7 Temmuz 2009 Salı
kayıt altına almak için
bir sigara içimi denen sürenin 10 saat olmasını....
ben diliyorum şu an.
yok sigara falan içtiğimden değil.
penceremin önünden bu görüntü gitmesin diye. 8)
allahım kim buuu!!!!
nasıl yarattın yarebbim.
hangi ülkeden gönderdin buraya,
insan mı bu, erkek mi, tek mi, başka var mı benzerleri.....
ayyyhhhh..
bi fena oluyorum,
8)))
*****************
14:55 itibariyle:
başka bişey dileseymişim olacakmış, yeminle.
adam herhalde 95. sigarasını içiyor 8)))
az sonra köhür köhür öksürüp ölmezse eğer, kalan 3 saatte 3 paket daha içecek gibi görünüyor.
bi de,
gözleri küçükmüş.
tevekkeli değil habire gözlükle dolaşıyor, caka satıyordu.
bi gitti güneş, çıktı gözlükler,
biredpitt'in alası olan adam, çakma bired oldu.
hey allahım yaa, yeter git içeri içme sigara daha, ölüp gidecek gözümün önünde.
hadi bakiym!
6 Temmuz 2009 Pazartesi
bugün
övünmekti maksadım.
sonra "len, nispet ya da nisbet hangisi doğru ki" diye TDK'ya gittim.
nispet sözlükte yer alan biçimi ama arapça nisbet'den geliyor galiba.
yani ikisi de yanlış sayılmazdı.
neyse.
fakat baktım övünmekten ziyade kıskandırmak veya üzmek için yapılırmış.
vazgeçtim hemen.
üzmek mi!!
tam kaş yapayım derken göz çıkarmak olacaktı.
derdim sevincimi, mutluluğumu falan paylaşmak, övünmekti birazcık da.
ayyhhh..
uzattım ha!
şimdi baştan.
ben çok mutlu oldum bugün.
sabah telefonum çaldı, güvenlik görevlisi kargonuz var dedi.
öyle güzel bir hediye aldım ki.
kıskandırmadak kimseyi, yazıvereyim yine de, kendini bilir ilgili şahıs!
çoook seviyorum seni.
sonra
ünsüm yazmış, çok seviyorum seni, öyle güzel olsun haftan şaşırıp kal diye.
böyle pırıl pırıl oldu içim.
ağzım kulaklarımda duruyordum, duruyordum evet, yapmam gereken iş var ama, hataya gelmez. ben de kafamı veremiyorum.
derken,
penceremin tam önündeki tahta sandalyenin arkalığına bi çocuk saksağan kondu.
yeni palazlanmış.
cılız.
hani bunların gövdeler böyle şişman şişman yuvarlacık olur ya,
bunun ki cılız.
gözler de bebek gözü.
koca pörtlek şaşkın bakan bebe gözü.
annesi de geldi peşinden.
2 saksağan 1 metre ötemde.
annesi ağzına mama boşalttı, çocuk saksağan doğmadı, çekmedi ağzını.
ikisinin gagası arasında böyle tükürük salyası uzadı 8)))
anne uçtu, muhtemelen 2 metre ötede yerde duran kedi mamalarından kaçıracak yine.
bebe saksağan kafasını cama çevirdi.
gözgöze geldik.
camlar dışardan ayna olduğu için o beni görmedi
ben baktım şaşkın pörtlek gözlerinin içine.
sonra uçtu bu.
8))
masamda hediyem
kulağımda harika müzikler
ekranda içimi ısıtan sevgi sözleri.
şanslıyım yahu!
bi mutluyum.
e hi 8))
2 Temmuz 2009 Perşembe
senden başkaaaaa......
müzik arayışçısı olarak görev yapıyorum.
konu başlığı en sevdiklerim.
eski 45'likler.
e tabi, haliyle, tabiatıyla, kaçınılmaz olarak... takıldım kaldım.
hastasıyım yahu!
bakmayın burada böyle ciddi ciddi oturduğuma
içimdeki kız çocuğu çıplak ayakla hoplayıp zıplıyor senden başka senden başka diye.
bi göksel söylüyor, bi füsun önal.
yetmiyor nana mouskori de milise mou diye devam ediyor.
gözümün önünde masum yüzü ve kibar halleriyle emel sayın, ispanyol paça pantolonu ve açık düğmeli dar gömleğiyle tarık akan var. bilir misin o filmi, yalancı yarim. hani emel'i tarık'ın nişanlısı diye yutturmaya çalışırlar tarık'ın abisine, ki o da metin akpınardır. heyhat şaka gerçeğe dönüşür ve tarık, pazarcı kızı emel'e gerçekten aşık olur.
velhasıl gittim ben burdan, uçtum gittim.
