canım sıkılıyor blog.
bak farkındaysan direk, aracısız olarak senle konuşma moduna girdim, anla yani o derece sıkılmışım.
hep söylerim zaten yıl sonuna yaklaştıkça modum düşer, enerjim azalır benim.
pilli miyim neyim?
yıl sonunda niye böyle oluyorum.
neyse, sen nerden bilecen bunu.
zavallı bir blog sayfasısın.
zavallılığın blog sayfası olmandan kaynaklı değil, yanlış anlama.
ne blog sayfaları var o - hooo..
ben şu insan halimle kıskanıyorum onları.
ama sen öyle mi yaa..
düşe düşe bana düşmüşsün.
yazık kız sana!
fekat kendimi bırakıp sana üzülemiycem şimdi.
kendim üfleme, püfleme durumundayım fultaym.
hem sen aralık ayının adı neden aralık diye hiç düşündün mü?
biliyorsan allasen söyle.
böyle hep insanı ikilemde bırakan bir hava yok mu?
aralık.
ne tam açık, ne tam kapalı.
öyle aralık duruyor.
gıcık ediyor insanı.
ittirip kapatasın, ya da tekmeleyip açasın gelmiyor mu?
bi ben mi deliyim?
öff..
canım sıkılıyor blog.
bak hatırlar mısın senin eski evde bi konuşmuştuk geçen sene.
teröre de, şehide de alışıyoruz diye.
tepkilerimiz azalıyor, belki üzüntümüz, duygularımız bile azalıyor.
ne korkunç değil mi.
duygunun ve tepkinin azalması insan için yaşamdan kopmak demek.
dön bak şimdi
geçen gün aynı şekilde pusuya düşürülüp de ölen 7 çocuk için kaç balkona bayrak asıldı bi say.
hayır zaten asılmasın da, o değil derdim.
assan ne assamasan ne ki!!
laf!
ama bi düşün tv programları iptal edecek tepkiye sebep olan 7 şehitten, haber olarak kalan 7 şehidin nesi farklıydı?
belki adı.
belki o bile değil.
bu işte.
alışıyoruz.
doğal gaza %50 zam yapılacakmış yeni yılda.
haber yorumcularından biri "size verdiğim oylar haram olsun" demiş.
vermeyeydin, aklın nerdeydi dedim içimden.
ama onlar kuruysa, biz de yaşız blog.
canım sıkılıyor.
şu dünyanın süsü olan hayvancıklar var ya,
hah işte onlar bile dert kaynağı artık.
magissa son günlerde bahsetti hani, bu lanet olası sirk eziyetlerinden
ve dahasından....
işkence ile öldürülen, öldürülmekten beter edilen o masum canların deney merkezlerindeki yaşamlarından.
midem kasılıyor, kusacak gibi oluyorum blog.
ağlamıyorum ama gözlerim yaşla doluyor.
içimden kin, hırs, intikam duyguları yükseliyor.
insan olmaktan değil hayır ama
insanlığın durumundan utanıyorum.
güvercini ürkütmeyeyim yazık şimdi konmuş oraya diye pencere açmayan ben,
bir insanı içimin yağları eriye eriye yüz parçaya ayırıp aç hayvanlara yedirme arzusuyla yanıyorum.
e ben de nihayetinde 6 karış 4 parmak, 47-48 kilo bir insanım.
bu kadar yoğun duyguyu kaldıramıyorum.
çöküyorum.
sıkılıyorum blog.
gönlümden geçenin yüzde birine yetecek param yok.
bana milyarlar milyarlar çıksın istiyorum piyangodan.
o kadar çok para istiyorum yani, kazanılamayacak kadar çok.
iddiaya girdim allahlan. (tövbeeeee....)
ama yok o biliyor ya içimi, kızmıyor bana.
allahım yaaa, dedim ona.
bak bi ver bana para, yemin olsun layıkıyla kullanıcam, hiç de şaşırmıycam, telefonuma pırlanta, tuvaletime plazma taktırmıycam dedim.
duymuştur muhakkak,
bekliyorum.
bekliyorum da, bunalıyorum blog.
bunaldıkça ne yapacağımı şaşırıyorum galiba.
dün duştan sonra, biraz kuruyan saçlarımı büktüm.
ufak ufak tutamlar yaptım, kendi etrafında büke büke döndürüp, etrafında dolayıp tepeme tokaladım.
yattım da öyle.
sabah da kalktım.
ayna karşısına geçip çıkardım sayısını bilmediğim tel tokaları.
saçlar fark etmemiş olacak, kıpırdamadılar.
elimle müdahele ettim, dağıttım, açtım.
bi gör ne oldu!
bonus reklamlarının yeni yüzü gibi oldum.
yusyuvarlak, dapdağınık, kıpkıvırcık.
öyle de geldim işe.
sel beğendi beğenmesine, kaçınılmaz olarak ama..
şirket soförlerinden ipraam abi "saçın dağılmış" dedi bana 8)
evet, bonustan teklif geldi, bir gün böyle gezersem 5 lira bonus yükleyeceklermiş kartıma dedim.
5 miiii.. yapmasaydın ben 10 lira verirdim dedi.
e iyi bugün 5 bonustan, yarın 10 senden.. geçinir giderim dedim.
o haldeyim blog, anla beni.
