme olduğunu.
8)

neyse efendim, uzatmıyım.
kalkıyoruz ya.
sel bırakacak tabi kızları.
gel gelelim yüzbaşıyı olduğu kadar bizim kardiyovasküler arkadaşı da üzdü bu sonuç:
-ben bırakabilirim
-ben de bırakabilirim
-yani ben bırakırım
-ben bırakayım
-ben bırakayım mı
-ben de bırakayım mı
-bırakırım yani
-bırakırdım..

hahahahaaaaa
8)))
sonuç itibariyle biz onları "bıraktık" kafenin kapısı önünde
iyi akşamlar , memnun olduk diyerek ayrıldık.
artık bu ikisi bizden sonra içmeye gitmiş midir diyordum ama
yüzbaşının bizim kızdan gelen "birbirimize uygun değiliz" mesajının üzerine giriştiği
"ya noooolur ama yaa, nütfeeen, ama noolur, ama bi şans daha" yakarışlarını öğrenince
ikisinin de birbirlerini bırakıp gittiği belli oldu.

özetle:
kızlardan birinin kocasının gelip, hepsini toparlayıp götürmesi tahmin ediyorum arzu edilen son değildi çocuklar için ama... akşam biz çok eğlendik!
8)

23 Mart 2010 Salı

nü/nude/nudité/Nackte

ailemin sanatsal hatunları kısçe'nin yatak odasına tablo yapacakmış.
NÜyet etmişler, model arayışına girmişler.
anneme bakarsan canlı model bulmuşlar ama,
artık modeli mi ikna edemediler nedir,
en iyisi hazır "yapılmışı var" şeklindeki nü tablolardan yararlanalım diye karar vermişler.
fundamla ikisinin bulduğu nü'leri bana mail attı annem.
bi bak fikir ver de, olabilir olanları kısçe'ye mail atalım, hangisini beğenirse onu yapalım deyü.
iyi hoş bakayım da,
malumunuz iş yerindeyim.
ve malumunuz olmayabilir ama, ekranım halka arz durumda.
tam arkamda ve ekranımdaki her ayrıntıya hakim olabilecek mesafede ise bir erkek arkadaşımız oturmakta 8)
neyse ne yapalım.
neticede her şey sanat için değil mi?
açtım ben bu nü'leri
bi güzel inceledim.
akabinde yorumlarımı da bildirdim.
fekat içlerinde hoşuma gidenler olsa bile
ne bileyim şöyle bir çarpılmaktıır, bir ağzımın suyunun akmasıdııır, bir tekrar tekrar bakma isteğidir gibi etkileri olmadı.
dedim ben bizzat kendim de arıyayım.
efendim,
ben açtım gugıl aplanın görsel kütüphanesini.
yazdım muhtelif dillerden cıbıl ifadesi kelimeleri. (cıbıl mı! bak böyle aramadım ha. dur bi de ona bakayım)
oldu mu sana ekranım bir şenlik!
8)
fakat allah var (kendime not: anadan üryan insan resimlerini inceledikten sonra bunu hatırlamam iyi oldu) çoğunluğu şahane tablolar olmakla birlikte, yine çoğunluğu kadın ficudu.
birden kafama dank etti.
"anam! ekranda +18 resimler gören patron elinde oklavayla geldi de beni mi kovacak" diye düşündüm bi an tabi ama...
yok o değilmiş kafama dank eden.
şuymuş:
madem resim kardişle kısçenin evine yapılacak
ve madem kardiş dediğimiz anında gıcıklaşabilme yeteneği olan ukala şahıstan ziyade kısçenin göz zevki esas alınacak
o vakit neden ve niyçün kadın ficudu arıyoruz?
niyçün edeleli bir erkek insanı ile gözlerimizi şenlendirmiyoruz?
kendi kendime pek takdir ettiğim bu fikri hemen görsel olarak da destekleyerek anneme ve fundama mail attım.
bununla da yetinmedim tabi,
koştum geldim sizle de paylaşayım dedim.
söyleyin allasen bu tablo yatak odasında güzel olmamı?


eğer kardiş ve kısçe beğenmezse (ki zaten kardiş istemezse garibim kısçem de istemeyecektir) ben bizzat alıcı olucam. (not: anneme söyle; bacak boyu biraz daha uzun olsun. amin)
yatak odama da asarım,
misler gibi de bakarım.
hem belki 10 yıldır kilo alamayan, edele medele yapamayan sel insanı iştaha gelir de
şu bedbaht saklambacınızın dilinden kurtulur.
not: arkamda oturan arkadaş bir süre yukardaki kimliği belirsiz şahsın arka kısımlarını izledikten sonra, kalkıp gitti masasından.
yaaa.. yaaaa.... cıbıl hatunlara bakarken iyiydi di mii..
oh sefam olsun!
öperim çekinmeden (yukardaki şahsı değil yaauuvv.. sizi )
8)

