21 Ağustos 2009 Cuma

bizimsel

genelde pek resim koymam bu sayfaya.
hani öyle ayan beyan net resimler
beni merak eden için şu yandaki avatar yeterli zaten.
fikir verir.
ama bazen sel'i de merak eden olabiliyor tabi.
bugün iyiliğim üzerimde.
ramazan felan ya, böyle bi paylaşım maylaşım duygularım kabardı zaar.
bizimsel'in bi resmini koyayım şuraya dedim.
hem tek resmini koyayım boydan.
hem de onu nasıl avucumun içine aldığımı gösteren bir resim koyayım.
hadi bu iyiliğimi de unutmayın.
böyle hizmet herkese nasip olmaz
hahaha 8))
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
!
resim 1: bizimsel boydan
(%30 güçlendirilmiş olduğu da yazıyor, gözden kaçmasın)



resim 2: avucumun içinde bizimsel 8)


ve fakat acıklı not: kendisi çin malıymış yahu!!! peeeehh.....

19 Ağustos 2009 Çarşamba

antalya

'daydım.
birazcık yüzdüm geldim.
zaten hepi topu 3-4 gün işte.
evet sel ile gittim.
vladimir müsait değilmiş 8P
ama antalyada gördüğüm her rus vatandaşına viloş'u sordum.
sel'le de paylaştım tabi bu hissiyatımı
e insan kocasından bişey saklamamalı tabi.
o da "sen mutlu olacaksan aradan çekilirim" dedi sağolsun.
eklemeden geçmedi "ama sen 15 sene sonra vladimir'in tekerlekli sandalyesini iterken, ben hala 20'lik çıtırları tavlayabilitesi olan biri olabilirim"
peeeh...

phaselis'e gittik.
sel kayalıklardan girmeye çalışırken ayağını kesti.
ben deniz yatağının üstünde geçmiştim o tehlikeli kısmı, bana bişey olmadı 8)
deniz yatağı faideli bi icat.
akvaryum gibi, aşağıya baka baka gidiyorsun şeffaf başlık kısmından.
binen için eğlenceli ama izleyenler için de eğlenceli sanırım.
zira gerek yatağa çıkmaya çalışırken, gerekse yatakta ters dönmeye çalışırkenki denge bulma çabası esnasında kişi epey maskara oluyor.
ha bi de bikininin üstünün epey sağlam olması gerek.
niye?
ben bi ara deniz yatağında debelenirken sel ilerden
-saklambaaaç..saklambaaaaaçç.... yakan, yakan... hiiişş... yakanı düzeeeelltt diye bağırıyordu.
yakalı bişey giymediğimden olsa gerek üstüme alınmadım.
meğer benim bikini üstü sıyrılmış, onu kastediyormuş.
ayol yaka ne! diye çıkıştım.
dekolte bi bluz giyersin de adam yakana dikkat et der, tamam.
bikini üstünün yakası mı olur 8))))
-e ne deseydim elalemin içinde? dedi
-alooo saklambaç, memeler ayan beyan oldu diye bağırsaydın, hemencecik düzeltirdim, hem de gülecem diye boğulayazmazdım dedim.
neyse.
gittik geldik işte.
devamını bayramda yüzerim inşallah.
-bak zaten doğru dürüst tatil yapamadık, bayram devamı alırım 3 gün daha izin, atarım kendimi yine denize dedim.
-iyi bakarız, dedi.
tabi bayrama ulaşabilmek için arada ramazanı geçirmek lazım.
ay o kısma hiç girmiyorum.
çok gözümde büyüyor oruç bu sene.
du bakali.

şimdi bi ziyarete çıkayım ben müsadenizle.
özledim yav 8)

13 Ağustos 2009 Perşembe

açık konuşayım.. 22 yaş farkı bana uyar.