özetle, çok canım sıkılıyo benim.
o yüzden öyle afilli bi yazı bekleme benden e mi.
kendi kendini oyalayacak bişeyler bul hatta.
ben bi ara gelirim.
hadi öptüm seni.
9 Aralık 2009 Çarşamba
7 Aralık 2009 Pazartesi
bugün böyle...
bugün böyle. canlı yayındayım:
09:25
işe geldim masama oturdum, bilgisayarın açılmasını beklerken esra ile hafta sonu kritiği yaptık. lafladık biraz.
09:35
türkan geldi ve "saklambaç maman var mı" dedi. normalde mantıksız gelebilecek bu laf, tarafımdan gayet mantıklı biçimde cevaplandı: "arabada olacaktı biraz, getireyim"
bizim kızın maması kalmamış, dışarda, kapının önünde 4 göz bekliyor. arabaya gittim, mama alıp geldim, miyyv,moouv,miii,meeevv...lafları arasında boşalttım mamayı, nefessiz daldı mamaya 8)
10:05
ayşearman kişisinin yazısını okuyup "len, hayatın anlamını burda mı bulurum ki? evet evet ben de beyin tekniklerine dalacam, bundan sonra korkun benden" dedim kendi kendime.
10:06
anam zor iş bu beee... bu yaştan sonra beynimde ekran görecem diye beyaz ışığa kavuşmayayım temelli.
10:35
annemden mail geldi. ona cevap yazdım.
10:42
ben pencere önünde oturuyorum ya, sabah geldiğimden beri de jaluziler kapalıydı. şimdi yarım açtım. bi açtım ki tam camın önündeki sandalyenin üstünde kedoş oturuyor. bi an göz göze geldik. şirin suratına bakıp gülümsedim. işte bu yüzden az paraya çalışıyorum burda. üüfffff.....
11:40
an be an yeni olaylara, gelişmelere, süprizlere gebe bir gündem yaşıyorum da, canlı yayın yapacakmışım! peeeh. şu bir saat içinde ne oldu peki? iyi aferim sen bunu düşüne dur iki saat sonra buluşuruz! sersem saklambaç!
12:05
bu yoğun gündem biraz dinlenmeye muhtaç tabi ki. şu saate kadar yaşadıklarıma bakan her bünye bunun böyle olması gerektiğinde hem fikir olacaktır değil mi a canlarım! öğle tatili oldu, çıkıyorum ben. gidip kendime sessiz ve rahat bir köşe bulup -ki köşe olmasa da olur- kitap okuyacağım. sonra gelir, kaldığım yerden devan ederim bu renkli, olaylı, fırtınalı yaşama 8)
13:33
gittim okuma mekanıma, havanın dışarda oturmaya müsait olduğunu düşünüp kendimi palto ile dürüm yaptım. zira üstümde kısa bi şort var. şu etli butlarımın, çarpık bacaklarımın ona buna görünmesinden rahatsızlık duyuyor değilim lakin, oturduğum sallanan koltuğun üstünde minder yok. e metal iskelet de haliyle biraz soğuk oluyor. o sebeplen sarıldım, sarmalandım. kitap okudum, bişeyler yedim, müzik dinledim, annemle, kardişle ve sel ile telefon görüşmeleri yaptım yerime geldim, lokum yedim, rujuma baktım, çıkmamış, sevindim. bu kadar yoğun geçen bir buçuk saatin yorgunluğuyla yazıyorum size. az önce güneş açtı. ay severim ben bunu. nasıl da güzel açarmış, nasıl da ışıl ışıl parlarmış, aman da aman diyerek iltifat ettim kendisine. mahcup bişey olsa gerek, utanıp geri kaçtı. manyak! diyip sinirlendim. yarım açık duran jaluziyi kapattım. işime odaklanayım bari. püüff...
15:04
kısa bir çalışma toplantısından çıkıp oda arkadaşım olan kızlardan biriyle lafladım. bir köşe yazarına mail döşenmiş, bana okuttu. güzel dedim 8) ağzımdaki karpuzlu sakız tadı azalmıştı, tazeledim. masamda duran aynaya baktım, gözünü sevdiğimin ruju öyle narçiçeği narçiçeği sırıttı bana. bak işte sonra neden palak ruj sevmiyorum diye açıklamam gerekiyor kozmetik satıcılarına. bu yüzden işte! sür parlak ruju, ilk çayda vedalaş, oysa bu mat serisi öyle mi ya! sabah sürdüm hala benimle.
sel kocası aşkını ilan etmek için telefon etti. iyi tamam o zaman dedim. allah müstehakımı vermesin! 8)
16:06
sıkıldım sıkıldım işim yok diye mızıklanır mısın gidip gidip. aferim. böyle ol. ol da gör gününü!
