bazen söyleyecek söz olmuyor.
ne desen boş, ne desen denmiş oluyor zaten.
canım ecem,
sevgili magissa,
başınız sağolsun demekten başka ne var yapacak bilmiyorum.
sabır diliyorum.
22 Nisan 2009 Çarşamba
yazı mı bu şimdi.. saçma sapan notlar...
1- yarın 23 nisan neşe doluyor insan psikolojisindeyim bir nebze.
2- kot pantolon, kırmızı sıfır yaka penye giydim. e herıld kırmızı ruj sürdüm. cart!
3- dün akşam sel'in eski kotunu kestim, kendime çanta yaptım. aman bi neşeli bişey oldu ki. zamanında bi abiye için kullandığım bir kırmızı tül vardı. böyle gelin tülü gibi kırmızı bişey işte. onu da kemer yerinden geçirdim bağladım. çantanın üstüne de cam nazar boncukları diktim. sevdim. e hi 8)
4- gece önce 03:30, sonra 03:50 sonra da 04:30 da uyandıran çerçeye "bir daha denersen kapıdışarı olursun" dedim. denedi, kapı dışarı edildi. akşam gönlünü almalıyım.
5- yağmur öyle güzel yağıyor ki. yeşil yeşil!
6- sabah akşam suya elma sirkesi içip sağlıklı ve az yağlı olma arzusundayım. du bakali.
7- annem kız kuzen kafilesiyle belekte bi otelde tatilde. ne zaman arasam yok saunaya girdik, yok saunadan çıktık, yürüşten dönüyoruz falan diyip duruyor. nispet mi yapıyor ne! seneye ben de gideyim.
8- babam da antalyada tek başına kaldı. ihsan amca'nın vefatından sonra, bu tek başınalık dokunuyor olabilir ona. ne de olsa geçen sene annem otel keyfi sürerken o da ihsan amca ile takılıyordu. üüffff.. zor.
9- arabam bi pisti ki sorma. yağmur işe yarar mı dersin?
10- istanbuldan pazar günü dönen kardiş şimdi kayseri de, cumartesi de bursa da olacak. bak söylemedi demeyin, bu çocuk evlenecek vakit bulsa da, eşya meşya alacak vakit bulamayacaklar ha!
11- sürekli su içmek zayıflatır diyorlar ya, şundan o: malum, insan bünyesinin su kaldırma kapasitesi belli. bir devri daim olmak zorunda. e ihtiyaç hasıl oldukça da lüzumlu mekana gide gele dünyanın yolunu yürümüş oluyorsun toplamda. sen zayıflamayacaksın da kim zayıflayacak.
12- niye kırmızı oje sürmedim?
13- bak aklıma geldi. üniversitede bizim tiyatro kulübünde bi çocuk vardı. çok yazılırdı bana. yüz vermezdim ama körolasıca nezaketim ve kibarlığım yüzünden de hiç tersleyemez, hep saygılı davranırdım. hatırlıyorum, bir tiyatro festivaline gidiyoruz başka bir şehre. uzun yol. ay bu otobüste yanıma oturmasın diye ter dökmüştüm. okul sonrası da devam etti ısrarlı çabalar. sonunda bir gün babamın telefonda yaptığı ve benim nezaketime taban tabana zıt çıkışı sonucu (resmen dövmüş çocuğu, ay çok ayıp olmuştu) ısrarı sona ermişti. neyse işte. o adam (artık çocuk değil adam diye bahsedilecektir) feysbukta bulmuş beni, habire ekleme isteği yolluyor. 5-6 kez reddettim, yine talep geliyor. şeyi sorucam. birini reddettiğinde o kişi reddedilmiş olduğu bilgisini görmüyor mu? yani talebi reddettiğinde, sadece kabul etmemiş mi oluyorsun, yoksa "tamam gördüm ama kabul etmiyorum" demiş mi oluyorsun? cep telefonunu açmamak gibi mi, meşgule düşürmek gibi mi yani? hı?
14-bu yukardaki maddeyi ne gereksiz uzatmışım yav. 13 bi de. ay bi uğursuzluk olmasın!
15- üf bak sinirim bozuldu, bi sapığım eksik ha!
16- len? hakikaten sapık mapık olmasın bu?