çünkü neden?
baktım adam 52 doğumluymuş.
7 ekim.
bi de terazi burcu yani.
valla bence çok çekici.
yok yakışıklı değil belki ama
karizmatik.
açık konuşayım, bu durumda 22 yaş farka fark demem ben.
gelse bana yazılsa
ilan-ı aşk etse...
da! derim.
o kadar rusça biliyorum 8)
vladimir'i diyorum.
putin'i.
22 yaş bana uyar.
varım diyoooorrrr....
8))))

12 Ağustos 2009 Çarşamba

ee...daha daha nasılsınız?

çünkü yazacak lafım yok yine.
ama yazmayınca özlüyorum.
o zaman...
bahçeye bi kedi daha yamandı. ufaklık bişey. bir parmak boynu var. leopar desenli bi oğlan. pek şirin.
mevcut kız kedi biraz bozuldu gibi.
oda arkadaşlarımdan birinin sürekli olarak birileriyle toplantı yapıyor olması ve en fazla 3 kelimede bir "tamam mı" demesi feci bişey. eğer konuşan kendi değilse, karşıdakinin konuşmasının arasına girip "tamam mı" diyor. o derece!
geldiğimden beri istanbuldan aldığım öte beriyi giyiyorum. her biri iltfat topluyor. "1.5 yetale kreasyonu" diye ilan ettim kızlara. anacım 1.5 liraya alıp giyip de bakan gözlerde ışıltı görmek bi güzel ki anlatamam. sel de istanbul sana yaramış dedi 8)
sel diyince: mutfaktaki yazı tahtasına 4 yuvarlak çizip içine nokta koymuş, altına da bir sırıtan ağız şekli. dur bak şöyle bişey:

altına da
yolunu 4 gözle bekliyorum diye yazmış.
gördükçe sinirim bozuluyor gülüyorum.
ayıp olmasın diye silmediydim de,
ama çok korkunç yav, canavar gibi bişey 8)
dün akşam kardiş ve kısçe ile yemek yedik.
ilk misafirleri olduk yani.
gelin de yemek yiyelim diye çağırdılar.
babam, sel, kardiş, ben, kısçe.
rakı-balık yaptık.
evlerinde ilk yemek şerefine ve mutluluk daim olsun diye kadeh çarpıştırdık.
düğün dedikodusu yaptık.
vay beeee 8)) bu günleri de gördük ya..
şu 1.5 yetale kreasyonum var ya, bugün giydiğim şeyin yakasının içinden fil geçermiş. toparlayamıyorum. tamam bi omzu düşürdük ama sırt zaten bel çukuruma indi neredeyse. öf!
öğlen oldu gideyim de biraz kitap okuyayım bari. burada bi atraksiyon yok 8)
perma mı yaptısam ki? (biri perma yaptırmış burdan, kızceğize de hiç yakışmamış allah sizi inandırsın. zaten saç pek uzun değilmiş, hepten toparlanmış, rengi de pis ve yanık bi bakır. ama durup durup kendini seyrediyor cam yansımasında. o kendini seyrederken farkında olmayarak direk bana bakıyor ya, ben de onu seyrediyorum. demek ki beğenmiş yeni tipini. bu bile perma yaptırmış olmasını haklı çıkartır.)
sel'e sordum geçen, platin sarı yap, kestir dedi. manyak mı ne!
gideyim de üç lokma bişey yiyip, biraz da kitap okuyayım.
hiç çekinmem, muah diye öper giderim.
13:50
eklemesem olmaz 8)
çay almaya mutfağa gittim, mutfak kalabalık kenarda durdum biraz boşalsın diye.
bir çocukceğiz-ki kendisi herhalde 2 sene önce falandı bana gelip "söylemeden geçemiycem artık, 26 yaşındayım hayatımda sizin kadar güzel giyinen birini görmedim" deyü şahane bi iltifat etmişti.
çocukceğiz hayatında anasından başka bi beni mi gördü diye gıcık bir düşünceye kapılmamış, ne tip ortamlarda yetişmiş diye paranoya yapmamış, büyük bir memnuniyetle kabul etmiştim abartı iltifatını.
hah işte o çocuk.
beni kenarda beklerken görünce:
"harikasınız yine yalnız! geçen sene, bu sene, hep harikasınız her gün" dedi.
ah anam yaaaa... bu şimdi 28 de olmuştur. 8)
demek ki 1.5 yetale'lik siyah yazılı beyaz tuniğim
siyah taytım
siyah beyaz kalın halka bileziklerim
ve kıpkırmızı rujum
beni çıtır çocuklar liginde hayatta tutabiliyor
hahahaayy...
ama sel duymasın rica ediciim.
8)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