zaten sabah saç düzleştirici kullanarak itina ile kıvırıp dalgalandırdığım saçlarım, itina ile inerek mısır püskülüne benzedi, canım sıkkın. sıfatımda bozulmayan tek şey şu ruj. sırf sıfatım değil, moralim de bozuldu zaten. ikisi berabere. sıfat:1 - moral:1 - saklambaç:0
karnım desen aç. kemirmekte olduğum ve kırıntıları ile üstündeki haşhaşların heryere döküldüğü şu galeta da nefsimi köreltmekten aciz. bi nutella olaydı da bandıraydım, tadından yenmezdi bu kuru galeta şimdi. evdeki nutellayı da adına sel dediğimiz zayıf insan saklamış benden. hak ettim ama ben. ona da söylendim çünkü. niye? şu sebepten: kendi acizliğimi bildiğimden eve nutella falan almıyorum ben. ama sel adlı kilo alamayan kişinin iyi niyetli ablaları utanmadan, çekinmeden 1 kavanoz nutella almışlar bize. öte beri almıştık, bunları da size aldık" diye elimize tutuşturdukları poşetin içinden nutella da çıktı. kendilerine " ay ne gerek var, hay allah, niye aldınız" diye kibar kibar sitem etmş olsam da, yalnız kalınca sel'e söylendim: "alkolik adama bi şişe rakı götürmek gibi bişey bu yaaa... ben kilo almayayım diyorum, ablanlar nutella alıyor" diye. demez olaydım. her ne kadar söylensem de çaktırmadan parlayan gözümden anlaşılacağı gibi, açıp kaşıkla dalmayı hayal ettiğim o güzelim kavanozu saklamış sel olacak kilolara gelesi bünye!!! üüff..
16:20
deminden beri ne anlatıyorum ben yaa. ne alakası var şimdi burda? en iyisi gidip meyve soyayım. biizm odanın geleneksel meyve yeme saati gelmiş de geçiyor. bakiym, kızlardan biri burda değil, toplantıda herhal. öbürünü dürteyim de gidip mutfakta vakit geçiririz hem biraz.
17:40
bakınız ne kadar güzel bir saat, ne kadar tatlı bir dakika. saat 18 itibariyle dışarı salınacak insan güruhu için ne kadar sevinçli bir zaman 8)
ay zaten bıraktım çalışmayı ben yaa. gülmece eğlenmece modundayım. kızlardan biri çöpçatanlık konusunda kariyer yapmaya karar verdiydi. bu sebeple de sağdan soldan, etraftan, aile çevresinden, şirketten falan bulduğu bekar çoluk çocuğun çöpünü çatmak için harekete geçmişti. bu çalışma sonucu olarak da şirketten bi evladımla, ahbap çevresinden bi kızceğize pazar günü görüşme ayarlamıştı. konu ordan açıldı bi zaten, ne oldu diye... ordan da gevşedi gitti artık. öyle söyliyim. zaten 15 dakika sonra "bugün de bana ayrılan sürenin sonuna geldim" modunda kaçıp gidecek olduğumdan dolayı, yaydım kendimi. dedim şu saçma sapan yazıma da bir nihayet vereyim de, utanmazlığım devam etmesin.
efendiiim...
macera, coşku, atraksiyon, neşe, kahkaha, gizem ve heyecan dolu bu sıradan günüme şahitlik etmiş olduğunuz için şu anda hissettiğiniz yorgunluk ve sersemlik normaldir. her bünye böyle bir günün ritmine dayanamaz elbet. olsun. derin nefes alın 3-5 kere. kendi sakin ve rutin yaşamınıza dönün.
ben yarın, bilemedin öbürgün, hadi ben de bilemedim 2 gün sonra falan yine burda olurum.
en içten duygularla, teklifsizce öperim.
8)
09:25
işe geldim masama oturdum, bilgisayarın açılmasını beklerken esra ile hafta sonu kritiği yaptık. lafladık biraz.
09:35
türkan geldi ve "saklambaç maman var mı" dedi. normalde mantıksız gelebilecek bu laf, tarafımdan gayet mantıklı biçimde cevaplandı: "arabada olacaktı biraz, getireyim"
bizim kızın maması kalmamış, dışarda, kapının önünde 4 göz bekliyor. arabaya gittim, mama alıp geldim, miyyv,moouv,miii,meeevv...lafları arasında boşalttım mamayı, nefessiz daldı mamaya 8)
10:05
ayşearman kişisinin yazısını okuyup "len, hayatın anlamını burda mı bulurum ki? evet evet ben de beyin tekniklerine dalacam, bundan sonra korkun benden" dedim kendi kendime.
10:06
anam zor iş bu beee... bu yaştan sonra beynimde ekran görecem diye beyaz ışığa kavuşmayayım temelli.
10:35
annemden mail geldi. ona cevap yazdım.
10:42
ben pencere önünde oturuyorum ya, sabah geldiğimden beri de jaluziler kapalıydı. şimdi yarım açtım. bi açtım ki tam camın önündeki sandalyenin üstünde kedoş oturuyor. bi an göz göze geldik. şirin suratına bakıp gülümsedim. işte bu yüzden az paraya çalışıyorum burda. üüfffff.....
11:40
an be an yeni olaylara, gelişmelere, süprizlere gebe bir gündem yaşıyorum da, canlı yayın yapacakmışım! peeeh. şu bir saat içinde ne oldu peki? iyi aferim sen bunu düşüne dur iki saat sonra buluşuruz! sersem saklambaç!