17- kendi kendini gaza getirip korkutma dalında mansiyon alırım gibi dimi?
18- evet evet seneye annemlerle ben de gideyim yav. negzel olur.
19- yeni mamul çantamı doldururken fotoğraf makinasını dışarda bırakmasaydım, çantanın resmini çekerdim şimdi, gösterirdim size.
20- ben susup gidiyim, ama siz sevinmeyin yazı bitti diye. ayıp!
2- kot pantolon, kırmızı sıfır yaka penye giydim. e herıld kırmızı ruj sürdüm. cart!
3- dün akşam sel'in eski kotunu kestim, kendime çanta yaptım. aman bi neşeli bişey oldu ki. zamanında bi abiye için kullandığım bir kırmızı tül vardı. böyle gelin tülü gibi kırmızı bişey işte. onu da kemer yerinden geçirdim bağladım. çantanın üstüne de cam nazar boncukları diktim. sevdim. e hi 8)
4- gece önce 03:30, sonra 03:50 sonra da 04:30 da uyandıran çerçeye "bir daha denersen kapıdışarı olursun" dedim. denedi, kapı dışarı edildi. akşam gönlünü almalıyım.
5- yağmur öyle güzel yağıyor ki. yeşil yeşil!
6- sabah akşam suya elma sirkesi içip sağlıklı ve az yağlı olma arzusundayım. du bakali.
7- annem kız kuzen kafilesiyle belekte bi otelde tatilde. ne zaman arasam yok saunaya girdik, yok saunadan çıktık, yürüşten dönüyoruz falan diyip duruyor. nispet mi yapıyor ne! seneye ben de gideyim.
8- babam da antalyada tek başına kaldı. ihsan amca'nın vefatından sonra, bu tek başınalık dokunuyor olabilir ona. ne de olsa geçen sene annem otel keyfi sürerken o da ihsan amca ile takılıyordu. üüffff.. zor.
9- arabam bi pisti ki sorma. yağmur işe yarar mı dersin?
10- istanbuldan pazar günü dönen kardiş şimdi kayseri de, cumartesi de bursa da olacak. bak söylemedi demeyin, bu çocuk evlenecek vakit bulsa da, eşya meşya alacak vakit bulamayacaklar ha!
11- sürekli su içmek zayıflatır diyorlar ya, şundan o: malum, insan bünyesinin su kaldırma kapasitesi belli. bir devri daim olmak zorunda. e ihtiyaç hasıl oldukça da lüzumlu mekana gide gele dünyanın yolunu yürümüş oluyorsun toplamda. sen zayıflamayacaksın da kim zayıflayacak.
12- niye kırmızı oje sürmedim?
13- bak aklıma geldi. üniversitede bizim tiyatro kulübünde bi çocuk vardı. çok yazılırdı bana. yüz vermezdim ama körolasıca nezaketim ve kibarlığım yüzünden de hiç tersleyemez, hep saygılı davranırdım. hatırlıyorum, bir tiyatro festivaline gidiyoruz başka bir şehre. uzun yol. ay bu otobüste yanıma oturmasın diye ter dökmüştüm. okul sonrası da devam etti ısrarlı çabalar. sonunda bir gün babamın telefonda yaptığı ve benim nezaketime taban tabana zıt çıkışı sonucu (resmen dövmüş çocuğu, ay çok ayıp olmuştu) ısrarı sona ermişti. neyse işte. o adam (artık çocuk değil adam diye bahsedilecektir) feysbukta bulmuş beni, habire ekleme isteği yolluyor. 5-6 kez reddettim, yine talep geliyor. şeyi sorucam. birini reddettiğinde o kişi reddedilmiş olduğu bilgisini görmüyor mu? yani talebi reddettiğinde, sadece kabul etmemiş mi oluyorsun, yoksa "tamam gördüm ama kabul etmiyorum" demiş mi oluyorsun? cep telefonunu açmamak gibi mi, meşgule düşürmek gibi mi yani? hı?
14-bu yukardaki maddeyi ne gereksiz uzatmışım yav. 13 bi de. ay bi uğursuzluk olmasın!
15- üf bak sinirim bozuldu, bi sapığım eksik ha!
16- len? hakikaten sapık mapık olmasın bu?
17- kendi kendini gaza getirip korkutma dalında mansiyon alırım gibi dimi?