18 Mart 2010 Perşembe

istenmeyen fikirler

ün=ses
ünlemek diye kullanılıyor misal.
harflerde de kullanım bu şekil.
ünlü harf=sesli harf.
kendi başına ses çıkartabilen yani.
ünsüz=sessiz.
tek başına biçare,
ıkınıp, sıkılıp durur, dikkate alınması için ünlü bi tanıdığı olması lazım yanında yöresinde.
şimdi o zaman
ünlü kişiler var ya,
bunların sesi fazla çıkıyor diye mi ünlü deniyor bunlara?
100 ünsüz insanın ses çıkartabilme gücü yeri geliyor 1 ünlü kadar olamıyor.
buna sebep mi meşhurlara "ünlü" diyoruz?
hı?

sonracığıma,
ünlü harf diyince,
burada gayet israfi bir kural olduğunu fark ettim.
bu ü, ö gibi harflerin üstünde neden 2 tane nokta var?
ünsüz olanları zaten noktasız.
yani bunların tek noktalı bi ara tipi yok.
az ünlü diye.
o zaman neden iki tane nokta ziyan ediyoruz ki?
ben çoğu zaman elle yazarken mesela, tek nokta koyup geçiştiriyorum.
valla yeterli performansı da alıyorum, ne yalan söyliyim hiç mağdur olmadım.
o zaman neden fazladan 1 nokta daha kullanıyoruz?
bence:
bu iki nokta isteyen ü ve ö harflerinin üst noktalarının bire indirilmesi yönünde bir imza kampanyası başlasa, ne bileyim ilgili kuruluşa dilekçe falan verilse...
hem bir nokta daha koymak ile geçen süre yanımıza kar kalır, yani zaman tasarrufu...
hem o kullanılmayan, arttırılan diğer noktalar başka ünsüz harflerin üstünde değerlendirilebilir, daha çok ses çıkartan bir alfabemiz olur.
hadi olmadı diyelim, bunlar bir araya getirilip, bir yerde biriktirilip birleştirilerek daha faideli yerlerde kullanıma sunulabilir gibi geliyor bana.
buradan hareketle şunu ifade etmek istiyorum ki, bu ün mevzusu madem iki noktaya bakıyor, hepimiz tepemize iki nokta koysak ünlü olur muyuz?
ben bunu bi deniycem, evet evet..
şekil 1: ünlü saklambaç
fikrime takılan diğer mevzu ise örgü yelekli yaz teyzeleri ve aynısın kış versiyonu olan hırkalı teyzeler.
bu teyzeler uzun, desenli, bol etekler ve üstüne kalça altına kadar uzanan düz renk-genelde bej, siyah ve kahve olabilir- yelek ve/veya hırka ile yaşamlarını sürdürüyorlar.
ayaklarda ise kalın çorap ve burnu açık terlik.
kombinasyona takılmış değilim de, takıldığım şu:
teyzeler sabit-mevsim değişken.
yazın biz tişortla bunalırken bak teyzeye üstünde bu yelek muhakkak var.
gel kışa!
biz araba içinde paltoyla büzüşmüş titrerken, teyze aynen, yelek yerine hırka farkıyla, altında desenli uzun etek, ayakta çorap, terlik, rahat rahat karşıdan karşıya geçiyor.
nasıl oluyor?
mevsim değişiyor da teyzeler nasıl aynı kalıyor?
yazın o yelekle terlemiyorsun amenna,
kışın o hırka sana nasıl yetiyor?
enteresante!
neyse.
son olarak da çil hakkındaki fikirlerimi paylaşıp gideyim.
neden çil'im yok yaa...
annemde var.
neden onda var bende yok, bu adına ne dense bilinememiş de çil denmiş o şeylerden?
neden çil denmiş o da ayrı.
çil eski türkçe çihil'den geliyor.
o da kırk ya da çok/ziyade/fazla falan demekmiş.
çil çil altın derken de bu anlamda kullanılıyor hani, bir sürü, dolu dolu altın!!
çilli kişinin sıfatında bu lekelerden pek fazla bulunduğundan olsa gerek adına çil demişler herhalde.
başkaca bi isim bulmaya kasmamışlar.
belki de yavrusunun suratında bunlardan gören bir anne kadın saymak istedi. olur a hekime gidip "evladımın suratında bilmemkaç tane nokta var canım cicim doktor, bana bi çare" diyecekti.
1,2,3,4,5,6,7,8,9... derken 38,39,40 noktasında kocası olacak hesapsız adam karıştı araya.
kadınceğiz de unuttu ne saydığını.
çihil dedi kaldı.
olamaz mı?
yoo olabilir bence gayet mantıklı.
yaz kış üşümeyen, terlemeyen, hırkalı termodinamik teyzelere inanıyorsunuz da
buna mı inanmayacaksınız!

hadi öpiym.
8)

12 Mart 2010 Cuma

dialoglar

dialoglar işte.
günden notlar.