12:05
bu yoğun gündem biraz dinlenmeye muhtaç tabi ki. şu saate kadar yaşadıklarıma bakan her bünye bunun böyle olması gerektiğinde hem fikir olacaktır değil mi a canlarım! öğle tatili oldu, çıkıyorum ben. gidip kendime sessiz ve rahat bir köşe bulup -ki köşe olmasa da olur- kitap okuyacağım. sonra gelir, kaldığım yerden devan ederim bu renkli, olaylı, fırtınalı yaşama 8)
13:33
gittim okuma mekanıma, havanın dışarda oturmaya müsait olduğunu düşünüp kendimi palto ile dürüm yaptım. zira üstümde kısa bi şort var. şu etli butlarımın, çarpık bacaklarımın ona buna görünmesinden rahatsızlık duyuyor değilim lakin, oturduğum sallanan koltuğun üstünde minder yok. e metal iskelet de haliyle biraz soğuk oluyor. o sebeplen sarıldım, sarmalandım. kitap okudum, bişeyler yedim, müzik dinledim, annemle, kardişle ve sel ile telefon görüşmeleri yaptım yerime geldim, lokum yedim, rujuma baktım, çıkmamış, sevindim. bu kadar yoğun geçen bir buçuk saatin yorgunluğuyla yazıyorum size. az önce güneş açtı. ay severim ben bunu. nasıl da güzel açarmış, nasıl da ışıl ışıl parlarmış, aman da aman diyerek iltifat ettim kendisine. mahcup bişey olsa gerek, utanıp geri kaçtı. manyak! diyip sinirlendim. yarım açık duran jaluziyi kapattım. işime odaklanayım bari. püüff...
15:04
kısa bir çalışma toplantısından çıkıp oda arkadaşım olan kızlardan biriyle lafladım. bir köşe yazarına mail döşenmiş, bana okuttu. güzel dedim 8) ağzımdaki karpuzlu sakız tadı azalmıştı, tazeledim. masamda duran aynaya baktım, gözünü sevdiğimin ruju öyle narçiçeği narçiçeği sırıttı bana. bak işte sonra neden palak ruj sevmiyorum diye açıklamam gerekiyor kozmetik satıcılarına. bu yüzden işte! sür parlak ruju, ilk çayda vedalaş, oysa bu mat serisi öyle mi ya! sabah sürdüm hala benimle.
sel kocası aşkını ilan etmek için telefon etti. iyi tamam o zaman dedim. allah müstehakımı vermesin! 8)
16:06
sıkıldım sıkıldım işim yok diye mızıklanır mısın gidip gidip. aferim. böyle ol. ol da gör gününü!
zaten sabah saç düzleştirici kullanarak itina ile kıvırıp dalgalandırdığım saçlarım, itina ile inerek mısır püskülüne benzedi, canım sıkkın. sıfatımda bozulmayan tek şey şu ruj. sırf sıfatım değil, moralim de bozuldu zaten. ikisi berabere. sıfat:1 - moral:1 - saklambaç:0
karnım desen aç. kemirmekte olduğum ve kırıntıları ile üstündeki haşhaşların heryere döküldüğü şu galeta da nefsimi köreltmekten aciz. bi nutella olaydı da bandıraydım, tadından yenmezdi bu kuru galeta şimdi. evdeki nutellayı da adına sel dediğimiz zayıf insan saklamış benden. hak ettim ama ben. ona da söylendim çünkü. niye? şu sebepten: kendi acizliğimi bildiğimden eve nutella falan almıyorum ben. ama sel adlı kilo alamayan kişinin iyi niyetli ablaları utanmadan, çekinmeden 1 kavanoz nutella almışlar bize. öte beri almıştık, bunları da size aldık" diye elimize tutuşturdukları poşetin içinden nutella da çıktı. kendilerine " ay ne gerek var, hay allah, niye aldınız" diye kibar kibar sitem etmş olsam da, yalnız kalınca sel'e söylendim: "alkolik adama bi şişe rakı götürmek gibi bişey bu yaaa... ben kilo almayayım diyorum, ablanlar nutella alıyor" diye. demez olaydım. her ne kadar söylensem de çaktırmadan parlayan gözümden anlaşılacağı gibi, açıp kaşıkla dalmayı hayal ettiğim o güzelim kavanozu saklamış sel olacak kilolara gelesi bünye!!! üüff..
16:20
deminden beri ne anlatıyorum ben yaa. ne alakası var şimdi burda? en iyisi gidip meyve soyayım. biizm odanın geleneksel meyve yeme saati gelmiş de geçiyor. bakiym, kızlardan biri burda değil, toplantıda herhal. öbürünü dürteyim de gidip mutfakta vakit geçiririz hem biraz.