18- evet evet seneye annemlerle ben de gideyim yav. negzel olur.
19- yeni mamul çantamı doldururken fotoğraf makinasını dışarda bırakmasaydım, çantanın resmini çekerdim şimdi, gösterirdim size.
20- ben susup gidiyim, ama siz sevinmeyin yazı bitti diye. ayıp!
21 Nisan 2009 Salı
şaşırdım buna.
cumartesi akşama doğru, ulusa gittik sel ile bi iş için.
arabayı bir sokağa park ettik, gideceğimiz yere yürüdük.
kalabalığın arasında, elim sel'in elinde hızlı hızlı yürüken,
heykelin civarında, meydanda oturan bir grup insan arasında biri dikkatimi çekti.
bir genç kız.
üzerinde bol bir kot,
erkeksi ayakkabılar,
uzun kollu bir penye üzerinde kısa kollu bir tişort daha.
bacaklarını birbirine 90 derece açıyla açmış oturuyor meydandaki alçak kaldırım taşında.
bir elinde bir tespih, sallıyor.
diğerinde sigara
erkeksi bir tavır içinde tutuyor ve içiyor,
oldukça (!) bıyıklı
ve türbanlı.
yemin ederim türbanlı olmasa kız olduğunu asla tahmin etmezdim.
bıyıkları değil derdim ama,
33lük tespih sallayan ve kaldırım kenarında sigara içen birinin, bir de o oturuş şekliyle,
"dişi" olduğunu ima eden tek şey türbanıydı.
bi an şaşırdım, dönüp tekrar bakma ihtiyacı hissettim.
sel sordu bişey mi oldu diye.
(ulus civarında fazlaca korumacı bir hal içerisine giriyor 8))
bi kız gördüm dedim.
-eee..?
-tespih sallıyordu! türbanlıydı, bıyıklıydı ve tespih sallıyordu!
sanırım yeniyetme bir genç kız.
yaşı çok büyük değildi diye tahmin ediyorum.
giyimi kuşamı-tarzı-oturuşu-sigarayı tutuşu ve tespih hakimiyeti başındaki türbanla öyle zıt bir görüntü yaratmıştı ki gerçekten şaşırdım.
sigaradan hoşlanmıyorum.
kadında bıyıktan da 8)
tespihten de,
aslında türbandan da.
ama hepsinin bir arada olacağı böyle bir örnek görmek....
gerçekten etkiledi beni.
kızcağız o türbanı cinsel cazibe yaratmamak için taktıysa eğer,
fena halde ters olmuş.
zira üzerindeki en kadınsı şey türbandı.
şaşırdım.
adının hamza olduğunu söylese daha fazla şaşırmazdım!
arabayı bir sokağa park ettik, gideceğimiz yere yürüdük.
kalabalığın arasında, elim sel'in elinde hızlı hızlı yürüken,
heykelin civarında, meydanda oturan bir grup insan arasında biri dikkatimi çekti.
bir genç kız.
üzerinde bol bir kot,
erkeksi ayakkabılar,
uzun kollu bir penye üzerinde kısa kollu bir tişort daha.
bacaklarını birbirine 90 derece açıyla açmış oturuyor meydandaki alçak kaldırım taşında.
bir elinde bir tespih, sallıyor.
diğerinde sigara
erkeksi bir tavır içinde tutuyor ve içiyor,
oldukça (!) bıyıklı
ve türbanlı.
yemin ederim türbanlı olmasa kız olduğunu asla tahmin etmezdim.
bıyıkları değil derdim ama,
33lük tespih sallayan ve kaldırım kenarında sigara içen birinin, bir de o oturuş şekliyle,
"dişi" olduğunu ima eden tek şey türbanıydı.
bi an şaşırdım, dönüp tekrar bakma ihtiyacı hissettim.
sel sordu bişey mi oldu diye.
(ulus civarında fazlaca korumacı bir hal içerisine giriyor 8))
bi kız gördüm dedim.
-eee..?