istanbul

'daydım.
hiç anlatmıycam kimleri gördüm, kimlere sarıldım öptüm.
gören var göremeyen var diye 8)
ama kayıtlı olsun burda tarih.
08.08.09 cumartesi günü.
öyle ışıltılı gözlere baktım ki,
çoğaldım geldim.
çok öperim.

4 Ağustos 2009 Salı

mola

ay üf kaçıyorum ben biraz..
kardişle kısçe erdi muradına, biz çıktık kerevetine ya,
kerevet rahat geldi, oturduk kaldık farkındaysanız.
ne bi yazı, ne macera, ne bi olay, ne bi laf.
millet tatilini bitirdi geldi neredeyse biz daha hayal faslına bile geçemedik.
eeehh.
kaçıyom ben.
sel'i burda babama bırakıyorum emanet.
babamı da çerçey kızıma.
annemle ben kaçıyoruz azıcık.
zaten pazara dönücem.
öyle uzağa kaçmıyorum yani de...
olsun.

bilin diye 8)
öpiym bi de.

(giderayak kafiye de yaptım bak, kıymetimi bil.)

30 Temmuz 2009 Perşembe

son bölüm

Artık eğlenebilirim 8)
Arkadaşlarımın durduğu bistro masaya geçiyorum.
Ağzım dilim kurumuş, içecek bişeyler alıyorum.
Müzik tarzı değişiyor.
Sırada tebrikleşme faslında çalınmasını arzu ettikleri eski 45’likler türünden parçalar var.
Bunlarla oynanmaz mı, oynanır elbet.
Dedim ya, arkadaşlarımın durduğu masadayım, bi kız arkadaşım ve ben yerimizde oynayıp duruyoruz şarkılara eşlik ederek.
Sel hala bişeylerin peşinde, neyin peşinde bilmiyorum.
Kim bişey istese ona gidiyor.
Arkadaşlarımdan erkek olanı: uzun ya, en önce o görünüyor, diyor.
Sel düğün süresince kısalmayacağına göre, pek yan yana takılamayacağız demektir.
Nitekim birkaç dakika sonra karka’lardan biri geliyor:
-saklambaç! Ya bu kısçe’nin çantası falan yok mu, takılar nereye konacak?
-vaaar diyorum. Yani vardı, nerde bilmem ki. Sel’e sorsana?
Ne alaka deme okuyucu, kısçe’nin gelin çantasını sel bulup getiriyor 8)
Gelin ve damat etrafta bulduklarını öpüp, tebrikleşme faslında.
Etrafta ilk etapta hep arkadaşlar olduğunu da hatırlatıyorum.
Zira, nikahtan 1 saat kadar sonra annem söyleniyordu:
-e biz öpüşmedik, bu şeyleri ne zaman taksak ki? 8)
Keyfim yerinde. Arada bir masadan uzaklaşıp bi kısım tanıdıkların yanına gidiyorum, iltifatları topluyorum (valla ayıptır söylemesi biri “masaldan çıkmış prenses gibisin” dedi. Bunu buraya kaydetmeyeyim de ne yapayım. İnsan allahın günü böyle iltifat toplamıyor malesef! )
Oynaya oynaya yürüyerek yine arkadaşların masasına geliyorum.
Ooo.. süper dedikodu dönüyor 8)
Arkadaşlarım bir çifte takılmış.Hani kardişin süpriz yapıp gelen yakışıklı arkadaşı vardı ya, ona.
Ona ve karısına.
Diyorlar ki:-şu çift aşırı aşık birbirine.
-evet, yeni evliler diyorum.
-Neeeaaaa.. evliler mi!! inanmam.
-valla evliler.
-vay bee... kız nasıl tavlamış o çocuğu? Gerçi güzel kız ama..
Arkadaşlarımın erkek olanı çocukta bi eksik olduğu, olması gerektiği konusunda ısrarlı.
-kız zengin, çocuk orta direk mi?
-yok valla, kızı bilmem de, çocuk çok zengin.
-hadi bee.. salak mı?
-yooo.. kardişin üniversiteden arkadaşı. Kafalı bi çocuk.
-alla allaaaa.. iş güç?
-çok karizmatik. Fısır fısır..
-e yok artık. Nası yaaa!
Erkek arkadaşım:
-hepsini geç, sadece o gözler bende olsa, hayatta da evlenmem kimseyle. kime baksa tavlar yahu, şahane gözleri var.
-valla şekerim durum bu. Çocuk aha da bu, ve evli işte!
-çok gösterişli bi çift. Pes diyorum!
Eğleniyorum.
Az önce haklarında konuştuğumuz çiftin yanına gidiyorum:
-saklambaç! Sen karımı ilk görüyorsun, nasıl güzel mi?
-çooook güzel.
-bak yaa! Kızım sen erkek tarafısın, eh sana layık değil ama.. falan desene 8)