17:40
bakınız ne kadar güzel bir saat, ne kadar tatlı bir dakika. saat 18 itibariyle dışarı salınacak insan güruhu için ne kadar sevinçli bir zaman 8)
ay zaten bıraktım çalışmayı ben yaa. gülmece eğlenmece modundayım. kızlardan biri çöpçatanlık konusunda kariyer yapmaya karar verdiydi. bu sebeple de sağdan soldan, etraftan, aile çevresinden, şirketten falan bulduğu bekar çoluk çocuğun çöpünü çatmak için harekete geçmişti. bu çalışma sonucu olarak da şirketten bi evladımla, ahbap çevresinden bi kızceğize pazar günü görüşme ayarlamıştı. konu ordan açıldı bi zaten, ne oldu diye... ordan da gevşedi gitti artık. öyle söyliyim. zaten 15 dakika sonra "bugün de bana ayrılan sürenin sonuna geldim" modunda kaçıp gidecek olduğumdan dolayı, yaydım kendimi. dedim şu saçma sapan yazıma da bir nihayet vereyim de, utanmazlığım devam etmesin.
efendiiim...
macera, coşku, atraksiyon, neşe, kahkaha, gizem ve heyecan dolu bu sıradan günüme şahitlik etmiş olduğunuz için şu anda hissettiğiniz yorgunluk ve sersemlik normaldir. her bünye böyle bir günün ritmine dayanamaz elbet. olsun. derin nefes alın 3-5 kere. kendi sakin ve rutin yaşamınıza dönün.
ben yarın, bilemedin öbürgün, hadi ben de bilemedim 2 gün sonra falan yine burda olurum.
en içten duygularla, teklifsizce öperim.
8)
2 Aralık 2009 Çarşamba
şimdi
günün "şimdi"sini yazmak üzere huzurunuzda bulunuyorum muhterem kariler.
kızlardan biri geldi "efkarım birikti durmaz içimde" diye bi şarkı vardı neşe karaböcek miydi neydi, sabır taşı mıydı, dilek ağacı mıydı neydi dedi.
hemmencik internet araştırmamızı yapıp bulduk:
neşe değil gülden karaböcek imiş.
dilek taşı.
bildiniz mi
hah işte onu dinleyip, acıklı bir bakışla yutkunuyorum.
yok şarkıya hisleniyor olduğumdan değil de,
boğazım acıyo.
zavallı bünyem tişortla terlerken, ertesi gün palto ile üşümeye dayanamadı galiba.
sel de hasta zaten.
onun da boğazı gidik.
birbirimizin ateşine bakıyoruz, bişey yok.
domuz momuz değiliz diyoruz.
iyiyiz.
birazdan çıkarım.
ay allah sizi inandırsın ev bir piiiiis, bir dağınıııık, bir kötüüüü...
dün kardeşle kısçeyi çağırdık yemeğe, evin rezaletine aldırmadan.
onlar gelmeden önce bulaşık makinasını çalıştırdığımız için de yemek bulaşıkları olduğu gibi ortada kaldı.
onlar gittikten sonra da, makinayı boşaltıp yerleştirmedik
oldu mu sana tezgah üstü çıfıt çarşısı, çingene çadırı
ne varsa ortada
yağlı mağlı bulaşıklar, tatlı kaseleri, meyve çöpleri üstüne sabahki kahvaltı tabakları, yetmedi sıcak şaraptan çıkmış pörsük elmalar, portakallar, sağa sola serpilmiş kabul tarçınlar....
bööööğğkkk....
bi de utanmadan yazdım ya, yuh olsun bana.
ay neyse, işte eve gidince daha bismillah ayakkabıyı çıkartıp mutfağa girişmemiz lazım.
öfff...
ya da dur, ben üstümü başımı değişip, makyajımı falan temizleyene kadar sel halletsin o işleri.
evet evet bu iyi fikir 8)))
oldu o zaman 8)
kızlardan biri geldi "efkarım birikti durmaz içimde" diye bi şarkı vardı neşe karaböcek miydi neydi, sabır taşı mıydı, dilek ağacı mıydı neydi dedi.
hemmencik internet araştırmamızı yapıp bulduk:
neşe değil gülden karaböcek imiş.
dilek taşı.
bildiniz mi
hah işte onu dinleyip, acıklı bir bakışla yutkunuyorum.
yok şarkıya hisleniyor olduğumdan değil de,
boğazım acıyo.
zavallı bünyem tişortla terlerken, ertesi gün palto ile üşümeye dayanamadı galiba.
sel de hasta zaten.
onun da boğazı gidik.
birbirimizin ateşine bakıyoruz, bişey yok.
domuz momuz değiliz diyoruz.
iyiyiz.
birazdan çıkarım.
ay allah sizi inandırsın ev bir piiiiis, bir dağınıııık, bir kötüüüü...
dün kardeşle kısçeyi çağırdık yemeğe, evin rezaletine aldırmadan.
onlar gelmeden önce bulaşık makinasını çalıştırdığımız için de yemek bulaşıkları olduğu gibi ortada kaldı.
onlar gittikten sonra da, makinayı boşaltıp yerleştirmedik
oldu mu sana tezgah üstü çıfıt çarşısı, çingene çadırı
ne varsa ortada
yağlı mağlı bulaşıklar, tatlı kaseleri, meyve çöpleri üstüne sabahki kahvaltı tabakları, yetmedi sıcak şaraptan çıkmış pörsük elmalar, portakallar, sağa sola serpilmiş kabul tarçınlar....
bööööğğkkk....
bi de utanmadan yazdım ya, yuh olsun bana.
ay neyse, işte eve gidince daha bismillah ayakkabıyı çıkartıp mutfağa girişmemiz lazım.