-tespih sallıyordu! türbanlıydı, bıyıklıydı ve tespih sallıyordu!
sanırım yeniyetme bir genç kız.
yaşı çok büyük değildi diye tahmin ediyorum.
giyimi kuşamı-tarzı-oturuşu-sigarayı tutuşu ve tespih hakimiyeti başındaki türbanla öyle zıt bir görüntü yaratmıştı ki gerçekten şaşırdım.
sigaradan hoşlanmıyorum.
kadında bıyıktan da 8)
tespihten de,
aslında türbandan da.
ama hepsinin bir arada olacağı böyle bir örnek görmek....
gerçekten etkiledi beni.
kızcağız o türbanı cinsel cazibe yaratmamak için taktıysa eğer,
fena halde ters olmuş.
zira üzerindeki en kadınsı şey türbandı.
şaşırdım.
adının hamza olduğunu söylese daha fazla şaşırmazdım!
17 Nisan 2009 Cuma
16 Nisan 2009 Perşembe
sene 1934
güçlü bir kadındı babaannem.
babasını tanımamış.
erkenden ölüp gidince babası, annesi tekrar evlenmiş.
iyi bir üvey babası olmuş, bilmem, öyle söylerdi.
neyse ki öylemiş.
zira anne de gencecik ölüp gitmiş.
henüz onlu yaşlarda tek başına kalmış.
kardeşi de yoktu babaannemin, kardeşe çok özenirdi.
anne yok, baba yok, kardeş yok.
bilmem karakterinden, bilmem şartlardan.
güçlenmiş, biraz sertleşmiş, biraz bencilleşmiş.
bi nişan hikayesi anlatmıştı bana.
bilmem neden, biriyle nişanlanmış.
yanlış hatırlamıyorsam, annenin ölümünden sonra, yanına gittiği dayı sebep olmuş olabilir.
ortaokulu bitirince, evlenmesi gerektiğine karar vermiş olacaklar, zengin bir adamın oğluyla nişanlamışlar.
nişanda,
damat adayı babannemin yanına gelip oturup,
daha ağzını açar açmaz,
benim şu kadar bağlarım var, bahçelerim var, şöyle şöyle üzümlerim var... diye övünmeye başlayınca,
yok demiş babaannem, olmaz!
bırakıp gitmiş.
iyiki de gitmiş.
hiç tanıma şansı bulamadığım dedeme çok aşık olmuş.
severek evlenmiş.
kaybının üstünden 20 - 25 sene geçmişken bile
hatırlayınca burnumun direği sızlıyor hala, hiç geçmedi derdi.
zor kadındı babaannem.
nur içinde yatsın.
babaannemden bahsetmemin sebebi, şimdi resmini koymak istediğim bir kaç sayfa aslında.
babaannemin okul yıllarındaki hatıra defterinin sayfaları.
asıl yazı konusu o.
asıl yazı konusu "yazı" yani.
şimdi, demem o ki,
ne oldu da, nasıl oldu da biz böyle yazan, konuşan bir toplumdan,
değiştik.
çirkinleştik.
bir bakarmısınız şu yazıların bütünündeki görsel zerafete, nasıl zarif ve özenli. hayranım harflerin her birine.
mevzu sadece özenerek yapılmış harfler, güzel bir el yazısısı değil üstelik. içerik.
yandaki resimde bir kısmını gördüğünüz hatıra yazısı, yazanın, hayatından ve yaşadıklarından ne kadar şikayetçi olduğunu, bundan çıkarttığı dersler ile de, bu sevgili arkadaşına nacizhane öğüt verme arzusunda olduğunu anlatıyor bir edebi dille.
şöyle başlıyor:
"kardeşim muzaffer,
benden hatıra yazmamı istiyorsunuz, siz muhterem ve temiz kalpli kardeşime neler yazmalıyım ki geçirdiğimiz şu bir senelik hayatı, istikbalde siz kardeşime hatırlatabileyim."