Gülüyoruz, hoplaya zıplaya başka masaya geçmek üzereyim, ortalıkta durup oynayan gruba katılıyorum.
Babamın kuzenlerinden birinin kızı, kucağında bebeği ile oynuyor, aynı yaşlardayız.
-ne yani, bebek yaptık diye oynamayacak mıyız şekerim? ooh ohhhh....
-he valla, ooohhhhh..
-yalnız saklambacım, sana benden tavsiye, gez dolaş eğlen yapacağın her şeyi yap, bebek sonra. Hadi madi diyenlere hiiiç aldanma, oohhh..
-hay ağzına sağlık! -tabi tabi.. oohh. Laralay lay, laralaylom....
Oynuyorum.
Her şarkıya bağıra bağıra eşlik ediyorum.
Derken, fundam, annem, kuzen çocukları vs. herkes doluşuyor.
Gelin damat öpüş koklaş faslında,
Erkek tarafının bilcümle hatunları ortada kıvırıyor.
Yanımızdan geçerken 2 omuz sallayıp, kıvırarak geçiyor kısçe’cim.
Hadi bitsin bu fasıl da, esas eller havaya şarkılarına geçelim.
Ve bitiyor.
Şimdi pist tıkabasa.
Kardiş ve kankaları acayip danslarını yapıyorlar.
Ay bu çocuklar çok yaşasın! Her düğüne lazım bunlardan.
Kardiş yanıma geliyor
-şunu bi çıkar yaaa..
Ceketi zaten çıkartmış, papyonu sökmeye çalışıyor.
Biraz uğraşıp çıkartıyorum.
Elimde papyon bi yarım saat onu sallaya sallaya oynuyorum.Sonra sel’i görüp onun cebine atıyorum.......
Her hareketi, her kahkahayı, şımarmayı, içilenleri, yenilenleri.....Yazmıyım dimi canım okuyucum.
Zaten eğlenmeye geçtikten sonrasını, öncesi kadar net hatırlamıyorum.
Yok canııım, sarhoş falan olmadım.
Olmazdım, olamazdım.
Her saniyesini hatırlamak istediğim bir akşamdı.
Bir süre sonra elimize bir mikrofon geçti.
Zaten çoşuk durumdaydık, iyice çoştuk.
Sahne platformu üzerinde 4-5 kişi sürekli şarkı söylüyor,
Mikrofonu biri bırakıyor, biri alıyor.
Çok ama çook eğlendik.
De,
Haliyle,
bu kadar eğlenirken, gelinle damatla klasik bir tebrikleşme yaşamadığımızdan,
Resim çektirmemişiz!
Vallaha yok.
biz çektirmedik, saklambaç ortada kıvırıyordu, sel sürekli dolaşıyordu.
annemler de çektirmedi, e annem de ortada oynayıp duruyordu.
Oynamadığı zamanlarda da muhtemelen misafirlerle laflıyordu.
Klasik biçimde hiç yan yana gelememişiz dolayısıyla.
Gelin damatla tek resmim çok da alakalı olmayan devşirme bir grup içersinde sırıtırken, onda da sel yok zaten 8)) kim bilir neyin peşindeydi.
Efendiiiimmm....
Düğün bu yaz yaz bitmez tabi.
Frank Sinatra’lardan, rakkas geldi meydaneee’lere....
Queen’den hadi hadi hadiiii’ye uzanan bir yelpazede
Kah dans ettik, dans soytardık.
Bi ara kısçe’yi nikah masasında otururken buldum.
-ayaklar gitti di mi?
-yok aslında ayaklarım iyi de, midem kötü yaaa..
-yedin mi bişeyler.
-pek yemedim.
-içtin mi?
-çok az. Masada nikah sırasından kalan şampanya kadehi vardı, onu içtim şimdi 8)
-yiyecek bulayım sana.
-yok yiyemem ki.
Ama keşke yeseydi.
Bir süre sonra- ki muhtemelen ayrılmakta olan bir grupla mı vedalaşıyorduk bilmiyorum- kulağıma çalındı:
-gelin bayıldııııı
-neeeaaaa!!!!!
Kalabalığın toplandığı yere yürüdüm, yürüdük, kısçeyi birleştirilmiş sandalyelerde yatarken buldum.
Bizimkiler ve kendi annebabaabi grubu başında.
Kısçe baygın değil zaten, kendinde ama renk gitmiş.
Kardiş gayetle sakin
Ve fakat babası kısçe’den beter...........
Tamam tamam sakin.
Kısçe biraz ekmek falan yedi, kendine geldi.
Saat 12 civarıydı.
Daha 2-3 saat hoplar zıplarız diye planlarken, kısçe’ciğimin beti benzi atmış haline bakınca, e artık dağılalım dedik.
Zengin kalkışı yaptık!
Birden kalktık.