öfff...
ya da dur, ben üstümü başımı değişip, makyajımı falan temizleyene kadar sel halletsin o işleri.
evet evet bu iyi fikir 8)))
oldu o zaman 8)
2aralık1derelik
başlığın saçmalığına takılmayın.
diyeceklerini belli bir başlık altında toplayabileceğine inancı olmayan şahsımın bari tarih atayım diyerek girişmekle beraber, anında cıvıttığının kanıtı, ve hatta bunu açıklama çabasını bile nihayete erdiremeyecek kadar saçmaladığımın ispatıdır şu manasız cümle. (hı?)
söyleyecek lafım yok, yazacak takatim yok yine de bi yazma çabası, bi gevezelik isteği. 8(
dur o zaman şeyi diyim bari:
bayramda antalyaya gittik biz.
daha doğrusu arife günü aniden antalyaya kaçtık biz.
önceden planlamamıştık.
zaten paramız yoktu.
gel gör ki sel kişisi gerginlikten yarılmış durumda.
dedi ki "benzin param var, kaçalım!"
canıma minnet.
çerçey kokusu burnumda tütmüş zaten.
annem-babam-fundam orda zaten.
sel'in cümle sülalesi burda zaten
ben kaçmıyım kim kaçsın.
sağolasıca koca kişisi de kaçalım diyinceeee
attık çantaya 2pantolon 2kazak
yola!
gece 4 falandı eve ulaştığımız.
çaldık kapıyı, her şeyden habersiz uykuda olan ev halkının kulağına kulağına!
meraklı, temkinli, hayırdır'lı bakışlarla açıldı kapı.
aman bir şenlik bir şenlik.
e sevindiler tabi, çok şahane rol yapmıyorlardıysa 8)
o değil de,
yav zarıl zarıl kapı çaldık, açıldı, bağrış çağrış gürültü kahkaha falan...
kapıya en yakın odada yatan anneannemin ruhu duymadı be!
nasıl uyumaktır o yarebbim, gece yarısı 1 saat bağrıştık evde de, kadınceğiz ancak bayram sabahı şaşırdı bize. 8))
neyse işte,
öpüş koklaş faslı sonrası yattık 1-2 saat uyuduk.
oy çerçeyyyiiiiiimm oy kuzuuuuuum, oy datlıııııım, kediler padişahının kızı prensesiiiiimm...
bizim odamızda uyuyormuş meğer.
öpmelere doyamadım, oyyşş. bak vallaha da ağzım sulandı şimdi ha!
valla bütün bayram oturduk desem yeridir.
her gün gittik sel ile beraber deniz kıyısına, attık kendimizi bi sallanan koltuğa, artık çaydır kahvedir, koladır, biradır allah ne verdiyse...
açtık kitabımızı.
güneşe oramızı buramızı vere vere okuduk saatlerce.
aman bi güzel oldu bi güzel oldu.
üüffff....
(ses efekti yanlış verilmedi, güzel bişey anlatırken de üfff denir gayet normal.)
sonracığıma....
ay yazasım yok yaaaa..
valla bak.
bu yani.
gittik, şaşırttık, güneşlendik, yedik içtik, okuduk.
uzatamıycam kaçtım ben.
içim sıkılıyor zaten burda.
hadi.
gelirim yine.
diyeceklerini belli bir başlık altında toplayabileceğine inancı olmayan şahsımın bari tarih atayım diyerek girişmekle beraber, anında cıvıttığının kanıtı, ve hatta bunu açıklama çabasını bile nihayete erdiremeyecek kadar saçmaladığımın ispatıdır şu manasız cümle. (hı?)
söyleyecek lafım yok, yazacak takatim yok yine de bi yazma çabası, bi gevezelik isteği. 8(
dur o zaman şeyi diyim bari:
bayramda antalyaya gittik biz.
daha doğrusu arife günü aniden antalyaya kaçtık biz.
önceden planlamamıştık.
zaten paramız yoktu.
gel gör ki sel kişisi gerginlikten yarılmış durumda.
dedi ki "benzin param var, kaçalım!"
canıma minnet.
çerçey kokusu burnumda tütmüş zaten.
annem-babam-fundam orda zaten.
sel'in cümle sülalesi burda zaten
ben kaçmıyım kim kaçsın.
sağolasıca koca kişisi de kaçalım diyinceeee
attık çantaya 2pantolon 2kazak
yola!
gece 4 falandı eve ulaştığımız.
çaldık kapıyı, her şeyden habersiz uykuda olan ev halkının kulağına kulağına!
meraklı, temkinli, hayırdır'lı bakışlarla açıldı kapı.
aman bir şenlik bir şenlik.
e sevindiler tabi, çok şahane rol yapmıyorlardıysa 8)
o değil de,
yav zarıl zarıl kapı çaldık, açıldı, bağrış çağrış gürültü kahkaha falan...
kapıya en yakın odada yatan anneannemin ruhu duymadı be!
nasıl uyumaktır o yarebbim, gece yarısı 1 saat bağrıştık evde de, kadınceğiz ancak bayram sabahı şaşırdı bize. 8))
neyse işte,
öpüş koklaş faslı sonrası yattık 1-2 saat uyuduk.
oy çerçeyyyiiiiiimm oy kuzuuuuuum, oy datlıııııım, kediler padişahının kızı prensesiiiiimm...
bizim odamızda uyuyormuş meğer.