sonra şu yandaki sayfaya bakarmısınız, ne kadar güzel değil mi? word'un bir yazı fontu değil ki bu, elle yazılmış bir sayfa!
ve bu yandaki.
diğer iki erkek arkadaşın aksine, bu sayfanın yazarı bir kız. anlaşılan da samimi bir arkadaş, çünkü hitap teklifsiz:
"sevgili muzu"
arkadaşına kısaca muzu diyecek kadar yakınlığı olan birinden beklenmedik biçimde siz diye devam ediyor sayfa:
"size bu çirkin yazımı yazmaktan maksadım, elbette bir gün ayrılırız. işte o zaman çirkin bedbaht nevini ve arkadaşlarını hatırla, olmaz mı şeker kız?"
ne kadar hoş değil mi?
hitap sizli bizli olsa da, samimiyet belli.
tarihi de gözden kaçırmayın lütfen.
bundan 75 sene öncesi.
ya şu aşağıdakine ne demeli? Belkıs Hanımı pek sevdim ben. bakar mısınız hitaba:

"Kalbimin şen bülbülü cici Muzaffer,
canım sizin bu güzel defterinizi şu çirkin satırlarımla karalıyorum"
haha 8)
bu şahane yazıya çirkin diyen tatlı Belkıs Hanım, şimdi yazı diye çiziktirdiğimiz biçimsiz karalamaları görse güler miydi acaba?
sayfalarını fotoğrafladığım bu küçük defter, yaklaşık 8-9 cm genişliğinde, 12-13 cm yüksekliğinde bir ufak not defteri.
bende, çekmecemde duruyor.
zaman zaman çıkartıp yazılanları okuyorum, sayfaları seyrediyorum ve
babaannemin tek kız torunu olarak (kalarak demeliyim) ona sahip olmakta haklı ve şanslı olduğumu düşünüyorum.
Alper babaannesinden bahsedince, 11 yıl önce ölen babaannemi hatırladım ve paylaşmak istedim.
hem de istedim ki,
şimdi çirkinliği, özensizliği, basitliği, teklifsizliği tarz zannedip övünüyorken,
75 sene öncenin samimi sıcak ve bir o kadar da şık insanlarına bir gülücüklük yer bulalım kalbimizde.
samimiyetle öpüyorum sizi canım 8)
babasını tanımamış.
erkenden ölüp gidince babası, annesi tekrar evlenmiş.
iyi bir üvey babası olmuş, bilmem, öyle söylerdi.
neyse ki öylemiş.
zira anne de gencecik ölüp gitmiş.
henüz onlu yaşlarda tek başına kalmış.
kardeşi de yoktu babaannemin, kardeşe çok özenirdi.
anne yok, baba yok, kardeş yok.
bilmem karakterinden, bilmem şartlardan.
güçlenmiş, biraz sertleşmiş, biraz bencilleşmiş.
bi nişan hikayesi anlatmıştı bana.
bilmem neden, biriyle nişanlanmış.
yanlış hatırlamıyorsam, annenin ölümünden sonra, yanına gittiği dayı sebep olmuş olabilir.
ortaokulu bitirince, evlenmesi gerektiğine karar vermiş olacaklar, zengin bir adamın oğluyla nişanlamışlar.
nişanda,
damat adayı babannemin yanına gelip oturup,
daha ağzını açar açmaz,
benim şu kadar bağlarım var, bahçelerim var, şöyle şöyle üzümlerim var... diye övünmeye başlayınca,
yok demiş babaannem, olmaz!
bırakıp gitmiş.
iyiki de gitmiş.
hiç tanıma şansı bulamadığım dedeme çok aşık olmuş.
severek evlenmiş.
kaybının üstünden 20 - 25 sene geçmişken bile
hatırlayınca burnumun direği sızlıyor hala, hiç geçmedi derdi.
zor kadındı babaannem.
nur içinde yatsın.
babaannemden bahsetmemin sebebi, şimdi resmini koymak istediğim bir kaç sayfa aslında.
babaannemin okul yıllarındaki hatıra defterinin sayfaları.
asıl yazı konusu o.
asıl yazı konusu "yazı" yani.
şimdi, demem o ki,
ne oldu da, nasıl oldu da biz böyle yazan, konuşan bir toplumdan,
değiştik.
çirkinleştik.
bir bakarmısınız şu yazıların bütünündeki görsel zerafete, nasıl zarif ve özenli. hayranım harflerin her birine.
mevzu sadece özenerek yapılmış harfler, güzel bir el yazısısı değil üstelik. içerik.
yandaki resimde bir kısmını gördüğünüz hatıra yazısı, yazanın, hayatından ve yaşadıklarından ne kadar şikayetçi olduğunu, bundan çıkarttığı dersler ile de, bu sevgili arkadaşına nacizhane öğüt verme arzusunda olduğunu anlatıyor bir edebi dille.