Uygun olsun, birden bitireyim.
Ayaklarım 15 cm platformlu ayakkabılar içinde “hiişş..aloooo” demeye başlamışken, “taaam yaaa” dedim bende.
Dinlenin artık.
dinlenelim artık
8)

not 1:
hayatımın unutulmaz günlerinden biriydi.
yıllar yıllar sonra da hatırlanacak, önemli tarihlerden biriydi 25 temmuz.
kardiş ve kısçe için özel bir hediye almadık biz.
beraber yaptığımız herşeyden daha özel bi hediye yoktu zaten.
bir kart aldık.
çok güzel bir kart.
yazdım içine.
ne hissettiğimi;
yıllar sonra hatıra olacak olan o tarihin o an için "şimdi" demek olduğunu ve bunu bilerek her saniyeyi coşkuyla yaşamamız gerektiğini.
ikisini de çok, çok sevdiğimi ve birbirlerini seçmiş oldukları için teşekkür etmek istediğimi.
yazdım.
kardiş kartı düğünden bir gece önceki o keyifli gecede okudu. sarıldık.
kısçe düğünün ertesi günü okuyabildi. okurken akmaya başlayan gözyaşları benimkileri de tetikledi. eni konu ağlayacaktık ki, toparlandık 8)
(çok duygusal bu kısçe'cim yaa, kıyamam!)

not 2:
düğündü işte, gittik eğlendik geldik nihayetinde ama neden bu kadar uzun uzun yazdım biliyor musunuz?
şimdi değil belki ama, seneler, seneler sonra, resimler kadar önemli olacak çünkü bu satırlar.
ve ben kaçırmak istemedim.

samimiyetle öperim canım sizi.
hepinizi.



merdiven tepesindeki saklambaç. düğün sonu