öpmelere doyamadım, oyyşş. bak vallaha da ağzım sulandı şimdi ha!
valla bütün bayram oturduk desem yeridir.
her gün gittik sel ile beraber deniz kıyısına, attık kendimizi bi sallanan koltuğa, artık çaydır kahvedir, koladır, biradır allah ne verdiyse...
açtık kitabımızı.
güneşe oramızı buramızı vere vere okuduk saatlerce.
aman bi güzel oldu bi güzel oldu.
üüffff....
(ses efekti yanlış verilmedi, güzel bişey anlatırken de üfff denir gayet normal.)
sonracığıma....
ay yazasım yok yaaaa..
valla bak.
bu yani.
gittik, şaşırttık, güneşlendik, yedik içtik, okuduk.
uzatamıycam kaçtım ben.
içim sıkılıyor zaten burda.
hadi.
gelirim yine.
26 Kasım 2009 Perşembe
yazarınız yazılarına teee öbür haftaya kadar ara vermiştir
valla hiiiç ekran-klavye ikilisiyle haşır neşir olasım yok.
zaten bugün de yarım gün diye bi boşvermişlik, bi tatil havası, bi cuma modu içersindeyim.
hadi saat 13:00 olsun da gideyim isteğindeyim.
amaaaaa
elbet gitmeden bi kase taze öpücük (sınırlı sayıda)
bi kase çikolata (sınırsız sayıda)
bi şişe lavanta kolonyası (e bi şişe işte)
yeteri kadar da etiketlenmiş sarılıp sarmalama kucağı (etiketlenmiş zira rasgele gelip uğrayanlarla sarmaş dolaş olmayayım fuzuli) bırakıyorum.
muhattapları kendini bilir.
bayramınızı samimiyetle kutluyorum.
bayram psikolojisi içersinde geçsin dilerim şu 4 gün.
salıya görüşürüz inşallah
amin.
8)
zaten bugün de yarım gün diye bi boşvermişlik, bi tatil havası, bi cuma modu içersindeyim.
hadi saat 13:00 olsun da gideyim isteğindeyim.
amaaaaa
elbet gitmeden bi kase taze öpücük (sınırlı sayıda)
bi kase çikolata (sınırsız sayıda)
bi şişe lavanta kolonyası (e bi şişe işte)
yeteri kadar da etiketlenmiş sarılıp sarmalama kucağı (etiketlenmiş zira rasgele gelip uğrayanlarla sarmaş dolaş olmayayım fuzuli) bırakıyorum.
muhattapları kendini bilir.
bayramınızı samimiyetle kutluyorum.
bayram psikolojisi içersinde geçsin dilerim şu 4 gün.
salıya görüşürüz inşallah
amin.
8)
25 Kasım 2009 Çarşamba
iş-güç-kedi-hava-bayram-tatlı
dünkü yazımda dile getirdiğim ve "eeehh.. yakarım ulen bu şirketi" minvalindeki hislerim değişmiş değil.
bu mevzuda görüşmek ve yer yer köpürmek, yer yer "e ama canım kardeşim" kıvamında sitem etmek üzere dün ayarlamış olduğumuz, bugün tarihli öğle yemeği ve kurultay ise, bahtsız saklanbacınızın bir bahtsızlık örneği olarak bayram sonuna ertelenmiş durumda. zira katılımcılardan biri aniden ortaya çıkan bir ailevi durumu sebebiyle şirketi terk etmek zorunda kaldı erken saatte.
"çok üzgünüm, yarın öğlen yapsak olur mu" teklifi ise kabul görmedi çünkü e yarın zaten arife anacım, gideciz öğlen, ne durayım burda.
neysss..
bu ka bekleyen şahsım 3-5 gün daha bekler.
öğlen tatilimi madem boşa çıkardım, e madem de hava günlük güneşlik, madem kitabım da var, e ne duraydım, helva yapsaydım ya.
gittim yaydım kendimi bi yere, kitap okudum. işime faydası olmadıysa da bana oldu.
geri geldim şirkete.
sel'i aramak için dışarı, kapının önüne çıktım. kedoş yan cenahındaki tüm tüyleri paçama sıvamak suretiyle bir geçiş gerçekleştirdi, yetinmedi, döndü bir daha süründü. e aferim, kadir kıymet bilen bi kedi demek ki.
neden mi kadir kıymet?
e ben söylemedim di mi?
pazar günü sel 2-3 saat uğraşıp, kesip, biçip, delip, çakıp, testereler, vidalar, matkaplar, yalıtım malzemeleri.. falan uğraşıp ona bi kulübe yaptı.
kedi kulubesi mi olurmuş deyip geçmeyin, baya konut oldu.
bak yan tarafta resmini gördüğünüz, neredeyse masa boyunda, üst üste 3 kedinin ayakta durabileceği yükseklikte bir kulübe yaptı. bir kedi değil, 5 kedi + ortancalarından bir köpek güzelce yaşar içinde 8)
malum kış geliyor. bu kedoşcuk da artık şirketin demirbaşı bi kedicik. sokak kedisi desen değil, ama ev kedisi konforuna da sahip değil. yazın mutlu mesut yaşar, çimenlerde göbek ısıtırken, kışın soğukta büzüşüp, bi karton kutunun, içine konan bi eski kazağın falan üstüne uyumaya çalışıyordu.