şöyle başlıyor:
"kardeşim muzaffer,
benden hatıra yazmamı istiyorsunuz, siz muhterem ve temiz kalpli kardeşime neler yazmalıyım ki geçirdiğimiz şu bir senelik hayatı, istikbalde siz kardeşime hatırlatabileyim."
sonra şu yandaki sayfaya bakarmısınız, ne kadar güzel değil mi? word'un bir yazı fontu değil ki bu, elle yazılmış bir sayfa!
diğer iki erkek arkadaşın aksine, bu sayfanın yazarı bir kız. anlaşılan da samimi bir arkadaş, çünkü hitap teklifsiz:
"sevgili muzu"
arkadaşına kısaca muzu diyecek kadar yakınlığı olan birinden beklenmedik biçimde siz diye devam ediyor sayfa:
"size bu çirkin yazımı yazmaktan maksadım, elbette bir gün ayrılırız. işte o zaman çirkin bedbaht nevini ve arkadaşlarını hatırla, olmaz mı şeker kız?"
ne kadar hoş değil mi?
hitap sizli bizli olsa da, samimiyet belli.
tarihi de gözden kaçırmayın lütfen.
bundan 75 sene öncesi.
ya şu aşağıdakine ne demeli? Belkıs Hanımı pek sevdim ben. bakar mısınız hitaba:
"Kalbimin şen bülbülü cici Muzaffer,
canım sizin bu güzel defterinizi şu çirkin satırlarımla karalıyorum"
haha 8)
bu şahane yazıya çirkin diyen tatlı Belkıs Hanım, şimdi yazı diye çiziktirdiğimiz biçimsiz karalamaları görse güler miydi acaba?
sayfalarını fotoğrafladığım bu küçük defter, yaklaşık 8-9 cm genişliğinde, 12-13 cm yüksekliğinde bir ufak not defteri.
bende, çekmecemde duruyor.
zaman zaman çıkartıp yazılanları okuyorum, sayfaları seyrediyorum ve
babaannemin tek kız torunu olarak (kalarak demeliyim) ona sahip olmakta haklı ve şanslı olduğumu düşünüyorum.
Alper babaannesinden bahsedince, 11 yıl önce ölen babaannemi hatırladım ve paylaşmak istedim.
hem de istedim ki,
şimdi çirkinliği, özensizliği, basitliği, teklifsizliği tarz zannedip övünüyorken,
75 sene öncenin samimi sıcak ve bir o kadar da şık insanlarına bir gülücüklük yer bulalım kalbimizde.
samimiyetle öpüyorum sizi canım 8)
15 Nisan 2009 Çarşamba
hoş değil ama bunlar.
* haz testinden sınıfta kalmam. ben bunu sel'in başına vururum ama 8(
* öğlen hafif yiyeyim az kalori alayım diye layt yoğurt ve grissiniye talim eden şahsımın, haz testinden sınıfta kalmamın da verdiği hırsla gidip kocca bi plaka çikolata alması. kasadan layt yoğurt ve fıstıklı çikolata geçirdim 8(
* sardığım saçlarımın beni sakil bir bonus görünümüne sokmuş olması. üüfff.. neyine senin saç sarmak! hazsız kişi seni!
* boynumun 1 karış altında meydana gelen tutulma. başımı öne eğerken zorlanıyorum.
* kırmızı siyah pötikareli minik kollu gömleğimin kol bitiş yerinin bende sürekli sütyen askım düşmüş hissiyatı uyandırması. bi kol orda bitmemeli.
* saatin daha 13:50 olması 8(
* öğlen hafif yiyeyim az kalori alayım diye layt yoğurt ve grissiniye talim eden şahsımın, haz testinden sınıfta kalmamın da verdiği hırsla gidip kocca bi plaka çikolata alması. kasadan layt yoğurt ve fıstıklı çikolata geçirdim 8(
* sardığım saçlarımın beni sakil bir bonus görünümüne sokmuş olması. üüfff.. neyine senin saç sarmak! hazsız kişi seni!
* boynumun 1 karış altında meydana gelen tutulma. başımı öne eğerken zorlanıyorum.
* kırmızı siyah pötikareli minik kollu gömleğimin kol bitiş yerinin bende sürekli sütyen askım düşmüş hissiyatı uyandırması. bi kol orda bitmemeli.