1.
sel: türkiye ile imf arasında köprüler atılmış. ayrılmışlar.
ben: boşandılar yani. çocuklar kimde kalmış?
sel: çocukları bilmiyorum ama borç bizde kalmış!
ben: hahahahaaa 8))) (hayır niye gülüyorsam! bi sinirim bozuldu, içim acıdı zaar)

2.
sel(beni eleştiriyor):vıdıvıdıvıdı, şöyle de böyle de....
ben(hiç altta kalmam): e tabi! ya ne olacağıdı!
sel: bak çirkin tavırlar bunlar, çok ayıp ama. hemen bi ukalalık falan...
ben: evet ukalayım!
sel: cık cık cık. bu işte. ukalasın evet, hoş değil ama.
ben: yoo gayet hoş. ukalayım. ukalaysam ne olmuş!
sel: ne olmuşu var mı, bak boyun kısa kalmış.
ben: !!!!!
sel (paniklemiş): yaa kızdın mı?
ben(sinirim bozuldu tavrından, "bi halt mı ettim endişesi taşıyan ses tonundan): hahhahhaaa 8))
sel(rahatlamış): gör işte halimi, hem laf ediyorum, hem it gibi tırsıyorum senden.
ben: manyak!
sel: sensin!

3.
ben: ya neden yağşuklu insanlar almıyor şirkete insan kaynakları!
kızlar: EVET YAAA..
konuşmanın bundan sonrası yakışıklı erkek kavramı üzerine coşar. son tespit: çevremizde gönlümüze göre yakışıklı adam yok.

4.
kızlarla öğlen yemeği dönüşü
-ya hiç yağşuklu adam görmedik yaaa...
-hiç valla, bu ne canım.
(o esnada para çekmek üzere arabadan inip bankamatiğe yönelen gözlüklü bi erkek insanı görüş alanımıza girer)
- du bakiym, şu nasıl?
-bakiym... eeehhhh.. yaaani...koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler.
-tamam o zaman, çelebi bu.
-buna da şükür.
-hamdolsun.


5.
anneme bng maili:
ben: Eveeeet... günaydın. Bugünkü bng köşemizde spor ve şık karışımı bir kombinasyon var.
Jarse siyah elbise ve kot gömlek. Buyrun bakın yorumlayın
annem: çok güssel. çuval bile giysen havasını veriyosun zaati. hadi hadi şımarma. kime çektiysen (:
(işaretim doğru olmuş mu?)
ben: işaret doğru sayılır ama noktaları önce, parantezi sonra yapacan : )

5.
telefon: dirilidirilong
ben: aloooo
sel: bu bir bant kaydıdır, kardişin arabayı satmış, kocanın arabasıyla gidiyorsun akşam antalya'ya.
ben: neeeeeeaaa! satmış mı? e senin arabayla nasıl gidicez. af buyur leeeşşşş gibi. binmeden önce burnunu tıkamak gerekiyor.
sel: ya yıkatıp temizletecez herhalde allaallaaa.. hem bu bir bant kaydıdır dedik, konuşturmasana bantı..
ben: iyi tamam.

6.
ben: sel, bu elbise bu kot gömlekle olmuş mu!
sel: e ama yaaa.. çok ofsayt bu!
ben: ne ofsayt be! nesi ofsayt? kısa değil bişey değil.
sel: hem kısaa, hem kumaşı kaygaaan..
ben: yok daha neler. millet neler giyiyor bizim orda.
sel: ofsaayytt..! sen sizin oraya göre giyiniyorsun.
ben: e çünkü bizim oraya gidiyorum!!! nereye göre giyinicem başka?
sel: iyi tamam.

7.
cumartesi-pazar kahvaltısını annemlerle yapmak üzere 1.5 günlüğüne antalyaya gidiyoruz biz bu akşam kardiş-kısçe-ben ve koca. heheyyy.. 8)

8.
ne biçim yazı oldu bu be!
9.
olur olmaz "be" denmez. alıştırma ağzını.


10.
öpmem mi sandınız! yanıldınız 8)