söyledim sel'e. şuna yağmurdan sudan soğuktan etkilenmeyecek bi şey yapsak diye. hah işte, o da şahane malzemeler almış geldi.
su geçirmez OSB ahşap denen bi malzemeden kulübenin dışını yaptı, fombort denen yalıtım malzemesiyle de içini kapladı. mis gibi sıcak bi yuva oldu kediciğe. getirdik pazar günü şirkete, koyduk. kedicik mutlu. artık bu doğurur da valla 8))
ay neyse yaa.. amma uzattım, ne diyordum.
ha sel'le konuştum işte. stres, mtres.. valla bu adam stresten, sıkıntıdan, gerginlikten ve endişeden ölmezse (allah muhafaza), bi insan bunlardan ölmüyor demektir. daha fazlası zor olur çünkü.
o değil de,
bayram da geliyor.
telefonu, kapıyı, hatta akşamları ışığı falan kapatıp oturasım var. ne bi yere gidesim, ne birine tatlı ikram edesim, ne de bayramlık giyesim var. bayramlık mı.. hahahhaaa. diye gülünmesin rica ederim. bayramda bayramlık giyilsin! haaa ben giymem o ayrı!
huzurlarınızdan ayrılmadan evvel, bir bayram datlısı tarifi de vermek suretiyle ağızlarımız tatlansın temennisine katkıda bulunmak istedim. ben yaptım hemencik, çok güzel oldu valla.
şöyle ki:
marketten bi tahin helvası alınır.
afiyetle yenir 8)))
hahhaaaa.. yok yav şaka şaka... daha zahmetli bişey.
marketten helvayı aldınız mı, bunu bi ufalıyormuşsunuz, artık çatal matal.
sonracığıma içine bir portakal suyu sık.
sıktın mı.
portakalın kabuğunu da rendele.
baktın zor oluyor, ulen önce kabuğu rendeleyeydim keşke diyorsun,
bi daha sefere öyle yap 8)
kabuğu rendeledin, suyu da sıktın, bunu da karıştırdın mı?
koy bunları tek kişilik fırın kaplarına (tek kişilik kabım yok diyorsan, vazgeçme, normal bi kaba koy. ehemniyetli olan kap değil, içi zaten. kabı yemiyeceksin)
at anacım onları fırına.
bekle ha, unutup gitme, 10 dakkada oluyor zaten.
beyle köpür köpür, kabarık bişey fokurduyor.
çek al fırından.
cazibeye kapılıp da kaşığı daldırma ama hemen
bak tat memeciklerini yakarsın, günlerce geçmez sızısı, söylemedi deme.
az bi bekle ılısın.
yi sonra.
ay pek güzel oldu kııızzzzz.....
8))))
muhtelif konulardan derlediğimiz bugünkü yazımızı da sonlandırken,
sabah sürmüş olmama rağmen, üzerine far da sürdüğüm için (evet ruj üstü far. noolmuş!) hala dirayetli biçimde mevcudiyetini koruyan kırmızı rujumla öperim.
8)
24 Kasım 2009 Salı
bi başlık yok. burundan soluma sesi efekti bulamadım zira.
bak sinirleniyorum ama.
ve sinirlenmiş bi saklambaç, gerçekten yıkıcı, yıpratıcıdır.
inanmayan sel'e sorsun.
ve ben şimdi sinirlendim.
bu şirketin kifayetsiz yönetim denemelerinden,
her bir sürecin acıklı gelişiminden,
kör tuttuğunu öper tarzı yaklaşımlardan daraldım artık.
kulağımda çalıp duran en huzurlusundan klasik müzik terapisi bile zerre fayda sağlamadığına göre,
gerçekten kızdım artık.
tekrar ediyorum:
sinirlenmiş bir saklambaç yorganı, evi bırak mahalleyi yakar.
biline!
not: hayır sen bilsen, ben bilsem, sel bilse ne olacak, bilmesi gerekene söylesene saklanbacım mı dediniz.
dur söyliycem de, alıştırma yapıyorum ayna karşısında 8)
ve sinirlenmiş bi saklambaç, gerçekten yıkıcı, yıpratıcıdır.
inanmayan sel'e sorsun.
ve ben şimdi sinirlendim.
bu şirketin kifayetsiz yönetim denemelerinden,
her bir sürecin acıklı gelişiminden,
kör tuttuğunu öper tarzı yaklaşımlardan daraldım artık.
kulağımda çalıp duran en huzurlusundan klasik müzik terapisi bile zerre fayda sağlamadığına göre,
gerçekten kızdım artık.
tekrar ediyorum:
sinirlenmiş bir saklambaç yorganı, evi bırak mahalleyi yakar.
biline!
not: hayır sen bilsen, ben bilsem, sel bilse ne olacak, bilmesi gerekene söylesene saklanbacım mı dediniz.
dur söyliycem de, alıştırma yapıyorum ayna karşısında 8)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)