* saatin daha 13:50 olması 8(
14 Nisan 2009 Salı
nokta nokta numerolu yazı
- bahçedeki kız kedi hamile. bi doğursa da sevsem.
- ön tarafta kedi hakimiyeti varken, şirketin arka tarafının baktığı kısımda bir anne köpek ve 9 yavrusu var. evet evet yanlış değil, yazıyla dokuz. böyle bir karış civarında topik topik bebeler koşuyor köpişin ardından. 9 tane. insan saldırıp sevmemek için dilini ısırıyor. gidip ellemedim, zira, yavrularıyla oynarken pek tatlı görünen anne, insan karşısında nasıl davranır bilemiyorum. camdan izliyoruz. gidip seven yok henüz.
- çerçey salağı seher vakti kafamızın üstünden koşarak geçme huyu edindi. çok eğleniyor belli. yastıklar ile yatak başı arasından koşarak geçiyor biz uyurken. sel tarafından başlıyor, benim taraftan iniyor. yatağın ayak ucundan dolaşıp yine sel tarafından çıkıp, koşarak benim taraftan iniyor. azarlanıp kapı dışarı edilene kadar tekrarlıyor bunu. manyak evet.
- pırlanta değil elmas seviyorum (ne alaka demeyin. bütünlük aramayın yazıda) eski görünümlü olsun, pırlanta gibi ışıldamasın istiyorum. da, elmas yüzüklerin suya değince zarar görebileceğini duyan oldu mu? altı açık olmadığı için su içerde kalıp bozabiliyormuş. suya değmeyecekmiş. hele köpürteyim de fırçalayayım denmeyecekmiş zinhar. hı? öyle mi?
- niye bi eski takıntısı var bende bilmiyorum
- habire pirinç pilavı yapıyorum. çünkü karka çok seviyor. (karka ne diyen 9 nisan yazısını okusun) ayıptır söylemesi ben de pirinç pilavını güzel yapıyorum. ve fakat şansıma bak ki, sel pirinç pilavı sevmiyor. o sebeple evde yaptığım pilav sayısı sınırlıdır. ama geçen ameliyat sonrası kardişte yaptım pilav. kardiş zaten severdi, karka da bayıldı. ondan beridir 3-4 kere gidip pilav yaptım. çocukceğizler yiyor.
- kardiş hafta sonu balık yapmış, dün bizi de çağırdı yiyelim diye. karka sadece kızartma balık severmiş, bizimkinin folyo balığı beğenmedi. biz yedik. yemek sonrası ben kalkıp yine pilav yaptım 8)
- dün akşam balığın yanına rakı eşlik ettirdi kardiş ve sel. karka rahatsız içemiyor. ben de içmedim. hesapta yemek yiyip kalkacaktık. sohbet açıldı, çok eğlenceli oldu. bi güldük gözlerimden yaş indi. sonra içkili kocayı alıp eve götürdüm. çakırkeyf oldum diyen bir şahsın yan koltukta oturup, habire "yavaş git, şuna dikkat et, sağdan devam et, aman yavaş, sinyal ver, kasis var, çok yaklaşma, vıdı vıdı... " şeklinde müdaheleci olması komik değil mi?
- çıbık konusunda balıkçıoğlu galetalarını pek severim. ama geçenlerde hamur plus diye bir grissini buldum, biberiyeli olanı pek güzel. aferim. beyle ince ince de yapmışlar, güzel yeniyo.
- allık almam lazım.
- esasında maskara da almam lazım. ne alsam ki, oooo süperdir diyeceğiniz bişey?
- kitap sor, maskara sor... ben de sizi danışma yaptım valla. mahsuru yok dimi? yok canım, ne mahsuru olacak 8)
- kahve falı bakan olsa da bi baktırsam nasıl sevinirim.
- bari gidip bi nescafe içeyim.
- öpeyim.
not: aaaa.. bu ne yaa. nokta koydum maddelerin başına, yayınladım, baktım noktalar yok! hadi dedim numero koyayım, başlığı da numerolu yazı yapayım, yayınladım baktım numerolar da görünmüyor. ay ben bunu döverim! ne noktası var ne rakamı var... uğraşamıycam valla bizzat her satırın başını işaretliycem diye. üf! manyağa bak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)