"dizlerim titrer sen görününce, hani o gelişin var ya"
kısçe'ye yollamıştım, cevap geldi
"nasıl bişey bu yaaa, 100 kere dinlesem bıkmam bu şarkıyı" diye.
belli olan şu yani.
25 temmuz akşamı 2 karış topuklarımız, yerlerde sürünen eteklerimizle beraber gelin-görümce zıplayıp durucaz ortada:
senden başka senden başka sevemem ben hiç kimseyi
senden başka senden başka olamam senden başkasıylaaaaa........
arayışa devam ediyorum .
az sonra bim bam bom diye dolaşmayacağımın garantisini veremem.
ben versem de sen alsan? olma mı?
hedef: bilmemkaç
(kaç olduğunu yazmıyım, ilgili şahsın sözhakkı doğmasın)
bu hedef sayı, sel kişisinin kardişin düğüne kadar olmayı planladığı kiloyu belirten bir rakam.
yani kardişin düğünde o kiloda olmayı hedeflemişti kendine.
-mişti diyorum zira neredeyse 20 gün kaldı hala 3-4 kilo fark var ulaşılması istenen rakamla arasında.
yanlış anlama olmasın diye belirtiyorum.
mevcut kilosu hedef kilonun altında.
yani kilo vermesi değil, alması gerekiyor.
şimdiiiiii
bi düşün ey insanoğlu.
"akşam tv izlerken kola içeyim yanında da cips yiyeyim" fikrini cezbedici bulmaz mı bi insan?
hı?
hadi cipse burun kıvırdın, yağlı dedin.
hadi kolayı fazla tüketmek sağlığa zararlı dedin.
anlarım.
çok afedersiniz, çok ayıptır söylemesi ama,
çifte kavrulmuş tahin ilen pekmezin karışımı kasede, nutellaya taş çıkartırcasına beklerken,
kilo almak isteyen bir insan bunu nasıl görmezden gelir?
bıraksan beni, tamam pekmez (ki kendisi tarafımdan zemkep diye bilinir) katmam ama, şekerli su ile karıştırıp 9-10 dilim ekmekle yerim ben onu.
ne olurdu bi yolu olaydı da, kilo almak isteyen ve vermek isteyen insanlar aralarında anlaşmak suretiyle kilo alışverişi yapabileydi.
faydası belirsiz bi dünya şey için kafa patlatan bilim adamlarına sesleniyorum:
incik boncuk bi sürü şeyle uğraşıp, yok atom çarpıştıracaz, yok şunu bunu bulacaz diye ömür tüketeceğinize kamuoyunun sesine kulak verin.
takas edilebilen kilo
şişmanlatmayan çikolata
hatta
çıkmayan tüy gibi şeyler istiyoruz.
biraz gerçekçi olun.
not: hedeflediği kiloya ulaşacağına hiiiiç inancım yok, dediydi dersiniz, yazarım düğün sonu.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
temmuz
yoksa,
yediğim tuzlu fıstığın kabuklarını da, fıstıktan hariç yiyip, ay bunlar da pek lezzetliymiş, yemeklere tuz yerine bu kabukları katsam, hem boşa da gitmemiş olur, hı?
şeklinde hastalıklı bi düşünce dışında yazacak şeyim yok.
dilim tuzdan yandı zate.
22 Haziran 2009 Pazartesi
kısa mısa
>hafta sonu kardişin ev işleriyle geçti gitti. bişey anlamadık.
>dün, bi serçe güruhunun bağrışıyla pencereye koştum, ne oldu kavga mı var diye. bi de bakayım ki ne göreyim, manyak bi saksağan bi serçeyi yakalamış! diğer serçeler çığlık kıyamet bağırıyor. ay kendimi pencereden atıp kuşu kovalayacaktım neredeyse, neyse ki ben dışarı koşturma gayretindeyken (hayır dışarı çıksam ne yapıcam o da ayrı tabi, kafa durdu o sıra. kedi olsa anlarım koşup yakalama ümidimi ama, saksağan diyorum. ) neyse ben açılın çekilin diye dışarı fırlarken tam, serçecik kurtulmuş manyak saksağanın ağzından. hiç serçe avlayan saksağan görmemiştim. kudurmuş!
>ince ve çok yüksek topuklu ayakkabılarımı giydim. kalkıp mutfağa gidip çay alasım var ama o kadar tıkırdıyorum ki, dünyanın bir ucundan telefonla bizim odaya bağlı adamların dikkatini dağıtmamak için beklemek niyetindeyim.
>akşam saat 19'da apartmanımızın acil yönetim toplantısı var, iç çıkışı karnım aç zil çalar, ayaklarım çıkar beni şu ayakkabılardan diye bağırır ve canım sadece yemek yiyip yayılıp oturmak isterken, apartman sığınağında merkezi sistemden, bağımsız doğalgaza geçilsin mi mevzusunun tartışmasına katılacağım.
>ay geçilse bari de toplandığımıza değse, bütün yaz 250 lira bayılıp da kışın 15 dereceye uyanmak çok sinir bozucuydu.
>aha bitti konferans bana müsade, tıkırdaya tıkırdaya gidip bi çay alayım.
11 Haziran 2009 Perşembe
sıfatımıza şekil vermek
Dünkü giyim kuşam moda yazısının hemen akabinde bu kez sıfata şekil verme, bir yüzdür, gözdür, saçtır biçimlendirme mevzusunu işleyeceğiz.
Şimdi efendiiimmmm..
Nedir kadın milletinin makyajdan beklediği bir düşünelim?
Yok bi dakka vazgeçtim,
Ben kimim de kadın milleti adına konuşuyorum ki!
Kendi adıma konuşayım:
Şahsen benim makyajdan ilk anladığım gözdür efem.
Olmazsa olmaz makyaj malzemesi de maskaradır benim için.
Fondöten, pudra, kapatıcı mapatıcı sürmem özel zaman dışında.
Far konusunda da çok renksizim.
Allık sürerim de çabuk çıkar (3 kuruşluk malzeme kullanınca tabi)
Ruj desen genelde ilk çaya kadar.
Amaaaa..
Maskara, nam-ı diğer rimel öyle mi ya!
Akşama kadar duruyor, verdiğin para helal.
En çok onu severim.
Böyle uzuun uzuun kirpik olsun, yeter.
Yani demem o ki, en önemlisi gözdür makyajda benim için.
Şimdi örnek göz resimlerine bakalım.
Bakın sürmeli göz! Ne ka güzel.
Sonra buğulu göz modeli çerçey kızım. şu renge bakın.
Bunun için eğer kediyseniz birşey yapmanıza gerek yok,
Yok insansanız o kadar şanslı olmadığınızdan bişeyler yapın.
Maskara falan kullanın yani. Misal:
Gelelim ikinci elzem unsura.
Ten!
Göz nerde duruyor sevgili makyaj sever?
Yüzde değil mi.
O zaman yüzümüzü de bi el atalım bi zahmet.
Renklendirmek için fondöten uygun, ama dikkat edin çok aşırı koyu renk olmasın.
Bak bana ne biçim sürmüşüm!
Dudak önemli bak.
Ama diş de önemli be canım okur.
Misal şapşahane bi ruj buldun da boyadın dudağı.
E diş bu şekil olduktan sonra ne anladım ben, değil mi.
O sebeple diş böyleyse sen ruja vereceğin parayı biriktir önce dişi yaptır.
Eveeett, gözdü, yüzdü, dudaktı derken sıfatı toparladıysak sıra geldi saça.
Ona da şekil verdin verdin.
Veremedin artık gider bi berbere kırptırırsın anacım.
(berber!!! Moda-bakım falan sayfasıyım diye yola çık, berber diye bitir! Pü allah iyiliğini versin. Kuaför lafı bile eskimiş, saç tasarım olmuşken sen hala berber! Rezil!)
neyse artık yüzümüze gözümüze bulaştıra bulaştıra bir sayfanın daha altından kalktık allahın izniylen sevgili okur. kusura bakmıyacaksın, bu kadar maliyetle bu kadar oluyor. bu ne canım, ben de bişey var sandım da geldim diyorsan bi kolonyağ ikram edeyim de, git o havalı sayfalara bak. yada dur beni bekle ben de gelcem. ay ne güzel şeyler var o sayfalarda kıııızzz.. gideyim de azıcık bişey öğreneyim dimi.
hah, siz de esen kalın benim her halükarda dostum olan, tipe mipe bakmayan bilokumun yerlileri. ben yolu yanlışlıkla bu sayfaya düşen yabancı okurla birlikte esas güzellik sayfalarına gidiyorum. iki numara öğreneyim de geleyim bari. e hi 8)))